let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
No title available
Lint Roller? I Barely Know Her

JBB: An Artblog!
wallacepolsom
$LAYYYTER
Xuebing Du
Mike Driver

JVL

ellievsbear
Three Goblin Art

Kiana Khansmith
trying on a metaphor
sheepfilms
Today's Document

PR's Tumblrdome

Love Begins

izzy's playlists!
styofa doing anything
No title available

seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from Morocco
seen from Argentina

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from Canada
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@mydeeplife
The morning after the ovulation
her son böyle bir öpücükle bitmeli
Parmaklarını geceliğimin askısına takıp omzumdan aşağı kaydırdı ve köprücük kemiğime öpücükler sıralayarak tüm duyularımı ayağa kaldırdı. Bütün vücudumu gevşetti. “Söylesene, Raeve...” Boynuma bir öpücük daha kondurdu ve bir sonraki cümlesini kulağımın dibinde mırıldandı. “Rüyalarında seni nasıl beceriyordum?
Kaan geceliğimin askısını kolumdan aşağı kaydırarak sızlayan mememi açığa çıkardı ve başparmağını sertleşen meme ucuma değdirdi. “Sert mi oynuyorduk, nazik mi?”
Parmakları siyah geceliğimin bir araya toplanan katlarının üstünden kayıp göbek deliğimi okşarken boynama bir öpücük daha kondurdu.
“Seni sırılsıklam edene, titretene ve aklını başından alana kadar oynuyor muydum seninle? Seni almam için haykırana kadar?”
Dişlerini boynuma değdirdi ve irkildim.
Evet, Kaan. Rüyalarımda sana haykırıyordum. Dudaklarımda isminin sıcaklığıyla ve elinin bana yaptıklarının anılarıyla zonklayarak uyanıyordum...
Tam şu anda olmasına ihtiyacımın olduğu yerde. Kalçamın üstünden kayarak aşağı doğru inen dokunuşuna teslim olarak kıçımı gittikçe kabaran aletine bastırdım.
Daha aşağı.
Yavaşça döndüm ve sağ bacağımı kaldırınca geceliğimin etek ucu uyluğumdan yukarı sıyrıldı. Kaan kumaşı biraz daha yukarı iterek beni tamamen çıplak bıraktı.
İniltiye benzer bir sesle, “Sana çok sert mi sahip oldum?” derken parmaklarını girişimin üstünden kaydırarak beni araladı ve yanıp tutuşan bacak aramın üstünde gezdirdi.
Bir kez daha.
Bir kez daha.
İki parmağı sinir uçlarımın toplandığı hassas çıkmanın üstünde daireler çizerken boynuma öpücükler kondurdu ve içimin düğümlenmesine neden oldu. “Yoksa derin ve yavaş mıydı?”
“Hepsi birden,” diye inledim ve göğsünden bir hırılu yükselirken parmaklarını kaygan ve alev alev yanan içime doğru itti. İçime yayılan haz beni titretti. Telaşsız bir itiş daha ve bacaklarımı iyice aralayarak elimi tıpkı rüyamda yaptığım gibi kolundan aşağı kaydırdım. Kendi parmaklarımla onu sızlayan sıcaklığıma biraz daha bastırdım ve aynı aç ritimle ona sürtündüm. Kulağımın kenarını hafifçe ısırdı ve sonra yıkıcı bir şefkatle öptü.
Elini apış aramda tutarak ritmik bir şekilde hareket ettikçe, tenimin aç ve şişkin bir sıcaklıkla biraz daha ısındığını hissediyordum.
Islak bir sıcaklıkla.
Arzu dolu.
Boynumun yan tarafına kondurduğu öpücük memelerimdeki karıncalanmada yankı buldu. Göbek deliğimin aşağısında.
İçimde.
Tüm bağ dokularım seğirerek gerilirken, vücudum parmaklarının doldurduğu içimde büyüyen bir hazla çalkantılı yolculuğunu derinleştiriyordu.
Boynumu tekrar öpmesi için sözsüz bir taleple başımı yana yatırdım ve tenimin o hassas uzantısını doymak bilmeyen bir özgüvenle öpücüklere boğarken zevkle inledim. Dilinin aynı şeyi başka yerlerime de yaptığını hayal ederek. Göbek deliğimin aşağısında kalan tüm sinir uçlan seğirmeye başladı ve seğirme beni konuşamaz hâle getirecek kadar yoğunlaştı.
Düşünemeyecek hâle.
Nefes alamayacak hâle.
Boynuma bir öpücük daha kondurdu ve vücudumdaki tüm kaslar aç bir şiddetle kasıldı. Bir toprak kayması gibi içimi yırtan ve beni peş peşe patlayıcı haz dalgalarına salan bir boşalma yaşadım.
Parmaklarını usulca geri çekti ve bir yandan kulağımın altındaki
bir noktaya öpücükler kondurarak hassas tomurcuğumu usul usul okşarken boğazımdan bir inilti yükseldi. Beni yeniden tırmandırıyordu. İlmek ilmek çözüyordu.
Bacak aram zonklamaya devam ederken ve Kaan’ın alçak ve hâlinden hoşnut inlemesi içimi sarsarken kafamı sallayarak güldüm. Başım öylesine dönüyordu ki bulutların arasında dans etmediğime bin şahit gerekti. Keşke bu hayali varoluş hâlini sonsuza dek yaşayabilseydim.
Burada her şey iyiydi. Bütün ve mutluluk verici.
Özgür.
Ağzımın kenarına bir öpücük kondurdu ve etkisi yavaş yavaş uzaklaşan boşalmama rağmen uyluklarımın arasına yeni bir elektriklenme saldı.
Dikkatimi arkama dayalı duran sertliğine verirken dilimin altındaki kaslar karıncalanıyordu...
Kollarının arasından sıyrıldım ve elim pantolonunun tokasına uzanıp düğmeyi açarken gözleri alev aldı.
Pantolonu aşağı çekerek çıkardım.
Pantolonunu bir kenara attıktan sonra bacaklarımı iki yana açıp aç bakışlarımı vücudunda dolaştırarak üstüne bindim. İpek çarşaflara sarılmış bir sanat eseriydi. Ucu neredeyse göbek deliğine ulaşan erkekliği karnının üstüne uzanmıştı.
Elini kaldırıp yüzümü avuçladı ve bana o küçük ve yamuk evde baktığı gibi baktı. Düşen bir ayı benim için yakalamaya hazırmış gibi. Ama bu kez bakışları beni rahatsız etmedi çünkü anıları kum birikintilerinden biçimlendiriyorduk. Bir sonraki sağanak yağmura kapılıp silinecek türden anılar.
O bakışa kurtuluşum ondaymış gibi, yüzümü eline sürterek
baktım.
Elimi elinin üstüne koyarak.
Kaşları çatılarak inledi. “Muhteşemsin.”
Kalbim tekledi.
O sözcükler...
Gözlerindeki bakış...
Yüzümü tutuşu...
Ona hayranlığım bir gıdım azalmadan sonsuza dek bakabilirdim. Elluin’i ondan uzağa götüren şey her neyse can yaktığının bir kanıtı daha.
Tek kaşımı kaldırdım ve acıklı havayı dağıtma çabasıyla, “Siz önyargılısınız, Majesteleri. Ve belki de karnınıza bir yarık açmama defalarca ramak kaldığını unutuyorsunuz.”
“Hayır. Kahrolası bir saplantı içindeyim,” diye inleyerek diğer elini de yüzüme koydu ve beni ileri çekti.
Dudaklarımız birbirine çarptı ve sertleşmiş erkekliğine sürtünerek bacak aramdaki aç zonklamayı yeniden tutuştururken boğazından yükselen boğuk sesleri âdeta yuttum. Parmaklan bir kuştüyü hafifliğiyle, dokunuşıiyla kavislenen belkemiğimden aşağı kaydı ve sert elleri kalçalarımı kavrayarak beni daha derine çekti.
“I am asleep. This is a dream.” “Then it is a good dream.”
The Lord of the Rings: The Two Towers
Desire arises spontaneously
Without the need for permission...
Kalçamın altına koyduğu yastık sayesinde henüz menisi içimden akmadığı için kolayca içeri süzüldü. Tamamen içime girdiğinde karnım kasıldı, sonra çekilince biraz daha kasıldı ve beni yavaş yavaş bağımlısı yaptığı nefis sürtünmeyi yine hissettim. Bu sefer benimle sevişirken dudaklarını benimkinden ayır madı. Dudaklarımın bir köşesinden diğerine beni nazikçe öptü. Ne yüzümde ne de vücudumun geri kalanında dokunulmadık bir milim ten bıraktı. Parmak uçları kaburgalarımın üzerinde gezindi, kıvrımlanma dokundu, sonra da ulaşabildiği her ye- rimi okşadı. Teni ısındıkça kokusu yoğunlaştı ve kömür lekeli, tuzlu küçük ter tanecikleri birleşmiş ağızlarımıza damladı. Beni di- linin yavaş ve muhteşem hareketleriyle öperken kalbinin her atışının tadına varıyordum. Bu yumuşak temposunu mu, yoksa daha sert olanını mı tercih edeceğime bir türlü karar vereme- dim. İkisi de nabzımı çılgına çeviriyordu. Serin parmaklarıyla memelerimin etrafını okşadı, sertleşen uçlarına ulaştığında bu hareketleri de soluklarım gibi sertleşti. Hem göbeğimde hem de göğsümde yoğun, sıcak bir baskı oluşurken ciğerlerim sıkıştı. İsmi dilimin ucuna kadar geldi ama ben söyleyemeden Lore onu çekip aldı. Doruğum keskin olmasına rağmen bir ip yumağı gibi çözüldü, uzuvlarım yün gibi yumuşayana kadar uzayıp gitti.
Kalçası ve ağzı nihayet hareketsiz kalarak ses çıkarmadan içime boşaldığında ben hala boşalıyordum. Onunla, güzel ağzıyla, sabit nefesleriyle, şehvetli elleriyle ve olağanüstü aletiyle sarhoş olmuş bir halde kendimden geçmiştim. Tanrılar aşkına, bunu sonsuza dek yapabilirdim. Aniden ağzını ağzımdan çekince sanki derimin bir kat- manını kaldırmış gibi hissettim. "Yapabilirim diye bir şey yok, Behach Ean." Elimi bana bakan gözleri kadar vahşi görünen saçlarına doladım ve geleceğimizi ne zaman düşünsem içimde beliren korkuyu görmemesi için başını kendime doğru çektim. Birçok şey ters gidebilir, diye diüşündü ihanete uğramış, ezilmiş ve zehirli bir okla vurulmuş olan Fallon. Kendimin iyimser versiyonunu özlüyordum ama o, Lorcan'ın hayata döndüğü gün ölmüştü.
Lore, krallığının yıldızlı kayalarından oyulmuş gibi gö- rünüyordu: Gümüş yara izleri bir keskiden çıkmış izler, kanı değerli minerallerin damarları, saçı gece göğünün dalgaları ve gözleri altın parçalarıydı sanki. Kokusu bile hükmettiği dağdan ve gökyüzünden doğmuş gibiydi. Yatağın ayak ucunda diz çöktü; kalın organı kaslı kalçasının arasında sallanıyor, Lore giyinik bedenimi incelerken gittikçe yükseliyordu. "Môrdgan aşkına, seni öyle çok özledim ki," dedi ve burnunun sivri ucunu göbeğimden köprücük kemiğimin çukuruna doğru ilerletti. Boğazıma bir dizi öpücük bıraktı, ağzının her nazik dokunuşu karanlık havayı titreştiren küçük bir inlemeye yol açıyordu. Çenemin ucuna gelip aralanmış dudaklarıma ulaştığında nefes alma hızımdan ciğerlerim yanıyor, kalbimin çarpma hı zından göğüs k a f e s i m ağrıyordu. Dudaklarını dudaklarıma değdirdiğinde bir ihtiras denizinde boğuldum. Ellerimi kaldırdım ve tırnaklarımı çıplak belinde gezdire- rek ürperen tenimde gezinen hazzın tadını çıkardım. Gergin sırtının köküne ulaştığımda kuzeye mi güneye mi gideceğime karar veremedim. Aynı anda her yerine dokunmak istiyordum. Avuçlarımı etine bastırdım ve iki tarafa da yol almaya başla dım. Bir elim yukarı, diğeri aşağı kaydı. Kasları parmaklarımın altında gerildi ve ağzımın içine doğru inleyerek dilini daha da derinlere soktu.
Vücudunu tek koluyla destekleyerek aşağı uzandı ve pan- tolonumun düğmelerini açtı, sonra elini iç çamaşırımın içine soktu. Kumaşın ne kadar nemli olduğunu fark ettiğinde kulağa neredeyse hayvani gelen bir inilti daha çıkardı. Dudaklarımızı birbirinden ayırmadan bir parmağını içime soktu, sonra çıkardı. Acıyor mu? dedi zihnime. Hayır, dedim güçlükle. Bir parmağını daha içime soktu ve dudaklarımdan dökülen çığlık öpüşmemizi kesti. Bunun bir zevk çığlığı olduğunu anlamış olmalıydı, birkaç kez daha tekrarlayarak zevkten çıldırmama neden oldu. Parmakları benimle kaplandıktan sonra onları o büyülü yumrunun üzerine kaydırdı. Gözlerini aç, mo khra, aç da kalbinin benim için nasıl attığını görebileyim. Gözlerimden mi? Düşüncelerim Monteluce'nin suları kadar dalgalı olsa da aklım bunu soracak kadar başımdaydı. Beni arzuladığında gözbebeklerin büyüyor. Onu o kadar çok arzuluyordum ki gözbebeklerim gözle- rimin beyazına taşmış olmalıydı. Düşüncem ya da belki de o siyah noktaların çevresi, Lore'un dudaklarına bir gülümsemenin yayılmasına neden oldu. Okşamalarını yavaşlatınca dudaklarımı b ü k t ü m . L o r e , lütfen… Gülerek çenemi öptü, parmaklarını tekrar içime daldırdı, sonra ıslaklığı sertleşmiş tomurcuğuma yaydı; o ovmaya ve okşamaya devam ederken sırtım orgazmla dalgalandı ve ciğer lerimden keskin bir nefes döküldü. O kadar yoğundu ki sanki bedenimden ayrılıp evrenin en uzak noktalarına gitmişim gibi hissettim. Beni tekrar okşamaya başladığında neredeyse bileğini tu- tacaktım. Etim o kadar hassaslaşmıştı ki parmakları pençelere dönüşmüş gibi hissediyordum ama sonra okşamaları yavaşladı ve hafif acı yerini yeni bir ihtiras dalgasına bıraktı. Parmaklarım tenine batarken aynı anda onunkiler de benim tenime battı; hassas derimle öyle bir ustalıkla oynuyordu ki saniyeler içinde tekrar şeker ve güneş ışığından oluşan, sadece Lore ve benim var olduğumuz o yere sürüklendim. Lore boynumu öperken pantolonumu kavrayıp aşağı çekti. Onu da parçalama ihtiyacı hissetmesin diye popomu kaldırdım. Pantolonumu ve iç çamaşırımı üzerimden çıkardıktan sonra sertleşmiş uzun organını eline aldı ve ıslak kıvrımlanma sürdü. İpeksi ucu kadınlığımın dudaklarının arasından geçip beni doruğa çıkarırken inledim. Boşaldığım için hangimizin daha çok irkildiğinden emin değildim ama ben her yerimde attığı için eriyip gitmiş gibi hissettiğim kalbimin yerini bulmaya ça- lışırken Lore gözlerini kırpıştırarak bana baktı. Dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı. İçinde olmaya ihti- yacım var, Behach Ban. İçimde olmana ihtiyacım var… Kalçasını bir hamleyle iterek aletini komple içime soktu. Her santimini ki Kutsal Kazan aşkına, bu santimlerden çok, çok vardı.
Kıpırtısız yatıyordum, sersemlemiştim. Ve doluydum. Ger- çekten, ağzıma kadar doluydum. "Dün de bu kadar büyük müydün?" " B i r k a ç yüzyıl ö n c e b ü y ü m e y i bıraktığımdan o l d u k ç a emınım. " "Peki, o zaman…" Muhtemelen içimin çatlamasından korkarak hareket etmeyince, "Ölü taklidi yapmayı mı planlı yorsun?" diye sordum. Lore gözlerini kırpıştırdı, sonra yatak odamın ve vücudumun her köşesinde yankılanan o güzel kahkahasıyla güldü. Kalçasını hareket ettirmeye başladığında, aleti içime o kadar yumuşakça girip çıkıyordu ki sanki yağla kaplanmış gibi hissettim.
Seninle kap/andım. Tenlerimizin böyle sürtünmesi yanaklarımı alev alev ya- kıyordu. Bir kolunun üzerinde dengede durarak bir elini dikleşmiş meme uçlarımın üzerinden aşağı kaydırdı. Gömleğimin eteğine ulaşıp üzerimden sıyırınca ortaya çıkan memelerime büyük bir sevgiyle baktı. Onları emmek için can attığını ve ağzına almamak için kendini zor tuttuğunu görebiliyordum. Bir gün, Küçük Kuş, o güzelpembe meme uçlarınla kendime ziyafet çekeceğim. Kalçasını düzenli hareketlerle itip çekmeye devam ediyordu; ne hızlı ne de yavaştı, sanki bitmemesi için uğraşıyordu. Göğüs kafesimi takip eden parmakları daha aşağı indi. Şişmiş klitorisime ulaştığında hafif bir fiske vurdu, bu da o içimdeyken kasılmama neden oldu. Focti. Bana tekrar ve tekrar fiskeler vurdukça derinliklerim aletini sıkmaya devam etti. Anlamadığım bir dizi kelime mırıldandı ve hem parma- ğının hem de kalçasının hızını artırdı. Kaslarım gerilip adını haykırdığımda o da inledi. Sonra içimden tamamen çıktı ve vücudumun aşağılarına eğildi ve sert aletinin çıktığı yere dilini soktu. Morrigan aşkına, bütün gün bu tatlı yarığını öpmeyi nasılda arzuladım. Kalçamı araladı ve üstüme atıldı, tadıma bakarak kendini doyurmaya başladı. Kanım o kadar ısınmıştı ki sanki damarlarım yanmış, ciğerlerim de işe yaramaz kül yığınlarına dönmüş gibi hissedi- yordum. Bedenime yapışmış halde inleyerek kalçamın arasındaki karmaşanın tadını çıkarırken içim kasıldı ve ağzını yeniden doldurdu. Beni son damlama kadar yaladı, sonra dizlerinin üzerine yükseldi, kalçamı kavradı ve beni yüzüstü çevirdi. Bir yastık kapıp karnımın altına koydu, sonra kalçamı tuttu ve aletinin başını popomun kıvrımları boyunca sürükledi. Umarım
onu oraya sokmayı düşünmüyordu. Arkadaşlarımın ne dediği umurumda değildi. Bunu yapmaya hazır değildim, özellikle de Lore'un aleti zarif bir parmağa değil, bir önkola benzediği için. Güldü, sesi kalın ve yumuşaktı. Bu gece o deliğegirme yeceğime söz veriyorum. Ya da başka bir gece. Onu daha iyi görebilmek için boynumu çevirmeye çalıştım. Ya da gün. Kıçını sadece senin rızanla esneteceğimeyemin ederim, mo khra. Daha öncekinin aksine içime bu sefer yavaş yavaş girdi. O sakin hareketlerle ilerlerken vücudum uğuldamaya başladı çünkü bu yeni açı… muhteşemdi. Başparmakları belimi sıkıp yoğururken, Santo Caldrone, yıldızları gördüm, hem de pen- ceremden değil, göz kapaklarımın ardında. Lore, diye inledim hayali yıldızlar zihnimde gezinirken. Benimle gel, Behach Ban. Kalçası sert bir ritim tutturdu, karnım yumruk gibi sıkılana ve adını tüm krallığının duyacağı şekilde haykırana kadar o hassas noktama tekrar tekrar darbeler indirdi. Bizim krallığımız, diye gürledi Lore, alnını ince bir ter tabakası kaplarken. "Bizim," diye tekrarladı bu sefer yüksek sesle, sesi de ritmi kadar sertti. Yutkundum. Benimle sevişen canavar kralım olabilirdi ama ben henüz onun kraliçesi değildim. Bugün, Behach Ban. Bugün, biz… Gözlerini kapayıp son bir kez daha kendini itti ve hareketsiz kaldı. Sadece içim- deki kısmı hareket ediyor, uzun, sert patlamalar halinde içime boşaltırken seğiriyordu. İçimi menisiyle doldurmasının verdiği hissi bile sevmem· garip miydi? Bunu bugün halledeceğiz, diye mırıldandı, başparmakları hala hareketsiz olan belimde yaylar çiziyordu.
Beynim pelteye dönmüş olmalıydı çünkü ikimizin neyı halledeceğini bir türlü anlayamıyordum. Kürek kemiğime öpücük kondurmak için üzerime eğildi ğinde parlak teninin altındaki tüm kaslar gerilmişti. Seni kraliçem yapma işini.