Bir insan bir tel saçın rüzgarında titremediyse.
Gözünü kırpmadan yürümediyse o uçurumlara
Bağrında cehennemler yakmadıysa eğer.
Ne yaparsan yap
Sevmeyi öğretemezsin
Öksüz kalmadıysa sevdiğinin yokluğunda.
Sesi kırıldığı zaman yetim rüzgarlar düşmediyse saçlarına
Bir tek onun yokluğunda kıyametler kopmadıysa
Ulu orta ağlamadıysa bir çocuk gibi
Ne yaparsan yap
Sevmeyi öğretemezsin
Okulu yok bunun.
Ticareti yok.
Satıcısı yok
Yüreğinde o ateş yoksa eğer
Küçük bir çocuğun yüzünde hiç dağılmadıysa
Bir adamın , bir kadının , her hangi bir insanın gözlerindeki o hüznün perdesine dokunmayı bilmiyorsa.
Sevmeyi öğretemezsin
Şımarık bir papatyanın yapraklarına bir gülümsemeyi çok görüyorsa
Avuçlarının içi değmediyse eğer sabrın çiçeği sardunyaların renklerine
Soluğunun şefkatinde öpmeyi bilmiyorsa bir gelinciğin kızılından
Ne yaparsan yap sevmeyi öğretemezsin.
Oturup bir sarhoşla hasbi hal etmediyse
Görmezden geldiyse gözlerindeki ışığı elindeki kağıt mendillere döken küçük bir çocuğu.
Gökyüzünde yükselen bir balon gördüğünde mavi mavi gülümsemediyse
Islanmayı bile beceremediyse bir Nisan yağmurunda
Ne yaparsan yap sevmeyi öğretemezsin.
Yürek gibi bir şey gerek sevmek için.
O kemiksiz organın bütün kemikleri kırılana dek kırılıp dökülmeyi göze almak gerek.
Ateşten korkan cennete gitsin.
Bize yanmanın cinneti gerek.
Yılmaz Pirinççi











