"I turned my back on the world, but my mind is still with you."
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
TVSTRANGERTHINGS
sheepfilms
YOU ARE THE REASON
I'd rather be in outer space 🛸

No title available
Alisa U Zemlji Chuda

⁂

JVL

@theartofmadeline

Product Placement
styofa doing anything
Lint Roller? I Barely Know Her

Kaledo Art
Monterey Bay Aquarium
Cosmic Funnies

Kiana Khansmith
almost home
KIROKAZE
Game of Thrones Daily

seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Italy

seen from Czechia
seen from Mexico
seen from United States

seen from United States
seen from Ecuador
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States

seen from India

seen from Ireland

seen from Austria
seen from United States
seen from Malaysia
@parlementmaviisi
"I turned my back on the world, but my mind is still with you."
“Let the gods bear witness to the time I spent with you.”
The activity we need
"Odanın sessizliği bile biliyordu; bazı geceler insan dinlenmez, yeniden doğar… bir bakışın, bir ten sıcaklığının içinde."
Kalp spazmı geçirmiş bir adamım ben
Cumhuriyet dönemi jargonlarını modern kadınların arzularına karşı şiirlerimde kullanıyorum
Başarılı olduğumu da sanmıyorum
Ama daralan ruhumu nasıl oyalayacağımı bilmiyorum
İnsanların terk edip gitmeyi beceremedikleri gibi bende ruhumu terbiye etmeyi öğrenemiyorum.
Ahlaksız senfoniler çalıyor kulaklarımda ve beni kurşuna diziyorlar
Ölmek seninle olamamak düşüncesi kadar beni korkutmuyor sanırım
Roni
Sonra dönüyorum soluma
Bir Ahmet Kaya şarkısında seni buluyorum
Öp beni şeriat gelmeden
Ronî’nin Jüpiter’i
Dünya sustuğunda başladı her şey.
İnsanlar birbirini sınıflara, dinlere, kimliklere tıkıştırmaktan yorulduğunda.
Bir çocuk –adı Ronî idi– yıldızlara bakıp “Ben orada başka bir yer kuracağım,” dediğinde, evren başını çevirip ilk defa dikkatle dinledi.
Ronî’nin Jüpiter’i...
Bir düş değildi, bir karşı-dünya idi.
Kanla çizilmiş sınırların, acımasız para simgelerinin, ölü gözlü düzenlerin karşısında; hazla, mutlulukla, arzuyla yazılmış yeni bir alfabe gibi doğdu o gezegen.
I. Kapı: Doğru Tanrıyı Aramamak
Jüpiter’de tapınak yoktu.
Ronî, din yerine rüzgârı, peygamber yerine şiiri, dua yerine orgazmı koymuştu.
Her insan kendi tanrısını içinden çıkarırdı.
Biri gözlerini kapayıp içsel bir sükûnet bulduğunda tapınma başlardı,
bir diğeri bir sevgilinin ensesini öptüğünde kutsallığın eteğine dokunurdu.
Burada kimse diz çökmezdi.
Sadece ruhlar bir diğerine selam dururdu, çıplak ve dürüstçe.
II. Bedenin Altında Yatan
Ronî’nin gezegeninde beden sadece bir zarftı.
İnsanlar artık ten rengine bakmazdı, çünkü her ruh kendi rengini yayardı.
Ve o renkler sabit değildi:
Sevindiğinde sarı, özlediğinde gri, tutkuyla dolduğunda koyu vişne çalar ruhlar.
Kadın mı, erkek mi, non-binary mi?
Bunların önemi yoktu.
Sabah ne hissedersen oydu kimliğin.
Ve kimse sana nedenini sormazdı.
Çünkü özgürlük orada kanun değil, oksijen gibi doğal bir şeydi.
III. Para Diye Bir Şey Olmayan Zenginlik
Ronî para sistemini kaldırdığında hiç kimse fakirleşmedi.
Tam aksine, ilk defa herkes zenginleşti.
Çünkü insanlar bir şey “satmak” yerine, bir şey “vermek” ile tatmin olmayı öğrendi.
Bir aşçı, yemeklerini yapıp duvarlara yazardı:
“İsteyene, aç olana, güzel hissedene ücretsizdir.”
Bir müzisyen, sabahlara kadar çalardı sokaklarda;
kimin hoşuna giderse, onu sarılarak ödüllendirirdi.
Burada “en zengin” olan kişi, en çok mutluluğu bulaştırandı.
Ve hiçbir banka yoktu.
Sadece hatıralar biriktirilen “haz sandıkları” vardı.
IV. Cinselliğin Evrenle Dansı
Jüpiter’de sevişmek bir ibadet biçimiydi.
Ama kuralsız değil; tek yasa vardı: rıza.
İnsanlar göz göze geldiğinde, bir tını başlardı içlerinde.
Haz utanç değil, güzellikti.
Bir çiftin gecelik dansı, sabaha bir şarkıya dönüşebilirdi.
Bir öpücük evreni yeniden başlatacak kadar güçlüydü.
Kadınlar arzularını söylemekten korkmazdı.
Erkekler narinlikten utanmazdı.
Ve insanlar aşkı sadece bir kişiye değil, dünyaya yapardı.
V. Çocuklar ve Zamanın Oyuncağı
Çocuklar sabah yedi alarmıyla uyanmazdı Jüpiter’de.
Karneler, sınıflar, ezberler... hepsi geçmişin hayaletleri gibi unutulmuştu.
Bir çocuk yıldız tozundan heykeller yapardı,
bir diğeri yosunlarla konuşmayı öğrenirdi.
Ronî, eğitim yerine merakı koymuştu.
Ve çocuklar, “ne olacaksın büyüyünce?” sorusunu hiç duymamıştı.
Çünkü zaten oldukları şey her zaman yeterliydi.
VI. Ölüm ve Devam Eden Şeyler
Jüpiter’de ölüm yoktu, sadece dönüş vardı.
Bir ruh eğer gitmek isterse, rüzgâra karışırdı.
Belki bir ağacın yaprağında yaşamaya devam ederdi.
Belki bir sevdiğinin düşlerine uğrardı her gece.
Mezar taşları yoktu, ama bir yere oturup göğe baktığında birinin varlığını hissederdin.
Ronî şöyle yazmıştı bir kayanın üstüne:
> “Biz burada ölmedik. Sadece başka biçimlere evrildik.
Sevgimiz devam ediyor, tıpkı ilk öpücük gibi sonsuz…”
---
Ve Sen...
Ronî’nin Jüpiter’i bir masal değildi.
Bir manifestoydu.
Bir “ne olurdu eğer” değil, bir “neden olmasın”dı.
Sen şimdi bu yazıyı okuyorsan,
belki de çoktan yola çıktın bile.
Gözlerini kapat.
Bir derin nefes al.
Ve hatırla:
Jüpiter, senin içindeydi hep.
#repost @parlamentmavisi
__
İçki için, sarhoş olun, küfredin, sevişirken gürültü yapın, çığlık atın, kimyasallardan uzak durun, muslukları açın, gece uyumayın, sebepsiz öpüşün, ağlayın, ağlatmayın, yalan söylemeyin, başkaldırın, isyan edin, mum yakın, şarabı şişeden, sigarayı filtresizinden için, Jim Morrison dinleyin, olmadı Tom Waits, kedileri okşayın, birbirinizi okşayın, beraber duş alın, evde çıplak gezin, insanları takmayın, tadını çıkarın 🍷
Karşıt protonlar
İçin, hem de güzelinden; ucuz şişelerde hayatın anlamı yok diye kim söyledi? Sarhoş olun, ama öyle “başım döndü” değil, “bu dünya neden hala dönüyor” sarhoşluğu. Küfretmek istiyorsanız saklamayın, evren sizi duysun, komşular sizi yanlış anlasın.
Sevişirken uslu durmayın; yatağın gıcırtısı utansın, duvar “abi yeter” desin, perdeler bile gözlerini kapatsın. Öpüşün, ama öyle dudağa hafif konan değil; nefesi çalan, hafızayı silen cinsten.
Kimyasallara bulaşmayın; zaten hayat kendi kendine yeterince delirtici. Su içmek için musluk açın, ama sonra kapamayı unutun; su akar, siz bakarsınız, dünya umurunuzda olmaz. Mum yakın, romantik olsun; sonra yanlışlıkla kolunuzu yakıp romantizmi sabote edin. O da hayatın mizahı.
Gece uyumayın; uyku zaten sıkıcı insanların icadı. Gecenin üçünde saçma sapan şeylere gülün, dördünde saçma sapan itiraflarda bulunun. “Neden söyledim bunu?” sorusu sabah içindir, gece için değil.
Ağlamak gelirse ağlayın, ama kimseyi ağlatmayın; karman çorman bir dünya ama bari siz düzgün kalın. Yalan söylemeyin; zaten gerçekler yeterince komik.
Başkaldırın, isyan edin; ama devrim yapacaksanız önce kafein alın, yoksa yarı yolda üşenirsiniz. Şarabı şişeden için, bardağa koyunca tadı ciddileşiyor. Sigarayı filtresiz için, zaten hayat filtreyi çoktan reddetmiş.
Jim Morrison dinleyin, olmadı Tom Waits, o da olmadıysa duşta bağıra bağıra kendi kendinize eşlik edin; sesiniz kötü olabilir ama özgüveniniz güzel dursun. Kedileri okşayın, onlar sizden daha bilge. Birbirinizi okşayın, çünkü hayat kısa ve sıcak tenin kitabı yok.
Beraber duş alın; suyun altında saçma şakalar yapın, kayıp düşme tehlikesiyle aşkı birleştirin. Evde çıplak gezin; bedeniniz üşüsün ama ruhunuz özgür olsun. İnsanları takmayın; çoğu zaten kendi dramında figüran.
Ve en önemlisi: Tadını çıkarın. Çünkü bu hayat denen saçma komedide tek ciddi şey sizsiniz; o yüzden arada siz de gevşeyin.
Her zaman dediğim gibi biraz serseri biraz çirkin çokça mualifim yaşama ....
Fark ettinizmi bilmiyorum ama.Bir mekana kahve içmeye giriyorsun, sağına bakıyorsun yayılıp ve küfürlü konuşarak havalı olduğunu sanan serseri erkekler, soluna bakıyorsun hanımefendilik ile alakası olmayıp şuursuzca kahkaha atan kadınlar var. Sosyal çürüme hiç bu kadar net olmamıştı.
Kürt daraldı artık düğünlerde ""sergovend "" olmak istiyor
“Ölürken bile cesedin yakışıklı olsun.”
Hayat zaten koca bir aldatmaca,
kimse kimseyi anlamaz, herkes rol yapar.
Ama sahne kapanırken, ışıklar üstüne düşerken,
hiç değilse güzel bir kapanışın olsun.
Benim derdim kahramanlık değil,
ben son sahnemi iyi oynamak istiyorum sadece.
Öyle bir gitmek ki, morgda çalışan bile iki saniye durup,
“vay anasını, adam gitmiş ama havası kalmış” desin.
Yüzümde yarım bir gülümseme,
dudak kenarında alaycı bir ifade.
Sanki ölüm bile bana yakışmış gibi.
Sanki Azrail bile “böyle gidilmez lan, bu fazla havalı” demiş gibi.
Bazıları dua ister giderken,
ben arkamdan söylensin isterim:
“Adam öldü ama hâlâ cool.”
Çünkü dürüst yaşamak artık yetmiyor bu devirde,
yakışıklı ölmek lazım.
Külüm rüzgâra karışsın,
ama savrulurken bile belli olsun kim olduğum.
Biri beni unutmadan önce,
ben kendimi efsaneleştireyim.
Çünkü bu çağda unutulmak, ölmekten daha fena.
Belki yaşarken çuvalladım,
belki sevilmedim, belki kimse anlamadı beni.
Ama ben hep dedim kendime:
“Toprak da beni alsa, karizmayı alamaz.”
Bak, herkes sonunu kendi yazar bu dünyada.
Kimi sessiz gider, kimi iz bırakır.
Benimki biraz kül, biraz sigara kokusu,
biraz da ‘bana mısın demeyen’ bir ruh gibi olacak.
Ve sonunda mezarımın üstünde tek bir cümle yeter bana:
“Burda bile güzel durmuş.”