Ben ihtiyaç kredisi miyim oruspu çocukları
Sadece ihtiyaç duyduğunuz da geliyorsunuz !!!
One Nice Bug Per Day
art blog(derogatory)
tumblr dot com
KIROKAZE

❣ Chile in a Photography ❣
taylor price
🪼
Monterey Bay Aquarium
★
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
occasionally subtle
h

roma★
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
EXPECTATIONS
Sade Olutola
sheepfilms

Love Begins
NASA
Lint Roller? I Barely Know Her
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from Namibia

seen from United States

seen from Singapore

seen from Türkiye

seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from Italy
seen from Türkiye
seen from Brazil
seen from Brazil

seen from Brazil
@parlementmaviisi
Ben ihtiyaç kredisi miyim oruspu çocukları
Sadece ihtiyaç duyduğunuz da geliyorsunuz !!!
Sen bir puding olsaydın hemen bitme diye seni çay kaşığıyla yerdim ....
Ve asıl biz biliriz sevmeyi ....
Uzun zamandır şiyir seslendirmediğimi farkettim :)
Van Gogh'un tablolarına uzun bakmayın. Bir süre sonra duvardan inip size sigara isteyecek gibi duruyorlar. Özellikle şu eksik parçalar... İnsanı fena özendiriyor. Meğer arzu, tamamlanmak değilmiş; eksik kalacak yeri özenle seçebilmekmiş. Biz ise yıllardır yanlış yerlerden tamamlanmaya çalışıyoruz. Kimimiz bir çift dudağı IKEA parçası sanıyor, kimimiz bir bakışı garanti belgesi. Sonra hayat "kurulum başarısız" deyip kullanım kılavuzunu yüzümüze fırlatıyor.
En komiği de şu: İnsanlar aşkı bulduklarını sanıyor. Hayır. Sadece birbirlerinin deliliğine indirimli denk geliyorlar. Bir kadın gülümsüyor, şehir imar planını değiştiriyor. Bir adam bakıyor, yer çekimi istifa dilekçesi yazıyor. Bilim sessiz. Psikoloji yıllık izinde. Arzu ise köşede çekirdek çitleyip bütün rezilliği keyifle izliyor.
Van Gogh'un fırçası olsam tuvale değil, insanların "normal" dedikleri ilişkilere sürülürdüm. Çünkü gerçek sürrealizm müzelerde değil; "Bir şeyimiz yok." deyip birbirini düşünmeden uyuyamayan iki insanın arasında yaşıyor. Dünya buna olgunluk diyor. Ben olsam ambulans çağırırım.
“I’m manifesting my dreams.”
O manifest kızıydı ben ise aşiretin sinirli esmer oğlanı
Çok şey istemedik aslında libidosu yüksek bir manitadan başka ...
Neşet Ertaş'ın;
"Görünen bir yaram yok ama her yerim sızlıyor."
sözünü anladığım yaştayım...
"Siyasetçiler ve bebek bezleri sık sık değiştirilmelidir , hemde aynı nedenlerle "
Mark Twain
Yapış biraz bana. Durduk yere sarıl, koluma gir, yürürken omzuma yaslan. Günde on kere "özledim" de, sebepsiz yere öp, saçımla oyna, gözümün içine bakıp gülümse. Mesaj atmayı unutma, beni merak et, "yedin mi?" diye sor, canın sıkılınca ilk bana gel. Ben böyle sevgilere zaaflıyım. İnsan bazen büyük sürprizler değil, birinin "gel" demeden yanına oturmasını özlüyor.
Tanrı, bu sabah kahvesini içerken evreni yanlışlıkla “çöpe gönder” butonuna basıp geri aldı. Biz de o sırada hayatın kutsallığını tartışıyorduk: kredi kartı borcu mu daha kutsal, yoksa aşkın mide bulandıran sonsuzluğu mu?
İnsan denen yaratık, varoluşu sorgularken cebindeki sigara paketini kaybediyor ama ruhunu hiç aramıyor. Felsefe dediğin de aslında bu: Nietzsche’nin bakkal defteriyle Kafka’nın veresiye defterinin karışımı.
Ölüm, kapıda bekleyen bir tekel bayi gibi. Girdiğinde sana bir şişe veriyor, “iç bitir, sonra çık gel” diyor.
Hayat ise içkiden bozma bir karnaval: palyaço maskesi takmış bir cellatla dans ediyorsun, fonda çocukluk anıların çalıyor.
Ve biz hâlâ “mutluluk nedir?” diye soruyoruz.
Mutluluk dediğin şey, bankamatikten 200 lira çekip fişi almadan kaçmaktır belki.
Ya da belki hiç doğmamış olmanın huzurudur, kim bilir?
Sonuçta hepimiz, absürdün şaka gibi aktığı bir tiyatrodayız.
Perde kapanınca alkış yok; sadece sessizce bir sonraki saçmalığa uyanıyoruz.