Ha ağladım ha ağlayacaktım; ulan dünyadaki herkes yaptıklarınız ve varlığınız için bir açıklama istiyor ya.
Jack Kerouac, Yolda
Sade Olutola
Keni
One Nice Bug Per Day
hello vonnie
Show & Tell
Monterey Bay Aquarium
he wasn't even looking at me and he found me
we're not kids anymore.
Lint Roller? I Barely Know Her

Andulka
DEAR READER
Three Goblin Art
No title available
I'd rather be in outer space 🛸
tumblr dot com
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
styofa doing anything

#extradirty

Janaina Medeiros
cherry valley forever

seen from France
seen from United States

seen from Brazil

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Sierra Leone

seen from Malaysia

seen from Italy
seen from Italy

seen from Singapore
seen from United States
seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@sentetikpazartesi
Ha ağladım ha ağlayacaktım; ulan dünyadaki herkes yaptıklarınız ve varlığınız için bir açıklama istiyor ya.
Jack Kerouac, Yolda
Jack Kerouac’ın “Yolda”sını okuyorum. Ben şimdi durup, yaşadığım her günü yazmaya başlasam, yemin ediyorum bir aya kalmaz kendimden sıkılır, bunalıma girerim. Yollanmak lazım bu bahar.
Barış Manço - Cacık
Sözüm meclisten dışarı dostlar Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum Hani dilim dilim doğrasalar beni Marmara Ege Karadeniz ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum Derdim öylesine büyük ki dostlar Kırka yarıp yine kırka bölseler Ve kırk bostana gübre diye serpseler Kırkbin tane ot biter de kırkbin derde deva olur diyorum Ne oldu bana böyle durup dururken Oğlan aldı başını gitti kız zaten lafımı dinlemezdi Düğmem kopuk paçam sökük oramda buramda çengelli iğneler Bir de çengelli iğne nazar bozar derler Hanımın çorabı kaçık başında bigudiler Karabaş bile, karabaş bile suratıma bakıp bakıp havlıyor Öğünmek gibi olmasın ama dostlar Kendimi hıyar gibi hissediyorum Hani ince kıyım doğrasalar beni Akdeniz cacık olur diyorum Ve hatta Atlas okyanusu ve hatta Hint okyanusu Ve hatta hatta Büyük okyanus bile cacık olur diyorum Böyle cacığa rakı mı dayanır Çivi çiviyi söker derler soğuktan donanı buzla ovarlar Ben zaten yanmışım dostlar peki beni fırına mı koysalar Zeytin suyuna kuru ekmek böyle gelmiş böyle gidecek
Herhangi bir ülkedeki televizyon haber spikerini düşünün. Bu spikerler gövdesizleştirilmiş olanın mekanik zirvesidir. Onları icat etmek ve onlara bugün yaptıkları gibi konuşmasını öğretmek sistemin yıllarını aldı.
John Berger, Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
Yeryüzünde kendini kral sanan birçok kişi, buraya gelince domuzlar gibi pisliğe bulanacak, ardında horgörüden başka bir şey bırakmayacak.
Dante Alighieri, İlahi Komedya, Cehennem X-106/108
Uzayın uçsuz bucaksız boşluğunda, yerçekiminin hepimizi yer yüzeyi üstünde sağ salim tepetakla tutmakta olduğu gerçeğini saklamaya ne gerek var yani şimdi!
Jack Kerouac, Zen Kaçıkları
VIOLA Biz erkekler çok konuşur, sık da yemin ederiz; Ama aslında duygularımızdan üstündür gösterişimiz. Çünkü her zaman yeminlerimizde cömert, sevgimizde pintiyiz.
William Shakespeare, Onikinci Gece
Bu’ndan Geldi Şu’na Gider
Ne olur ki sen şimdi sevsen beni,
Sinemada abuk sabuk bir komedi filmi,
Zoraki gülümsesek ne olur ki,
Ne çıkar böyle aşklardan,
Ruhumun doyumsuzluğudur perdeden sarkan,
Çoraplarım yatağın kenarındadır şimdi,
Yarım bırakılmış bir kitap vardır komodinde duran.
Sana göre, tüm kitaplarını okumuşum kitaplığın,
Sen böyle düşünsen hakkımda ne çıkar ki,
Ben yalnız süründüm hep geceler boyu,
Bu saatten sonra yanımda uyusan da bu uyumasan da bu,
Ben bu, diyorum yani, değişmez bu saatten sonra bu,
Bu adam sevmedi hiç ve sevilmedi,
Bu oldu sonunda; yalnızca bu.
Şimdi sen anlatacaksın senden olmayan, senden gelmeyen hikayeleri,
Ve ben de anlatacağım bu’nun dışındaki her şeyi,
Kendimize sakladıklarımız gerçekleri hayatın,
Ama komedi filmi bitti ve romantik akşam yemeği hiç de romantik değildi,
Sen anlattın senden başka her şeyi, ben anlattım benden başka şeyleri,
Zaten masadaki tabaklar da, çatal bıçaklar da sahteydi.
Dilimiz söyler mi, sahte bir dünyada gerçekleri,
Ben bu’yum sen de şu’sun benim için, onun için, onlar için.
Sanma ki ağlarım, gözyaşlarım bir hastalıktır
Gözyaşları bir hastalık değildir onlar için,
Bu’nun için bir hastalıktır, gözyaşlarım.
Dökerim irin irin, ağlarım irin irin, senin için bile değil, sadece bu’nun için.
S.P.
Yükleniyoruz...
Mesela bir de mavi var renklerden;
Kırmızı gibi bir mavi,
Gecenin karanlığında bir deniz,
Denizin karanlığında bir mavi.
Kırmızı gibi, kan gibi, yaşam gibi damarlarımda,
Kan kustuğum gecelerin.
Gecelerin ayazlarında bir mavi var renklerden;
Neresinden baksan kozmopolit, neresinden baksan biraz bizden,
Barındırır içinde tüm tonlarını kırmızının,
Vatanıdır kırmızı ve sınırındadır tüm aşkların.
Öyle bir mavi işte renklerden,
Gecelerin ayazlarında kimsesiz salınan bir ruh seninkisi,
Ve ruhunun karanlığında ortaya çıkardı gözlerinin mavisi.
Ben bağlılığımı kaybettim ve bağlantıları zihnimin,
Karanlık maviliklere gömülüp kan kırmızı şaraplarından içtim evrenin.
Tüm yıldızların gölgesini gördüğüm gözlerinde,
Maviliklere duydum özlemimi,
Sarılıp uyuduğumuz gecelerin ertesinde,
Kırmızı kusmuklara açtım gözlerimi,
Uyandım ve uyuyakaldım,
Tüm rüyalarımda bambaşka hayatlara açıldı kapılarım.
Fazla açıldı ve battı gemi ve kayboldu tüm kalıplarım.
Masmavi bir denizin ortasında, masmavi bir minibüs çevirdim,
O minibüsün içinde mavi gözlü bir muavin,
Bulgaristan’dan göçmüş zamanında dedesi.
Bir Kadıköy uzatır mısın, dedim.
Masmavi bir Kadıköy’dü özlemim,
Kan kırmızı bir Kadıköy’e geldim.
Ve ben uyandığımda,
Sen çoktan çekip gitmiştin.
Gözlerime yüklendiler mavilikler,
Mavilikler gözlerime yüklendiler,
Tekrar tekrar, ertesi sabaha kadar,
Gitmediler gözlerimden mavilikler.
S.P.
Kuşlar ve İnsanlar ve Fidanlar
Kar yağıyor
sen son kez içimdesin
Karların toprağa değişinde
Ve sen son defa
gözlerimin önünde
Merak etme
giderim birazdan
Sonsuzluk gibi bu an bitince
bitince giderim
Nasıl olsa bir yerlerde
başka zaman ve
mekanlarda
Değişir benliklerimiz
gözlerimiz değer birbirine
Üşümüyorum
hissetmiyorum soğuğu
Kar yağınca hava yumuşar
Çok yalan söyler insanlar
Sen söyleme
ben giderim
Kar yağıyor
bitince giderim
Tüm karlar bitince ve ölünce
tüm kuşlar
havadan birer birer düşünce
Yerlerde ölü kuşlar görünce
yüzlerce
ben giderim
Sen yat uyu
şimdi
parka bakan pencerende
ben beklerim
biraz daha
bekler öyle giderim
Nefesi kesilince tüm hayvanların
Tüm insanlar gidince
Parka bakan pencerende
ne bir kuş
Toprağa ayak basan
ne bir insan
Topraktan fışkıran
ne bir fidan
Hepsine el sallarım
kar bitince
giderim
Ağlamadan ölmem
ağlayınca
giderim
S.P.
Yok böyle bir ses... Deniz Tekin...
Büyük Ev Ablukada Grubu’na İsmini Veren Turgut Uyar Şiiri
Büyük Ev Ablukada
(Ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu Bir şey daha yoktu ama kavrıyamıyordum)
İşte böyle olmak en iyisidir olmakların Bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
(İndirmiştim Yok olan önemli bir şeydi Allah kahretsin)
Tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş Üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim Çıkıp okudular durup dinledim Bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü Saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
(Ha kavgada ha aşkta Bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
Göğe baktım yerli yerinde Haydutlar dalavereciler yerli yerinde Vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle İyi dedim içim rahatladı Düzen bozulmamış dedim sevindim Tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
(Ben herkese varım Başka türlü olmuyor inanmayın) Bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
(Ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim bu önemlidir Utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
Ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez Bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına Telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara Sürü sürü mutsuz alışkanlıklara Yalana dolana itliklere keten elbiselere
(Sonra karısı öldü o çocuğun Yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi Kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı Anladık onu ölenden başkası kurtaramaz Ölen de kurtarmamıştı) Bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın Şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan Bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi Bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı Biz kurduk istersek umursamayız ya
(Abluka burda başlıyordu çünkü)
Ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim Sen beraber yatacağımız yatakları hazırla Sen bir onu yap yeter bak göreceksin.
Turgut Uyar
Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.
Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli
Kadıköy’de graffiticilerin canı sıkılırsa :)
“Güzel bir gün ve ben yaşıyorum.”
- Oğuz Atay, Tutunamayanlar
Sınırları tanıyan, benimseyen, bu sınırlara uyum gösteren hiçbir insan, karşı çıkmanın sonundaki bireysel bağımsızlığa erişemeyecek. Hem karşı çıkıp, hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak.
Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk
Ne zamandır unutulan bir müziğin, ‘remix’ini duymak gibi şimdi seni hatırlamak... Öyle rezil, öyle sana benzer ve öyle sen değil aslında... İçine edilmiş her şeyin...