La La Land (Dikkat Spoiler!)
Ne zamandır film eleştirilerimi bir kenara bırakmıştım daha doğrusu şu an eskisinden daha fazla film izliyorum ama maalesef yazacak vaktim olmuyor : ( Bu film için bir istisna yapayım dedim Oscar adayı olduğu için ve insanların neden sevdiğini bir türlü anlayamadığım için.
Neyse evet. Gelelim herkesin anlata anlata bitiremediği La La Land’e Karşımızda her zamanki gibi “overrated” bir Oscar adayı film görüyoruz. Bir süredir Oscar ödüllerine inancım kalmamıştı zaten o yüzden bu filmin de milyon tane dalda ödüle aday gösterilmesine bir yandan şaşırmadım diyebilirim. Ama her halükarda sinir oluyor insan. Şimdi dersek film neden abartı? Çünkü filmin derinliği yok, ne iki insan arasındaki aşkın, ne tutkuların. Açıkçası hadi her şeyden biraz koyalım da ortaya karışık olsun demişler. Müzikal desem değil, aşk filmi desem değil, romantik mi hayır o da değil. Filmin sonuna kadar herhalde bir yerde ters köşe yapar farklı bir şey çıkar karşımıza diye bekliyor insan ama tabii sonuç hüsran. Görüntüler tamam güzel de abartılacak kadar da değil. Müzik desen sürekli aynı melodinin farklı versiyonları çalıyor…
Filmin konusuna gelecek olursak; esas oğlan bir jazz klubü açmak istiyor ama parası yok yazık o yüzden hiç beğenmese dahi sevmediği bir grupta çalmaya başlıyor ve turnelere gidiyorlar daha fazla para getirir diye. Malum artık kimse jazz falan dinlemiyor herkes popüler müzik peşinde. Kızımız da oyuncu olmak istiyor, bir sürü seçmelere vs. giriyor sonra hiçbiri sallamıyor bunu, diyor ki yok benden bir cacık olmaz ben en iyisi evime ailemin yanına döneyim, evimin kızı olayım. Sonra katıldığı seçmelerde beğendik biz seni gel ağlama oyuncu yapacağız deyince hemen havaya giriyor. Sonra bir de bakmışız çok ünlü bir oyuncu olmuş çıkmış bizim kız. Ama bu o kadar çabuk oluyor ki. Kız çünkü aslında oyunculuk tutkusundan vazgeçmiş durumda hiçbir şekilde mücadele vermiyor, tesadüf eseri gel kabul ediyoruz deyince kararını jet hızıyla değiştiriyor. Neyse sonunda oyuncu olunca oğlandan da bir kere ayrılmıştı zaten ona tekrar dönmüyor. Evleniyor çoluk çocuğa falan karışıyor. Eskiden çalıştığı kafeden de kahve almayı unutmuyor tabii, bak ben şimdi tezgahın diğer tarafında müşteri oldum ona göre diye herkese gösteriş yapıyor. En sonunda da her ne tesadüfse kocasıyla bir yere giderken trafik sıkışıyor ve oğlanın jazz kulübüne denk geliyorlar. İşte o anda kızın aklına dank ediyor başka bir gelecek mümkün müydü acaba diye.. Tahminimce bu kısım insanların en çok etkilendiği şey. Çünkü herkes zaman zaman düşünür aldığı kararları başka türlü alsam ne olurdu acaba diye.
Oyunculuklara gelecek olursak, Ryan Gossling tam bir donuk. Bence o adam romantik komedilerde falan şirin çocuk rolünü oynamaya devam etsin. Bu rol onda çok eğreti durmuş. Emma Watson’a da baktığımızda böyle süper, etkileyici bir oyunculuk görmüyoruz. Aslında bu ikisi dışında kimi koysan çok da farklı olur muydu onu bilemiyorum. Fazla bir oyunculuk gerektiren bir film değil çünkü. Film içine çekmiyor insanı, en azından beni.
Kısacası, filme sinemada gitmediğim için hiç pişman değilim hatta iyi ki sinemada gitmemişim diyorum. Sanırım Hollywood filmlerinde artık doyum noktasına geldim ben. Gerçekten etkileyici filmler ve oyunculuklar izlemek için biraz daha ufkumuzu açalım. Mesela Aamir Khan daha çok film yapsın onları izleyelim. Müzik desen, dans desen, oyunculuk desen hepsi mevcut!..













