An'lar.
Bir cümle ile seneler öncesine donebiliyorken bana zaman makinesinden bahsetmeyin.

if i look back, i am lost
Claire Keane

#extradirty
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
$LAYYYTER
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
sheepfilms
he wasn't even looking at me and he found me
Show & Tell
Game of Thrones Daily
todays bird

Love Begins
ojovivo
No title available
EXPECTATIONS

roma★

shark vs the universe
Lint Roller? I Barely Know Her
official daine visual archive

pixel skylines
seen from Singapore

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from France
seen from Israel
seen from Greece
seen from Türkiye

seen from China

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
@shilala
An'lar.
Bir cümle ile seneler öncesine donebiliyorken bana zaman makinesinden bahsetmeyin.
Açık havada sıcak bi mutluluk ♡ #elmacayi #friends #bestfriend #tarabya (Dallas'da)
#ahmetbatman #sogukkahve #reggie (Nayah'da)
Saklaniyoruz. #ahmetbatman#sogukkahve#book
güçlü olmaktan güçsüz düşüyor insan.
rakı kafası.
kurdum rakı soframı içiyorum gene.. rakı dedim ya aklıma geliyorsun vakit kaybetmeden.. açıyorum fotoğrafını her uzvuna kadar kadar inceliyorum seni. öyle kilitleniyorum ki sana yanındaki insanı görmüyorum bile.. ama biliyorum artık o tutuyor elini, benim olan o dudaklarından o öpüyor.
kızıyorum sana tüm hücrelerimle. sonra diyorum; bırakıp giden sendin kızım, hatalar olsa da pes eden sendin. sonra kendime kızıyorum. öyle bir kızıyorum ki bütün pişmanlıklarım geliyor gözümün önüne. o kadar ağır ki o pişmanlıkları taşımak..
ben bu satırları yazıyorum ama kafam güzel değil. ben bu satırları yazıyorum ama sen okumuyorsun. ben bu satırları yazıyorum ama ölüyorum. ben bu satırları yazıyorum ama.. iyi ki.. seni özlüyorum...
Bak koçum! Belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer, bizim olanlar ya da olmayanlar. Hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün, sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına…
"Ne mutludur suçsuz bakirenin dostları Unutulan dünyadan, dünya unuturken Lekesiz zihnin sonsuz gün ışığını Her dua kabul olunmuş ve her istek bırakılmış"
Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızsırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar. Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustos’ta bile Mart’a gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır. Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde. C.Süreyya
çocuk;
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı Çevir gökyüzüne başını. Bakma arkana! Daha sert basa basa, daha güçlü! Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla! Gitmek yenilmek değildir kazanmak da! Gitmek gitmektir işte. Hepsi bu.
I learned how to live half alive.
Bazen;
İnsan esnerken bile ağlayabiliyor.
Ama hayır, gözyaşları bu kadar ucuz olmamalı..
Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı düşüneceksin. Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın bir zaman, 'dinlenin biraz' diyeceksin. Onları, şefkatle dinlendireceksin. Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız gerçek sizin, kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla, gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza, söylenmeyen neler var kuytularda, hani kendinizden bile sakladığınız, bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz içinizde...??? Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri? Sevip de söyleyemediğiniz, özleyip de açıklayamadığınız ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize gömdüğünüz oluyor mu, korkaklıklar var mı, kalleşlikler var mı, yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi bekliyor...??? Göründüğünüz insan mısınız siz, yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur içinizde ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi taşıyorsunuz? Derununuzda neler saklıyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz, yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız, gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı saklıyorsunuz, açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz? Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde, günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz? Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz yoksa...??? Uzun bir yolculuğa çıkar gibi duygularınızla düşüncelerinizi denklere sarıp da içlerinizde bir yerlere mi yerleştirdiniz, bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve denklerinizi hiç açmayacağınızı bilerek... Bir gün çıldırsanız da bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça söyleseniz, neler duyacağız sizlerden, gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya, yoksa korkaklığın altında, bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi büyümüş yiğitlikler mi? Kızgınlıklarınız yok mu sizin, öfkeleriniz, isyanlarınız? Aşklarınız yok mu? Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz? Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya, kendinize şaşar mısınız, hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer, dile getirilmeyen özlemler, söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler, hangi boşvermişlikler, hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde? Ne kadarınız gerçek sizin? Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz kendinizden? Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı turuncu pırıltılı külrengi bir gecede, şimşeklerle boşanan yağmur başladığında şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz, ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi, bu kadar gerçeği o odada saklayıp, hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir sarsıntı yaratıyor? yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de ıssız gece, sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu, korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden, kırkıncı odanız size de mi kapalı, kendi kendinize bile mahrem misiniz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan, hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu, kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek istemiyor musunuz, bütün yalanlarınızdan uzak bir yere? Şöyle rahatça bütün duygularınızı, bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara, kendinizi bile yanınıza almadan. Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız kimleri saklıyorsunuz koynunuzda, yüksek sesle eleştirip de içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var, kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde gizliyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size? Neler var kırkıncı odada? Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı, kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı yaşıyorsunuz? Niye yapıyorsunuz bunu? Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede belki... Belki de hiç açmazsınız, kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü, kendinizden sıkılarak...
'özlemek'
Özlemek, o yakıcı istek, bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor. Özlediğiniz ise çok uzaklarda... Yanında olmasını istediğiniz halde yanınızda olmayan bir tek kişi, yanınıza bile yaklaşmadan, hatta onu özlediğinizden ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan, bütün hayatı, bütün görüntüleri eritip başka kılıklara sokuyor...
Aramızda dağlar yollar yıllar var iken Beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş..
Bazen türkü iyidir.
Gün Gördüm, Günler Gördüm Seni Gördüm Şad'oldum.