Hayat!
Asla yarını düşünemeyecek kadar kısa ve aslında her anın tadını çıkarmaya yetecek kadar uzun! Herkese her anın tadını çıkaracak kadar farkındalık diliyorum. Tüm güzel şeylerin başınıza gelmesi dileğiyle… Aşkla kalın.
The Bowery Presents

Andulka
No title available
he wasn't even looking at me and he found me
No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Keni
Fai_Ryy

blake kathryn
YOU ARE THE REASON
d e v o n
I'd rather be in outer space 🛸
Today's Document
No title available
Show & Tell
sheepfilms
Cosimo Galluzzi
almost home

Discoholic 🪩
Misplaced Lens Cap

seen from France
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States
seen from Pakistan

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Bahrain
seen from United States

seen from Brazil

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@sadecefeyza-blog
Hayat!
Asla yarını düşünemeyecek kadar kısa ve aslında her anın tadını çıkarmaya yetecek kadar uzun! Herkese her anın tadını çıkaracak kadar farkındalık diliyorum. Tüm güzel şeylerin başınıza gelmesi dileğiyle… Aşkla kalın.
Doğanın bir parçanız olduğuna inanırsanız, onunla uyum içinde hareket edebilirsiniz. Kendinizi doğanın bir parçası olarak görmeye başladığınızda ise, bütünüyle uyum içinde yaşarsınız.
Tao Te Ching
Have you ever tried to hear the sound of the universe? #80m #freeyoursoul #takeadeepbreath #livetothefullest #travel #traveller #adventurer #weloveturkiye #naturerocks #natural #up #dontgiveaf*ck #likeitornot #visitTurkiye
Gece, uyku zamanı olduğu gibi, düş görme zamanıdır da. Gördüklerimizi, işittiklerimizi, kokladıklarımızı ve düşündüklerimizi sınırlayan diller, formlar, davranış biçimleri ve algısal paradigmalar, kendine özgü bir biçimi ve dili olan düşlerin yapısına aykırıdır. Düşlerde renkler, görüntüler, insanlar, duygular ve düşünceler özgürce birbirine karışır ve benzersiz bileşimler yaratırlar. Öylesine özgürdür ki düşler, onları söze dökmekte güçlük çekeriz - insan zihnini gün boyunca biçimlendiren o katı yapılar düşlerimizi dillendirmeye yetmez, hatta engel olur.
Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü
Safranbolu - Day 3
Safranbolu küçük bir yer. Ve kışın kesinlikle soğuk. Biz de gezimizin ilk 2 günü neredeyse herşeyi gördüğümüz için, üçüncü gün akşam dönmeye karar verdik. Görülecek sadece Kaymakam Evi, Kent Müzesi ve Saat Kulesi kalmıştı. Son günün sabahı hazırlandık ve çıktık yola, bir kez daha! İlk durak Kaymakam evi. Kaymakam evi eski bir konak ve bu konağı lokal figürlerle süsleyerek eski zamanın yaşam tarzını aktarmaya çalışmışlar. Başarmışlar da! Konağın odalarının her birinin bir hikayesi var. Gelin odası, ağalar odası... Evde haremlik selamlık duruş esas olduğundan taa o zamanlarda ilk döner dolabı koymuşlar mutfaklarına. Mutfakta raflara yerleştirilen yemeği, diğer taraftan erkekler alsın, servis etsin diye... Tabi evin haremlik selamlık girişlerini de unutmayalım. Hanım’ın misafiri, arka avludan girer çıkarmış. O zamanlar perde olmadığından, ahşap perdeleri camın dışına monte ederlermiş ki içerisi görünmesin...
Kent Müzesi’ne! Yine eski bir konak olan bina yıllar önce restore edilmiş. İçinde eski zaman dükkanları, zanaatkarlar, demirciler vs. Temsili olarak yer alıyor. İlk lokumcu dükkanı, eczane – ki bence tamamen alternatif tıp hakimmiş – ayakkabıcı ve demirci aklımda kalanlar... Konağın üst katlarında ise eski Safranbolu resimleri, yine günlük yaşamdan bilgiler, kullanılan giysiler ve araçlar sergileniyor. Kent Müzesi’nin hemen arkasında büyük saat kulesi yer alıyor. Yan taraftaki bahçede ise Türkiye’nin neredeyse her yerinde ye alan saat kuleleri şehir şehir minyaturize edilerek bir açık hava müzesi oluşturulmuş. Adana’nın Büyük Saat’i de bunların arasında...
Velhasılı, çok gezen mi çok okuyan mı? Bence gezerken okuyan daha bi tatlı :) Avrupa vs. bir yana dursun, ülkemin görülecek daha çok güzellikleri var!
Safranbolu - Day 2
Tarihi Çarşı’dan nasibimizi alınca, bir günümüzüde uzak mesafelerde ne var diyerek geçirdik. Yine sıcak bir kahvaltının ardından, otel sahibi ile küçük bir organizasyon yaptık. Otelin sahibi aynı zamanda taksi şoförlüğü de yapıyormuş, dolayısıyla tur ayaralamak çok da zor olmadı. Bu arada, Safranbolu’da öyle şaşalı tur firmalarına gerek yok. Taksiciler şehrin etrafında görülebilecek yerlere makul fiyatlara turlar düzenliyorlar. Kalabalık turları sevmeyen biri olarak, bu opsiyonu havada kaptım! İlk olarak Sarıçiçek Yaylası’nda bulunan Bulak Mencilis Mağarası’na doğru yola çıktık. Yaklaşık 10-15 km sonra, neredeyse dağın tepesinde, bir kanyonda bulduk kendimizi. Lapa lapa kar yağarken, yaklaşık 150-200 basamakla yukarıya, bir zamanlar suyun çıkış noktası olan, şimdilerde ise mağaranın girişine doğru tırmanmaya başladık. Manzara o kadar güzeldi ki, duraklayarak fotoğraf çekmemek olmazdı Mağaranın girişinde ne beklemem gerektiğini pek anlayamamıştım ama içeri girer girmez büyülendim! Öğrendimize göre, mağaranın toplam uzunluğu 6 km’den falaymış. Ancak bunun sadece 400 metresi turistlere açık durumdaymış. Sarkıt, dikit, sütun ve duvar damlataş oluşumları açısından oldukça zengin olan bu mağara, 12. Yüzyılda korunma amaçlı kullanılmış. Ayrıca bu mağara Türkiye’nin en büyük 4. Mağarası olma özelliğine sahip. Kışın gittiğimiz için bir kez daha şanslı hissettim, çünkü mağarada yalnız kalabilme lüksüne erişebildim. Yazın gelen turist sayısı fazla olduğundan deneyiminizi onlarca insanla paylaşmak zorunda kalabilirsiniz. Mağara oldukça etkileyiciydi. Dışarda eksi derecelerde kar yağarken içerisi bambaşka bir dünya gibi; yaz kış 15 derecede sabitmiş. Müthiş bir güzellik! Hala yarı canlı olan mağarada istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Ben de kendime bir 10 dakika çalıp, bu inanılmaz atmosferde ve dinginlikte hem nefesimi açtım, hem de meditasyonumu yaptım.
Bir sonraki durak İncesu Kemeri ve Tokatlı Kanyonu!
Kanyonun girişinde İncesu Kemeri bizi karşıladı. Eski zamanlarda dağdan gelen suyu yönlendirmek amacıyla inşa edilmiş bu kemer. Uzaktan görünüşü bir Çukurova’lı olarak bana Varda Köprüsü’ni anımsattı doğrusu :)
Tokatlı kanyonu yaklaşık 9 kmlik bir yürüyüş parkuru. Eğer siz de bir doğaseverseniz, rahatlıkla bir buçuk iki saat ayırarak kanyonun keyfini çıkarabilirsiniz. Varış noktamızın 80-90 metre aşağısına, kanyona doğru merdivenlerden indik ve iniş boyunca kanyonun bize sunduğu manzaranın tadını çıkardık doğrusu. Bir yandan hafiften atıştıran kar, bir yandan dağdan gelen suyun kulakları şenlendiren gürültüsü... Su seviyesine indiğinizde tahta masalar ve hatta salıncaklar bile var. Yazın at binme şansınız da varmış ama biz şimdilik o seçenekten feragat ettik.
Kanyondan çıkışta, yaklaşık 5-10 metre yürüyüş mesafesinde Kristal Teras’ı ziyaret ettik. Bu teras, kanyonun büyük bir kısmını 90 metre yükseklikten görebileceğiniz can bir teras. 10 kişiden falası aynı anda üzerinde duramıyor ve doğrusunu isterseniz, teras rüzgardan ve haliyle hareketten çok hafif sallanıyor. Eğer korkuyorsanız aklınızda bulunsun derim.
Son durak Yörük Köyü! Yörük köyü insanların genelde yazın yerleştikleri bir bölümmüş. Evler hep boştu, yani pek kimseler yoktu etrafta. Çok eski konaklar, taşlı yollar...Daha çok küçük bir Ege kasabasını andırıyor. Eğer yazın giderseniz, Sipahioğlu Konağı’nda Filiz Hanım’ı es geçmeyin. Lakin kendisi sunumları ile ünlenmiş. Yörük Köyü aynı zamanda modacı Cemil İpekçi’nin memleketi imiş ;)
3 Günde Safranbolu - Ocak 2016
Kızkardeşimle birlikte sömestr tatilinde hiç görmediğimiz bir yeri görmek istedik. Neden bilmiyorum ama içimde bir yerlerde Safranbolu beni çağırdı. Biz de kardı kıştı demedik, atladık otobüse! Yaklaşık 10 saat süren otobüs seyahatimiz güneşin doğması ile bambaşka bir hal aldı. Gerede civarlarında gözlerimizi bembeyaz bir güne açtık. Yol boyunca sağlı sollu çam ormanları bembeyaz karlarla kaplanmış, karların arasına küçük küçük evler saklanmıştı. Sadece bu manzaranın bile bende şehirden kaçma isteği uyandırabildiğinin bir kez daha altını çizmiş oldum. Karabük’ten çok kısa bir süre sonra Safranbolu’ya vardık. Otobüsten iner inmez aklımdan tek bir cümle geçti, “Evet, benim için neyin var göster bakalım!” Buz gibi ama güneşli bir sabahla karşıladı bizi Safranbolu! Tarihi Çarşı olarak adlandırılan, asıl Safranbolu evlerinin yer aldığı bölgeye doğru çıktık yola. Yolda giderken bölgede bulunan pek çok otelin aslında eski konaklar olduğunu farkettim. Dar ve arnavut kaldırımlı bir yoldan kalmayı planladığımız otelimize ulaştık. Tahmin edersiniz ki oralara kadar gitmişken, ben de bizim için bir konak otel seçmiştim. Girişte sıcacık bir ortam ve gürül gürül yanan bir soba ile karşılandık. 10 saatlik yolculuğun nerdeyse bütün yorgunluğu birkaç dakika içinde uçtu gitti.. Hemen görülmesi gereken yerler üzerine otel sahibi ile muhabbete koyulduk. Ondan sonraki bir saat içerisinde çoktan elimizde harita yola düşmüştük bile. Safranbolu, orada yaşayanlar tarafından üç bölgeye ayrılmış. Tarihi Çarşı, Kıranköy ve Bağlar. Tahmin edebileceğiniz gibi Bağlar, en çok üzüm bağının bulunduğu bölge. Sezon itibariyle pek uygun olmadığı için bağları görme şansımız olmadı maalesef. Ama bir dahaki sefere tekrar gitmek için zaten kendi adıma yeterince sebebim oldu… Tarihi Çarşı’da meydana iner inmez karşınıza Cinci Hamamı çıkıyor. Temeli 17. Yüzyıla dayanan bu hamam, biraz ilerde bulunan Cinci Hanı ile aynı anda inşa edilmiş. Cinci Han da 2000 li yılların başında yeniden restore edilmiş ve şu anda otel olarak kullanılmakta. Hanın içerisindeki odaların her birinin bir ismi var. Neden diye sorduğumuzda ise, kapıların üzerine önceden o odayı kullanan kişilerin isimleri veya lakaplarının yazıldığını öğrendik.
Bölgeden çok uzaklaşmadan, Cinci Hamamı’nın arkasında yer alan Köprülü Mehmet Paşa Camii’nde durakladık. Bu cami 1662 yılında ibadete açılmış. Çarşıdan büyük kemerli bir kapı ile avluya giriliyor ve diğer tarafından da Arasta’ya ulaşabiliyorsunuz. Caminin avlusunda bir de güneş saati mevcut. Sabah 06:40 ve akşam 17:20 arasında, üzerinde bulunan metali gölgesine bakarak saati anlayabiliyorsunuz.
Hemen arka tarafa Arasta’ya geçiverdik. Arasta nedir diye sormama gerek kalmadan, öğreniverdim ki Arasta aslında Lonca Çarşısı demekmiş. Osmanlı döneminde loncaların yer aldığı Lonca Çarşısı, bugün Yemeniciler Arastası olarak adlandırılıyormuş. Neden olmasın, her gün yeni bir bilgi! Bu arastanın ortasında da yine 1600’lerden beri hayatta olan arasta kahvecisi bulunuyor. Kahvede kumda Türk kahvesi ve gözlemeyi mutlaka tavsiye ederim.
Yol bizi nereye götürürse diyerek, araçların giremediği, arnavut kaldırımlı dik bir yola vurduk kendimizi. Yol üzerinde Paşa Mustafa Konağı’ni görüyorsunuz. Biraz ilerisinde, ilçenin tek şarap içebileceğiniz mekanı Taşev çıkıyor karşınıza. Bu arada Pazartesi günleri açmıyorlarmış, ne yazık ki eli boş devam etmek zorunda kaldık. Biraz daha yukarda Ebrulu konakları yer alıyor ve yolun sonunda nihayet Hıdırlık Tepesi’ne varıyorsunuz. Bu tepe, tüm Safranbolu’yu 360 derece görebileceğiniz belki de tek tepe. Tepede bir restoran mevcut. Ve tabi panoramik manzarayı görünce, yorgunluğun üstüne bir çay içmek üzere burada durakladık. Hıdırlık Tepesi Türklerin Safranbolu’ya geldikleri zaman konuşlandıkları bir tepeymiş ve hıdrellez kutlamaları burada yapılırmış. Güneşin batışı ile biz de dönüş yoluna koyulduk.
She didn't know any of these would happen as she walked that day...
Joy The Movie
She didn't want to be saved. All she wanted was to be with him but he was so obsessed with finding the cure, he spent the last couple of more days without her... He didn't realize that he has the time but she didn't... And once he let her go, he freed himself too...
Sokak Kütüphanesi
Son zamanlarda ilgimi çeken bir yapılanma devam ediyor. Gezici kütüphanelerden sonra artık sokak aralarında, sağda solda insanlar kitap değiş tokuşu yapmaya başladılar. Bizim de mahallemizde küçücük bir dükkan açıldı, kafe olarak :) Ama bu küçücük kafede şimdiden onlarca kitap okumayı bekliyor! Mahalle sakini olarak biz de evde okunmuş kitapların bir kısmını kendilerine hediye ettik. Umarım bu tarz girişimler çoğalarak artar ve okumayı çok da sevmeyen bir millet olarak bu girişimlerden yeni alışkanlıklar kazanırız!
Healing in its essence is about breaking through the fears associated with life -fears that we don’t want to face - and finding our own special inspiration, a vision of the future, that we know we’re here to help create
The Tenth Insight, Overcoming the Fear, J. Redfield
The Celestine Prophecy, James Redfield, 1996
“… We rode in silence for an hour, seeing no other traffic of any kind. My thoughts raced through the events which had transpired since I’d come to Peru. I knew the Manuscript’s Insights had finally merged in my mind into one consciousness. I was alert to the mysterious way my life evolved, as revealed by the First Insight. I knew that the whole culture was sensing this mystery as well, and we were in the process of constructing a new world view, as pointed out by the Second. The Third and Fourth had showed me that the universe was in reality a vast system of energy and that human conflict was a shortage and a manipulation for this energy.
The Fifth Insight revealed that we could end this conflict by receiving an inpouring of this energy from a higher source. For me, this ability had almost become habit. The Sixth, that we could clear our old repeated dramas, and find our true selves, was also permanently etched in my mind. And the Seventh had set in motion the evolution of these true selves: through question, intuition of what to do, and answer. Staying in this magic flow was truly the secret of happiness.
And the Eighth, knowing how to relate in a new way to others, bringing out in them the very best, was the key to keeping the mystery operating and the answers coming.
All the Insights had integrated into a consciousness that felt like a heightened sense of alertness and expectation. What was left, I knew, was the Ninth, which revealed where our evolution was taking us. We had discovered some of it. What about the rest?”
It’s a trilogy and I’ve already “studied” the first two. I was looking for some answers for myself, about my life and these books showed up on my way. I take it as a signal and decided to pay attention what it suggests and Here I am. Fascinated by a book. It gave me a whole new perspective and made me speed up on my own evolution.
As you expect already, I’m strongly suggesting this new era opening, mysteriously futuristic mind of the author, James Redfield’s Celestine Prophecy trilogy.
Have a nice Sunday! ;)
Rest in peace big man!
Our beloved comedian, the 1001 faces actor, make up artist, writer and more…
He left a message for the ones behind; “Stay strong… Be fair, be patient. See you in a better world. Stick with Ataturk, stick with Republic, fairwell!”
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Levent_K%C4%B1rca
Just wanted to share, because I see myself some kind of an insomniac, this really relaxed me and helped me to sleep...
Am I mindful enough? That's the question of the day!
That’s the new trend in the world around us. We started to question if we are aware enough of what’s going on around ourselves. Do we sense enough? Or are we lost in concerns of future or/and regrets of past? Are we paying attention to our bodies and senses enough? What are we thinking at just this very moment? In the age of technology, where everything about daily life is simplified comparing to past and people don’t have to think too much sometimes. That’s why we humanbeings have this autopilot mode to make our daily routines easier. But if you let the autopilot take over more than usual, at that point you are starting to lose control, lose track of you own life. For me for example, I started to pay attention to feel every minute of my life, after I had couple of blackouts! That sounds scary, huh? That’s what I thought and decided to take control, send the co-pilot on vacation ;) Again, thanks to universe, everytime I ask a question, it sends me the answers or the tools I can use to find them on my own :) So there’s this summit and will be going on until the end of October. Mindfulness summit. Simply you’re registering, getting a password and reach online interviews with the experts, masters, teachers and experienced people who are involved with the mindfulness for quite a time. Let me know if you’re interested, I’d like to share experiences!
For those who are interested, Themindfulnesssummit.com
Rabbit-proof Fence
Nowadays I’m extra interested in the story of Aborigins and thanks to universe, it keeps raining! After the books I red, I decided to watch some movies related to this. And this movie came up. I have already an idea what awful things they have been through and I started to watch… Movie starts with an aboriginal music and I think all of them starts in the same way. It’s a story about 3 aborigin girls taken away from family and their journey back home. I know that those people are attached with the nature more than any of us and they are natural hunters. When you consider this, from beginning till the end, the thing that white people are trying to do to these people, you become angry, at least I did. I don’t wanna give spoiler, so I’ll just say you should definitely see this movie if you didn’t so far. And if you did, please share how you felt and what you think… In my opinion, Aborigins are like the native Americans. They have their own culture and yet they are abused by the white people for centuries. And in this phase of my life, I’m trying to understand why some people force some other people to believe in what they believe in the first place and want them to leave their own cultures; just because the white man thinks it’s better for them?! What if we just respect what they think and how they live? Wouldn’t be richer in many ways?
What a great disappointment!
Movie just started in an interesting way. The idea movie-mixed-documentary was charming in the beginning, of course with the voice of Morgan Freeman; but then, it seemed like the writers were in a rush and wanted the movie end somehow. Why??
Where this USB stick idea comes from?
It feels like first and the second half is totally different!
Spoiler alert, yes, that kiss Lucy gave, doesn't mean anything at all. I mean come on! I think you got a comment which says there's no romance in this movie, and you added that scene.
Please, have a little respect for the audience...