Gözleri badem derlerdi eskiden. Avuç içi ufacık bir kadın. Benimdi. Parmak uçlarını tenime bir bir işlediğim kadın. Özlüyorum ağır ağır.
Epey ağır ve baştan çıkarıcı. O ait olduğum.
Aşkı gören gözlerin her birini yuvasından çıkarıcak kadar kıskancım aslında. Lakin, gücüm yok.
Hem terk edip gitmiş birine ne yapılabilir ki ?
Ne denebilir?
Gözlerimin çukurlarında boğduğum umutlarım ile burada hayali bir aşkı beklemekten başka ne yapılabilir? Koca bir hiç olup gitmeden evvel, hala onu sevebiliyor oluşuma inanamıyorum. Ama seviyorum.
Seveceğim. Seve seve, öleceğim.
Ne yaptığına dair tek bir fikrim dahi yok.
Özlüyor mu acaba beni? Yoksa öldürüyor mu içinde beni?
Bilmiyorum… Bir Cem Adrian sesinde duyuyorum onu. Göz yaşları hala akıyor.
Bir kitabın sayfasında yokluyorum solumda.
O görmüyor, O bilmiyor.
Yazmak ağır ağır ölmekle eş bu zamanlarda.
Yazarken kararmak, nefret dolu kalplere uzanmaya çalışmak ve bıkkınlık hissi.
Bir soğuk çay, biten bir sigara daha ve birde sen. Sanırım bana zararı olan herşeyi seviyorum. Yoksa hayatımda ne işin var ki senin?
Kalabalıkların içinde yalnızlığı dile getiren bir insanı özlüyor kalbim. Ve bu hecelerin her birine sahipken, öylesine bir hayatın, öylesine bir karanlığında kendini boğuyor. Ölmüyor. Hep aynı yalan dolan masallar. Hep aynı yüzler. Hep aynı hayat. Bitmeyen ölümler. Ardı arkası kesilmeyen göz yaşları ve her gece uykudan evvel ertesi günün daha iyi olacağını ümit eden hayatlar.
Bitmeyecek. Terk edilen şehirler, yıkılan hayaller, en olmayacak dualara aminler…
Sonu yok. Bir kitap son hecesinde biter mi sevdiğim? Yoksa, insanlar devamını hayal edemeyecek kadar korkaklar mı?
Bir gece, güneşin doğumuna kadar mıdır badem gözlüm? Yoksa, güneşin alnında karanlığa ait olunmuşluk kadar mı?
Söylesene. Kanım damarlarımdan çekilse, kalbim atmıyor diye sevemeyecek miyim seni?
Yoksa, sevsemde ölemeyecek kadar korkak bir bedende bekleyecek miyim sadece?
Evet, sadece çayımdan bir yudum daha alıp bir piyano eşliğinde söylenen şarkıyı dinliyorken, kirlenmiş umutlarımla bekleyeceğim.
Beklemek cehennem. Ve ben, daha çok gencim.
Ve çok çocuk. Sevgin olmadan yaşayamayacağına inanan bir çocuk.
Çocuklar masal olsun. Çocuklar şiir olsun. Ve çiçekler, hep sen kokuyorken, beklemek hala cehennem.
Kelimelerin varlığından haberdar olmayan kalbinde hala yaşıyor muyum bilmiyorum. Ama sen yaşıyorsun. Bir yük gibi. Ve ben o yüke mahkum olacak kadar çaresiz. Keşke böyle olmasaydı.
Keşke, seni böylesine seviyorken, yanı başımda yaşatabilseydim.. Yada keşke, seni “böyle” hiç sevmeseydim. İki badem göz.. Dinmeyen yaralar. Ve dindirilmeyen umutlar. Sonu yok. Her zaman sonsuzluk..