Post-modern 20-sth GİRLS!
Nihilizm çağında bir yeniden doğuş hikayesi: Lena Dunham, kendi kavramlarıyla geliyor! ”Çağımın sesi olabilirim, ya da en azından bir çağın sesi olabilirim” diyor Girls’deki yazar kızımız Hannah. Post-modern dünya kadınıyla tanışın: duyguları olan, kusurlu, sorunlu, hayatı gerçek anlamda yaşayarak keşfeden gerçek kadınlar.
Lena Dunham modern dünyanın dayattığı güzellik anlayışını yerle bir ediyor. Bugün televizyonu açtığınızda ekranda gördüğümüz güzel kadınların hepsi birbirinin neredeyse aynısı. Sıfır beden, basma kalıp burunlar, donuk bakışlar, mükemmel hayatlar, kusursuzmuş gibi görünen güzeller. Okurken siz de sıkılmadınız mı? Eskiden karton bebekler olurdu gazetelerin hediye ettiği, sadece birkaç parça kıyafet ile birlikte verilirdi. İşte günümüz ekran kadınları da böyle; sınırlı kalıplarını üzerlerine geçirmiş birer karton bebek! Girls’deki hanım kızlarımıza baktığımızda dizinin en güzel, en asi, en cool olanı bile sıfır beden değildir. Karakterlerin herbiri kendine özgü, herbiri gerçek olacak kadar kusurlu, sorunlarla dolu hayatlarıyla çıkıyor karşımızda. Hannah kendini eleştirebilecek kadar cesur ve görüntüsüyle barışık; özgüvenini olduğu haliyle kendini kabul edip sahiplenmesiyle kurmuş bir karakter.
Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle sunulan mükemmel-görsel dünyanın aksine gerçekte olanı göstermekten korkmayan bir kadın: Lena Dunham. Mükemmelmiş gibi sunulan gerçeküstü hayatların tersine gelecek, kariyer, aşk, arkadaşlık, aile arasında bocalayan, yetişkin hayatına adapte olmaya çalışan bütün 20-sth kadınlar için geliyor: Girls! Üzülmeyin kimsenin hayatı mükemmel değil. Sex and The City ile başlayan Gossip Girl ile zirveyi yaşayan idealize edilmiş gerçeküstü Manhattan kadını yerini Girls’ün yaşayan kadınlarına bırakıyor. Lena Dunham bu 20li yaşlardaki kadının iç dünyasını çok iyi bildiğini her fırsatta kanıtlıyor. Tiny Furniture filmi ile başlattığı kırılma Girls ile şaha kalkmış 2 ödül ile taçlanmıştır. Bu başarısında, yönetmen-yazar-oyuncu kimliği ile her şeyden önce “dürüst” olmayı becerebilmiş olması etkilidir. Kendini, arkadaşlık ilişkilerini, aşkı öyle iyi analiz etmiş ki gerçekliğinden şüphe duymadan izliyorsunuz.
Kendi merkezinde yaşayan kadınlar yerine, büyük resmin küçük birer parçası olarak var olan karakterler büyük dünyanın etkilenimine açık, savrula, dağıla yaşıyor. Ama asla dünyaya bir şekilde asılı kalmış edilgen anlatıcılar olarak değil; bizzat kendi yaşamlarının kurucuları olarak boy gösteriyorlar. Ben merkezli güvenli dünyalarından çok uzakta, gerçek dünyada varolma mücadelesi veren çok tanıdık kadınlar resmediyor Dunham.
Modern dünya yıkıldı. Yaşam artık sadece güzel, iyi olandan ibaret sayılmıyor. Bütün çirkinliği, tedirginliği, korkulan her şeyiyle kabul edilip sunuluyor. Artık iyi ve kötü, güzel ve çirkin gibi keskin ayrımlar, çürümüş kartezyen kavramlar yok. Mutlak iyinin yerini sinir bozucu ve negatif olanı da dışlamadan sahiplenen bir "iyi" tanımı almış durumda. Akıl çağı popülerliğini yitirirken, duyguların ve bilinçaltının korkusuzca yüzeye çıktığı yeni bir dünya var artık. İyi ve kötünün iç içe geçerek yeniden yorumlandığı daha gerçek ve her şeyden önemlisi faklılıkları kucaklayan, bütün özgünlüğüyle arzı endam eden yeni karakterler sunan, yeni bir gerçeklik. Dünyanın insana bakışı değişti, siz hala farkında değil misiniz?









