Yıllardır içimde tuttuğum şeyler artık taşmaya başladı ve yazacak kimsem olmadığı için her ne kadar okunacağını düşünmesem de buraya yazacağım.
Yazdıklarımdan hep nefret ettim, hiçbir yazıyı 1 yıldan uzun süre saklayamadım. Sanki onlar silinirse acım da dinecek gibi gelmişti, tahmin edersin ki pek bir işe yaramadı. Bir keresinde tüm hayatımı detaylarıyla bir kenara yazmıştım. O yazıyı sadece üç kişiye gösterdim, üçü de değer verip beni anlamasını istediğim kişilerdi. Sence kaç tanesi beni anladı? Hiçbiri, hatta bir tanesi tamamını okumadı bile.
O günden sonra sustum, yazılarım daha bir anlamsız gelmeye başladı. Sessizliğimde boğuldum ama çıkıp da tek kişiye anlatmadım kendimi, gerçekliğimi. O sessizliğin beni yutmasına izin verdim, görülmek istemedim. Ben sustum ama acım içerde çığlık atmaya devam etti. Uzun bir süre boyunca o kadar çok acı hissettim ki uyuştu zihnim, “artık mutluyum” diye düşündüm. Yaşayacağım sandım, nefes almaktan ileriye gidemedim.
Kestim kendimi onlarca kez, hıncımı ve nefretimi bedenimden çıkardım. Geçici insanlar yüzünden kalıcı izler bıraktım tenime. Günün sonunda pis olan onların kalbi değil benim vücudum oldu. Kendimi suçladım tekrar onlar yüzünden kendime zarar verdiğim için, o pişmanlık jileti tekrar elime aldırdı. Bir döngüye girdim, bunu düzen sandım.












