Her şeyinizin olduğu şehirden, evinizden, sizi siz olarak sevenlerinizden uzaklaşınca hiçbir şey hissetmezsiniz. Hatta belki de rahatlar, sevinirsiniz. Yeni ortamınızda, belki de hiç hayalini kurmadığınız ama mutlu olabileceğinizi düşündüğünüz bir yerde kimsenin sizi gerçekten tanımaması sizi üzmez.
Sonra özlem diye bir duygu gelir aklınıza. Oraya gitmek istersiniz.
Bavulunuza her şeyinizi koyarsınız ve o eski dört duvara geri dönersiniz. Sevdiklerinizi görmek istersiniz.
Karşı karşıya gelince çok heyecanlanırsınız, onların sevincine ayak uydurursunuz. Birlikte sürekli gitmiş olduğunuz yerlere gidersiniz.
Ama işler asla düşündüğünüz gibi veya insanların size bakınca sandığı gibi gitmez. Konuşmak isteyen siz, susar kalırsınız. İçinize bir şey oturur, anlamazsınız. Elleriniz titrer, belki de soğur. Ama hep öyle olduğu için takmamaya çalışırsınız. Belki de gözleriniz dolar, onu da saklarsınız. Onun yerine gülümsersiniz.
Sonra gitme zamanı gelir.
Elinizdeki her şeyi koymuş olduğunuz bavul hafifleşir bir anda. Açıp bakarsınız, hiçbir şey koymak istemezsiniz. Kalmak istersiniz.
O zaman kimsesiz gibi hissedersiniz. Hiçbir yere ait olamazsınız, bunu söylemesi kolaydır. Maruz kalmak asla 4 kelimelik bir cümle gibi hissettirmez. Ve bunu kimseye anlatamazsınız, kimse sizi anlayamaz.
Gitmek için yola çıktığınızda ister çok kötüyüm deyin, ister ağlayın… Kimsenin umrunda olmazsınız. Sen oraya gitmek zorundasın, onlar değiler. Bu kişi en değer verdiğin kişi de olsa bir yabancı da olsa aynıdır. Kimse sizi takmaz.
O bavulla, en başta rahatlayarak girdiğiniz ortamda yürümeye çalışırsınız. Ayaklarınız yere çivilenir, gitmek istemezsiniz. Her şeyinizle döndüğünüz evinizden kimsesiz kalmış birisi olarak çıktığınızda anlarsınız nerede kendiniz olabildiğinizi.
Çünkü hatırlarsınız. Artık yanınıza baktığınızda aileniz ve dostlarınız olmaz. Onların yerine arkanızda duran, belki de seneler sonra çok yakın olacağınız şu anki yabancı arkadaşlar vardır. Fakat insanların düşündüğü gibi can sıkan şey onlarla vakit geçirmek değil. Onların yanında da rahat olabilmeniz için önünüze döndüğünüzde, beraber yürümeniz gereken seneleri görürsünüz.
Bu yüzden onların yanında göründüğü kadar rahat olamazsınız, eve dönmek için gün sayarsınız.
Ama korkunç olan şey nedir bilir misiniz? Alışmak.
Bu düşünceleri yine ve yine değer verdiğiniz insanlara anlatırsınız. Eğer onlar sizi dinlerse ve vakit geçirmek isterse bilinki eviniz, o’dur.
Fakat verdiğiniz değeri alamadığınız, ama farkında da olmadığınız insanlar size şunu derse size tavsiyem, nolur peşini bırakın.
Ne kadar zor olabilir? Abartmayın.
Sadece gülün. Onlar daha karşıdan karşıya geçerken annesinin elini tutuyor, siz ise değer verdiğiniz insanların başına zarar gelmeden hep birlikte karşıya geçmeye çalışıyorsunuz. Belki kimsenin elini tutmuyorsunuz, ama bilin ki siz evinizi düşünüyorsunuz. İlk önce bencil olmuyorsunuz.
Fark açık değil mi? O zaman sizi aşağılayan insanlara ev olmaktan vazgeçin. Ev siz değilsiniz, ev değer verdikleriniz. Aşağılandıklarınız değil.