en son mayıs ayında okuduklarıma dair bir şeyler paylaşmıştım. onun üstünden üç ay geçti. haziran ayında mülakat nedeniyle daha çok alan okuması yapmıştım. oneylül gelmeden bitirmek istediğim birkaç kitap vardı ama onları okumadım. bu nedenle kendime eylül ayı ödülü olarak cennetin doğusu’nu koymuştum ama onu ekim gibi kısmet olursa okuyacağım :)
hepsinden kısa kısa bahsedecek olursam;
doppler: mutlaka okumalısınız tarzında bir kitap değil. aksine sorumluluklarından kaçan bir erkek karakter gibi geldi bana daha çok :)
feminist bir yaşam sürmek: bence feminizme dair bir şeyler okuyacağım niyetiyle bu kitaba başlamayın. çünkü odağında daha çok ırkçılık ve lgbt var. yer yer hiç anlam veremediğim kısımlar oldu ama bazı yerleri de etkileyici bulduğumu söyleyebilirim. benimle birlikte kitabı okuyan arkadaşım ise hiç sevmedi.
dokuz numaralı oda: bu kitap benimle birlikte üç şehri gördü. içinde çok etkileyici öyküler var. yaklaşık iki ay elimde kaldı sanırım :)
anton çehov’u ilk kez okudum -.- en çok altıncı koğuş’u beğendim. hatta oyun okumayı pek sevmediğim düşünülürse (şu an gorki’nin ayaktakımı arasında kitabı okuma hevesimi biraz düşürdü) çehov okumaktan keyif aldığımı söyleyebilirim.
mihail bulkagov bu yıl tanıştığım yazarlardan. hayatı ve eserleri oldukça ilgi çekici. köpek kalbini beğenmekle birlikte ölümcül yumurtları okumak yılanlardan korktuğum için belki de pek hoşuma gitmedi.
ve içlerinde en çok sevdiğim kitaba geldim :) evet. martin eden. okul başladığında okuyamayacağımı düşündüğüm kitaplara bakarken elim gitti. sonrasında izinli günlerimde kitabı elimden bırakamadım.
“aslında insan, böğrüne saplanmış olan, bir başkasının çıkarması için beklediği bir tür yanan mızrakla dolaşır; bu bir yara ya sa kesik gibi acı veren, insanın başka biriyle paylaşmaya sabırsızlandığı bir şeydir.
“yaramı al, lütfen böğrümden bu mızrağı çıkar.” hayır, hiç de değil; insan yalnızca kendisininkinden kurtulmayı bekler.” (syf 340-341, on dokuz numaralı oda, doris lessing)
“olasılığın bilincine varmak, kaybı için yas tutmayı içerebilir. ne olabileceğinin, ama olmadığının üzüntüsünü hissedebilirsiniz. belki şunu fark ederiz: hayatı başka bir şekilde yaşamak mümkün olabilirdi. yas tutabiliriz çünkü bir şeyden vazgeçtiğimizi bile fark etmemişizdie. hayatın şekli geçmiş zaman gibi gelebilir; ancak ele geçirildikten sonra duyumsadığımız bir şey. ama aynı zamanda şunu da bilebiliriz ki, bir hayatı terk edebiliriz. bir hayatı terk etmek için çok geç değildir.” (syf. 72, feminist bir yaşam sürmek, sarah ahmed)
“dirençliliğin nasıl bir işten teknolojisi olduğu hatta bir komut olarak işlediğini görebiliriz: daha fazlasını kaldırmaya istekli olmak; daha güçlü olmak böylece daha fazlasını kaldırabilmek. dirençliliğin özellikle yönetime çok uygun olan derinden muhafazakar teknik haline nasıl geldiğini de anlayabiliriz. bedenleri güçlenmeye teşvik edersiniz ki böylece baskıya yenilmeyeceklerdir; böylece kaldırmaya devam edebilirler; böylece daha fazlasını kaldırabilirler.” (syf. 256-257, feminist bir yaşam sürmek, sarah ahmed)
“hayatın yükü altında ezilebilir, ondan nefret edebilirsiniz, ama onu küçümseyemezsiniz.” (syf. 39, altıncı koğuş, anton çehov)
“haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içimi acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.” (syf. 408, martin eden, jack london)