Ben Aziz Emek Çoban. Diğer insanlardan ayrılan bir özelliğim var. Bunu nasıl açıklayabilirim
bilmiyorum ama ben bir dakika sonrasını görebiliyorum. Fakat bir işe yaramıyor.Geleceği görebiliyorum
fakat değiştiremiyorum.Bu beni yorgun ve kırgın bir insan haline getirdi. Bu özelliğimi küçük bir çocukken
farketmiştim. O zamanlar Çanakkale'de oturuyorduk Vefa Kooperatifinde.Apartmanlar birbirine çok yakındı
o yüzden herkesin hayatı hakkında bir fikrim vardı ve herkesin bir dakika sonra ne yapacağını sezebiliyordum.
Asıl bunu farketmeme sebep olan olay babam ile annem arasında cereyan etti. Yedi yaşındaydım
salonda oturuyorduk, annemle babam borçları nasıl ödeyecekleri konusunda tartışıyorlardı ben de halının üzerinde
oyuncak askerlerimi savaştırıyordum. Bir anda babamın anneme okkalı bir tokat attığını gördüm. Bir dakika sonra
bir tokat daha attı.
'Baba yapma' dedim, sesim içime kaçmıştı, ilk defa babamı anneme vururken görüyordum
' sanane be, sen oyununa bak' dedi masanın üstündeki faturaları dağıtıp içeri gitti
Annem ağlıyordu, gittim saçlarını okşadım.
'Ağlama artık bak ben varım' dedim.
Kafasını bana çevirip 'Tamam oğlum geçti' diye fısıldadı. Bir dakika sonra tekrar fısıldadı
'tamam oğlum geçti'. İlk zamanlar bir şeyleri değiştirmeye çalışmak aklımdan geçmemişti, henüz olayın
şokundaydım.
İki sene sonra yani ben dokuz yaşındayken ve bu geleceği görme mevzusunda artık nelerin gerçek
nelerin sadece hayal olduğunu kavramaya henüz başlamışken anneannem hastalandı.Doktorlar
'kanser' dedi 'yayılmış tüm vücuda'
'ne yapabiliriz' diye sorduk
'eve götürüp dua edebilirsiniz' diye yanıtladılar 'Allah'tan umut kesilmezmiş'.
Bir ay sonra anneannem yatağında acıdan inliyorken odasına daldım, uzunca müddet izledim
sadece acı çekiyordu ve sadece nefes alıyordu, tek yaşama belirtisi inlerken gözlerini açıp zar-zor
kapatışıydı. Tam odadan çıkacakken son bir kez daha dönüp baktım, gözlerini kapatmamıştı bu sefer.
Kapatsın diye bekledim, sadece açıktı ve ben dokuz yaşındaydım. Yanına yaklaştım, başucundaki aynayı
burnuna götürdüm, buhar olmuyordu. O zaman anladım ki ölmek için bir dakikası vardı.
Bağırmaya başladım
'Anneanne ölme anneanne'
Bir taraftan hıçkırarak ağlıyor bir taraftan anneme bağrıyordum.
'Anneeee, koş anneannem ölüyor'
Bütün ev ahalisi anneannemin odasına daldı, anneannem boynunu bir sağ tarafa bir sol tarafa
kımıldatıyordu. Bir anda gözlerini iyice açıp bana baktı 'sen çok iyi birisin' dedi
ve boynunu yastığına geri koydu.
'Sen de öylesin anneannem', 'sen daha iyisin anneannem' diye mırıldanarak ağlıyordum
bir dakika sonra gözlerini iyice açıp bana baktı 'sen çok iyi birisin' dedi
bu sefer sustum ben sadece ağlıyordum.Dayım birden koluma girip karga tulumba beni odadan çıkarttı.
Salondaki koltukta uyuyakalmıştım, gözlerim ağlamaktan gözyaşlarımla birlikte kurumuştu, kaybolmuştu.
Defin işleminden sonra dayım yanıma geldi.
'sen' dedi 'anneannen çok iyi bir çocuksun demeden niye sen daha iyisin dedin' diye sordu
'ben geleceği görebiliyorum' dedim 'ama bir dakika sonrasını'
Gülümseyip yanımdan ayrıldı. Bir hafta sonra beni psikoloğa götürdüler. Dayım söylemiş anneme
'bu çocuk iyi değil' demiş 'acilen psikoloğa götürülmeli'.
Ondört yıl sonra bugün ölesiye sevdiğim mum kokulu, mor dokulu , kalbi haddinden fazla kırılmış
küstürülmüş kadın, yani sen bana 'sen çok iyi birisin, fakat seni artık sevmiyorum, bir daha beni
arama, beni öldü bil' diyorsun.
Bildiğim tek bir şey var, bu cümle değil bir dakika sonra tüm hayatım boyunca kulaklarımda çınlayacak.