Küçük meydanın bir köşesinde, helanın uzun gölgesinin yaklaştığı yerde, karalar giymiş, kuru, ciddi, sipsivri, sansar yüzlü bir topal, var gücüyle ölü bir keçinin içine üflüyordu. Durdum, seyrettim. Keçi biraz önce meydanda öldürülmüş, iki ayak üstündeki bir tahtaya uzatılmıştı. Topal, keçinin arka bacaklarından birini ayağa yakın bir yerinden yarmış, bu yarığa ağzını dayamış, postu bedenden ayırmak için, keçiyi nefesiyle şişiriyordu. Hayvan gittikçe biçim ve hacim değiştirirken, üstüne abanmış adamın durduğu yerde incelip boşanır gibi olması bir garip beden değişimine benzer bir şeydi. İnsan yavaş yavaş hayvana doluyordu sanki. Keçi Mongolfier balonu gibi şişince topal, bir eliyle bacağını iyice sıkarak ağzını üflediği yerden ayırdı ve koluyla sildi. Sonra postu bir eldiven çıkarır gibi tersine çevirip çarçabuk soydu. Keçi, çırılcıplak, damdazlak, işkence için derisi yüzülmüş bir din şehidi gibi tahtanın üstünde gözleri göğe dikili kaldı.