Ahvecle tanışıyor muydun
uzun zamandır, evet.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Show & Tell
Claire Keane

Kaledo Art
taylor price
sheepfilms
trying on a metaphor

祝日 / Permanent Vacation
Today's Document
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Game of Thrones Daily

Origami Around

⁂
Acquired Stardust
hello vonnie

Product Placement

Kiana Khansmith
art blog(derogatory)

Discoholic 🪩
No title available
seen from Malaysia

seen from France
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Slovakia

seen from Puerto Rico
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from Australia

seen from Germany
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Malaysia

seen from United States

seen from Thailand
seen from United States

seen from Czechia
seen from Spain
seen from United States
seen from Türkiye
@romanlar
Ahvecle tanışıyor muydun
uzun zamandır, evet.
birisi demişti ki; daha gidecek çok yol var, bu sıkışmışlığın niye.
d a h a g i d e c e k ç o k y o l v a r.
bazı yolların, varış değil sadece daha çok kendinle çarpışma olduğunu da
ş i m d i d e n b i l z e y n e p !
birisi demişti ki; daha gidecek çok yol var, bu sıkışmışlığın niye.
d a h a g i d e c e k ç o k y o l v a r.
iğnelerin parmak uçlarıma batırdığı gerçekleri çok düşünüyorum.
hani, anlamak bazen zor şey olsa gerek, didem madak'la oturup annem hakkında konuşuyoruz gündüzleri.
annecim, seslendiğim ellerimle büyüttüğüm yamalar, ağrı içime divan kuruyor.
bi şehri ellerimle nasıl batırırım, anlamıyorum.
en çok telefonu “evet.” diye açmanı seviyorum. hatta seni aradığımda telefon henüz çalarken cevabının ‘evet’ olmasını istediğim bütün soruları soruyorum sana.
dııııt dııı-beni seviyor musun ?-ıııt * “evet.”
nasılsın
evi nepal'de kalmış slovakyalı salyangoz gibiyim.
her şeyi yokuş aşağı yaşadığımız o dur* noktasını seviyorum. yeter, çok koştun, artık soluk alabilirsin.
işte sana bir omuz, bana yaslanmayı dene.
tufanların içinde alabora oldukça gemilerim ve hiç usanmadan kayırdığım hezimetlerim yitirdikçe beni zeynep* mezar taşlarında adımı bulacağım ve üzerine uzanacağım. adını aldığım kadınlardan, kaynattığım bazı hasımlardan üst üste gömülü bazı şiirler duydum. kendimi, mezar taşındaki adımı sularken görüyorum. zeynep, nasıl bir sancısın, sen, sen olmak, aldı canımı bedenden.
bi gün size o mezar taşını göstereceğim.
zeynep, çiçekler arasında bi bedendi.
yanlış olan şeyler var ve ben çok yoruldum.
çabaladığımı sanıyorum yoksa gerçekten sanıyor muyum anlamıyorum. huzurlu bi gelecek düşünmek benim hayatıma mâl oluyor. uyurken ağlayacak kadar korkuyorum.
şehirlerin göğsümü dindirmeye yarayan hiçbir tarafı yokmuş. üzerime düşen kayayı ev sandığımdan böyle ezilmişim.
birkaç soluk alıyorum da hiçbirinin ciğerime indiğini hissetmiyorum. rüya görmeyi her şeyden çok istiyorum.
geçmişi yaralıyken sevmiyorum.
şanslı insanlar olsaydık kafamızın içinde çiçekler yetişirdi zeynep. şanssız insanlar olarak kafamıza ağrılar saplandı.
önümde halletmem gereken o kadar çok şey var ki, içiminkileri bir kenara bıraktım. her şeyi sırayla, yavaşça ve tadını çıkararak yapacağım. gelişigüzellemelerden bunaldım.
derginin yeni sayısı geçen hafta çıktığı hâlde, iki ay sonrasındaki sayı için şimdiden masaya oturmam lâzım.
bazen günlerin içinde oldukça kayboluyorum.
çarşamba sabahtan akşama kadar dersim var, akşam ise şehirden ayrılıyorum. bana iyi gelecek olan bu mu bilmiyorum, zamana ihtiyacımız olduğunu biliyorum.
salı günü ne yapacağım bilmiyorum, muhtemelen direkt yola çıkabilmek için valizimi önceden toplamam gerekecek. raporlarımı düzenleyip g.ye emanetlemem lâzım.
bu şehri terk etmem lâzım.
pazartesi, boş bir sabaha uyanacağım. bu sabah gözüme ışık vurduğu için uyandım. yarın da aynısı olacak ve zor kazandığım uykuyu tekrar kaybedeceğim.
girdiğim borcu, bulamadığım iş ile ödeyeceğim. alttan alsam da cebir bütüne girmeyeceğim.
pazartesi şiir dinlemeye gideceğim. bunun günümü mahvetmesine izin vereceğim. annem doğum gününü hatırlatıyor, ona bi borç hediye edeceğim.
hattım üç gün kapalı kaldı, beni fark etmeyenlerin ağzına tüküreceğim.
perşembe, çok uzakta olacağım. bazılarına biraz yakın kalacağım. baba, on sekiz saattir yollardayım, sınavları sonra konuşalım.
bugün, yatağımı toplamayı başardım. dün, içinden çıkmayı başarmıştım. bir gün, üzerinde zıplamayı da başaracağım.
ama şimdi uyuyalım.
Kendini bu kadar hırpalama.
biri beni omuzlarımdan tutup 'kendine gel zeynep' diye sallasa ya, ben yeterince hırpalayamıyorum.
çakıldığım dut dibi, dutunu yemiş bülbül gibi.*
beni gökten salmışlar da yere düşüyormuşum gibi bir çırpınış değil bu. beni bi yerden atmışlar da bazen dağlara çarpıyorum bazen gökte süzülüyorumun hissindeyim.
tam bitti dedikçe kafana taşlar çarpan bir anın mutluluğunu yaşamaktan bahsediyorum. düşmek azalan bir şey değilmiş.
yarayı çoğu zaman şifayı kaçırırken kapıyorum.
merhaba, bazı günler kötü geçebilir.
bazenler için bi hatırlatma.
yığınla koparılıyorum kendimden.
tüm yaşananlardan sonra hesap sorabileceğim birisinin olmayışında boğuluyorum.
ağlamak kurtuluş sayılmıyor artık.
merhaba, size emanet.