Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
Peyami Safa
dirt enthusiast
occasionally subtle
Three Goblin Art
Claire Keane
Keni
cherry valley forever
Sade Olutola
he wasn't even looking at me and he found me
Sweet Seals For You, Always
Lint Roller? I Barely Know Her
Not today Justin
art blog(derogatory)

tannertan36
Mike Driver
taylor price
trying on a metaphor

shark vs the universe
styofa doing anything

Origami Around
ojovivo
seen from Türkiye

seen from Sweden

seen from India
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Russia
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye
@pinkindark-blog
Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
Peyami Safa
Hemen her yaz Harry Potter'ın büyülü dünyasını yani Hogwarts'ı (henüz bir mektubum olmasa da) ziyaret etme geleneğim var. 'After all this time?' diyorsanız Snape'ciğim gibi cevap veriyorum. 'Always!'
İnsan bilmediği şeyler hakkında daima abartılı düşüncelere kapılır. Halbuki tersine, her şeyin çok basit olduğunu görmekteydim.
Albert Camus - Yabancı
6. His
“I see dead people…”
Yok hayır hayır, o denli değil. Belki kabuslarımda.
Gelgelelim 6. his meselesine. Yıllardır muzdarip olduğum konulardan bir tanesi bu. Eskiden bu kadar ciddiye aldığımı söyleyemem. Ama olay ve olguların sayısı giderek artınca ister istemez “acaba?“ demeye başlıyor insan. Bugün şöyle bir olay vuku buldu. Sabahleyin uzun zamandır iletişim kurmadığım ilkokul arkadaşım aklıma düştü. Anneme fotoğrafını gösterip eski günler üzerine konuştuk. Biraz evvel kitabımı bir güzel okurken telefon çalmaya başladı ve ekrana baktım ki ne göreyim. Evet o arkadaşım! Atandığımı öğrenmiş ve arayıp tebrik etmek iki kelam etmek istemiş. Şaşırdım. Tabi bundan ona da bahsettim. “Canııım tam ben de seni arayacaktım” edasıyla değil elbette. Denk gelmiştir? Ah hayır. Gelelim eskilerden bir olaya. Dershaneyim en yakın arkadaşımla test çözüyoruz kütüphanede. O gün de resmi tatillerden bir gün. Öyle herkes evinde barkında. Aklıma sınıf arkadaşımız Adil geldi ve arkadaşımla üzerine konuşurken kapı açıldı ve karşımızda Adil beliriverdi. Feriştah'ın tabiriyle aman allahım, bir insan ancak bu kadar kapıda belirebilirdi. Akabinde yine aynı günün dershaneden çıkışında arkadaşımın platonik takıldığı Serkan ile yolda karşılaşabileceğimizi dikkatli olmamız gerektiğini söylüyordum ki.. “Serkan mı o gelen” dedi arkadaşım. Evet tam karşımızda idi. Onu geçtikten sonra arkadaşım bana döndü ve “eğer bir gücün varsa söyle bana ne olur, söz kimseye söylemem” dedi. Yok artık! Tesadüftür dedik geçti ama benim için geçmedi. Geçeceğe de benzemiyordu. Üniversitede hocanın belirlediği proje gruplarında kimlerle grup olacağımı adım gibi biliyordum. Negatif enerji, çekim yasası ya da her ne ise. Daha iki ay evvel ablamla yağmurlu bir günde bankaya girdik şemsiyemizi oraya koydukları minik kovaya iliştirdik aman unutmayalım birileri almasın deyip durdum içimde kaybolacağına dair garip bir his vardı. Koyduğumuz yerden alıp bankadan çıktık. Istikamet Starbucks'tı. Şemsiyemizi malum minik kovalardan birine daha bıraktık. Kahvemizi sakince yudumlarken bizim şemsiyemiz pis fikirlilerin ellerine geçmiş, bihabermişiz. Çıkışta bir baktık bizim semsiyenin muadili ama kırık olanı bırakılmış. “Şom ağzını açtın yine” dedi ablam tabi. Açmıştım söylememeliydim. Beni en derinden sarsanı bilmiyorum ne kadarını, nasıl anlatabilirim ama hastanedeki uzun günlerimizden bir tanesi. Akşam vakti, arabaya doğru gideceğiz ablamla. Tam hastanenin önüne bir acil ambulansı gelmiş acı acı ötüyor bir yandan da iki kız baba diye çığlıklar atıyor. Yanlarından koşarak, ağlayarak geçtiğimizi ve kafamda biz de böyle olacağız diye düşündüğümü hatırlıyorum elimde olmadan. Nitekim öyle de oldu… Hala o sesleri unutamıyorum. O günden beri bu düşünce, his, sezgi adına her ne denirse ondan korkuyorum işte. Matah bir kahinlik durumundan ziyade insanı düşünceden düşünceye sürükleyen lanet bir zımbırtı bu 6. his.
A Girl Named Poppy by Simon Howe.
Instagram | Facebook | Tumblr
mikkolagerstedt is a self-taught Finnish photographer. His Gallery is simply stunning.
http://katherine-dawson.tumblr.com/
https://www.facebook.com/KatherineDawson.artist
“The eyes have language everywhere.” —George Herbert
Art Feature
Red-hat lady by marijatiurina.
Art by lehuss
Bir Pazar Günü
Uzun zaman olmuş buraya bir şeyler yazmayalı. Hazır şu pazar gününde anılar canlanmışken zihnimde birkaç bir şey yazayım. Çoğunlukla çizimle ifade etmeyi seviyorum kendimi ama bu durumda çizim kafi değil. Bugün 10 sene evvelini anımsadım. Hafta sonları genellikle yazlık eve gider dönerdik. Her yer yeni yeni yeşillenmeye başlamış günlük güneşlik bir hava, biz eve dönüyoruz. Babam direksiyonda, annem yanında bir şeyler anlatıyor, bense arka koltukta coğrafya sınavı için çalışıyorum. Arada yolu kolaçan ediyorum. Araba plakalarına özel bir ilgim var soruyorum babama “Şu plaka hangi ilin?” Babam her zamanki gibi “Nasıl lise öğrencisinin sen. Ezbere bilmen gerekir” deyip neresi olduğunu söylüyor. Tabi sonra başka bir araç başka bir plaka aynı soru. Başka bir hafta sonu da Nevşehir’e gidiyoruz. Derinkuyu’da babamın arkadaşı var. Ziyaret ediyoruz, balkabağı istiyor annem tabi bir de patates ekmeği meşhur onu istiyor. Akabinde parkına gidip orada oturuyoruz. Sivri minareli bir camisi var Derinkuyu’nun. Babama tarihi ile ilgili bir şeyler soruyorum. Sigarası elinde anlatıyor bana. Annem geç olmadan dönelim diyor. Dönüyoruz, bu sefer öndeyim. Yol akıp gidiyor. Zaman geçiyor geçiyor geçiyor. Ne soru ne cevap kalıyor geriye. Sadece anılar kalıyor zihnimde tüm gerçekliği ile.