“Keşke hiç büyümeseydik, kalplerimiz parçalanmasaydı acıyla, titremeseydi vücudumuz ‘aşk'ın yokluğuyla. İncitmeseydi bu kadar insanlar, bencil olmasaydı. Hayat bu kadar zor, bu kadar umutsuz, aynı zamanda bunlara zıt olarak bu kadar çekici olmasaydı. Korku olmasaydı hayatta, süper kahramanlara olan inanç devam etseydi, bana bir şey olmaz, babam korur denseydi. Sevmeseydik bizi sevmeyenleri, acıtmasaydı bu kadar gerçekler keşke. Her yeni güne acılarla uyanmasaydık veya günün getireceklerinden korkmasaydık. Tek beklentimiz babamızın getireceği çikolata olsaydı, tek derdimiz oyun arkadaşı bulamamak. Tek yarışımız olsaydı şu hayatta: kim daha çok gülecek yarışı. Kim daha çok şeker yiyecek? Masum şeylerle çevrelenseydi etrafımız, hep saf duygular içinde kalsaydı benliğimiz. Acıtan tek şey düştüğümüzde zarar gören bedenimiz olsaydı, kanayan tek yerimiz bedenimiz olsaydı. Belki o zaman çaresizlikle kıvranmazdık, sahte gülüşler oluşturmazdık kendimizce. İnsanların dudaklarından çıkan kelimeler yetseydi keşke, altında anlamlar aramasaydık, yalan mı yoksa doğru mu söylüyor diye beynimizi boşuna yormasaydık. Para tek çözüm olmasaydı hayatta, insanlar paraya bu kadar tapmasaydı. Keşke huzur hep etrafımızı çevreleseydi, insanlar çocukluğunda nasılsa öyle olmaya devam etseydi, kötülük olmasaydı, açlar, yoksullar, vahşiler olmasaydı, dünyayı lekeleyen siyahlık yok olup gitseydi. Keşke huzur hep bizle olsaydı, bizi sevseydi ya da biz onun farkına varsaydık, aslında hep başka yerlerde ararken bir kez de olsa içimize baksaydık.”