Spora düşkünlüğü ve geniş omuzlarıyla amcamı çocukken resimli mitoloji kitaplarında gördüğüm Atlas'a benzetirdim. Gerçekten ailenin en iri erkeklerine çeken amcamın biraz Grek, biraz Romalı bir bakışı vardı hayata. Bir tartışmada son sözü amcam söylerdi. Aile içindeki uzun tartışmaların ardından adımı koyan o olmuş. Bugün bir kurumsal beyaz yakalı İlker, "mortgage" ödeyen bir Görkem veya iş yerinde terfi peşinde koşan bir Saygın değilsem amcam sayesinde. Haliyle bana ilk hediyesi adım oluyor. Sırf bunun için minnettarım.
Taban tabana zıt düşünseniz de amcamı dinlediğinizde tuhaf şekilde ikna olurdunuz. Bundan mı bilmiyorum o meşhur üniversite olaylarındaki birebir kavgaların, tartışmaların değil ama uzaktan atılan mermilerin hedefi olmuş hep. "20 yaşımızda ölmeliydik, kılıç artığıyız hepimiz" diye anlatırdı o yıllarda kulağını sıyıran kurşunlardan bahsederken.
Belki gençliğinde kelle koltukta gezip hayatını kaybetmediğinden talihsizlikler, kazanması imkansız gözüken davalar içinde sükunetini kaybetmeden yapılması gerektiğini düşündüğü şeyi yapıp kenara çekilirdi amcam. Hollywood'un sonradan keşfettiği "egzotik" bir stoacılık değil de Ege'nin antik çağ felsefesini doğuran sıcak güneşi altında pişen bir ömürle Türkiye'deki hayatımızın kaynaşmasıydı amcamınki. Tam da o yüzden hiçbir zaman 12 Mart ve 12 Eylül'ün savrulan solcularından olmadı. 90'ların nedense bir anda hepsi "sosyal demokrat" kesilen müteahhitlerine dönüşmeyi aklından bile geçirmedi. Onun emek ve dayanışmayı önceleyen siyasetini küçümseyenler önce bütün büyük şehir belediyelerini, daha sonra da irili ufaklı kıyı Ege belediyelerini siyasal İslamcılarla MHP'lilere kaptırdı. Yıllara yayılsa da göz göre göre gelen bu kayıp karşısında amcam siyasi sükunetini yine korudu. Zamanında Marx okumuş olmanın getirdiği- siz "kadercilik" deyin-, beni ikna edemeyen iyimser bir determinizmi vardı.
Nadir buluştuğumuz zamanların birinde takılmıştım:
- Amca böyle diyorsun da olmaz bu, yürümez başarısız olacak bu iş.
+ Olsun oğlum biz varız, düzeltiriz.
- Entropi var amca, "siz" ne kadar düzeltebilirsiniz? Sizden sonra ne olacak?
+ Bizden sonra siz varsınız ya oğlum.
Amcam 16 yaşımdaki beni kandırıp omuzlarındaki yükü devretmeye çalışıyordu ama omuzlarım onunkiler kadar geniş değildi.
Her Kaplan erkeği gibi amcam dışarıdan sert görünse de en tatsız anların içindeki ironiye gülebilen, dostlarına sonsuz sevgi besleyen ama kabalıklarını affedememekle sakatlanmış bir mizaca sahipti. Babama bile küsmüş olsa biz yeğenlerine- belki de "mücadelenin" geleceği olarak gördüğünden- darılamazdı.
Gelgelelim biz yeğenleri amcamın aksine Türkiye'yi sırtlayacak insanlar, hayatımızı mücadeleye adayacak insanlar değildik. Üstelik bu bizim suçumuz da değildi. Amcamın doğduğu, içinde büyüdüğü ülke amcam daha orta yaşlarının bile sonuna varmadan çoktan kabuk değiştirmişti. Televizyon yayınları renklenmiş, döviz büfeleri açılmış, doktorlar halk sağlığını savunmaktansa özel muayenehaneler açmaya koyulmuş, market rafları ithal ürünlerle dolup taşmaya başlamıştı.
Çocukken babamla girip yüzdükleri Gediz ırmağı Ege'nin üçüncü sınıf çakma sanayicileri sermaye biriktirebilsin diye balçık kıvamında bir kanser çamuruna dönüşürken amcamla babamın savundukları uyanık Ege köylüsü cebi dolduğu sürece bundan pek şikayet etmemişti. Üç yeğen biz bunları görüyorduk ama amcamın iyimserliğini diri tutan anılarındaki o suyun berraklığıydı sanırım. Ege'nin yerel siyasetinde o temiz suyun aktığını asla göremedik bizler, o yüzden de amcamın siyasi mücadelesini üstlenmeye razı olamadık.
Bugün Gediz ovasında geçmişinde kanser olmayan Ege ailelerinin çoğunda kanser var. Amcam da kendisine üç-beş ay ömür biçildikten iki buçuk yıl sonra dün hayatını kaybetti. Ve ben amcamın bütün iyi niyetiyle, ömrü boyunca savunduğu; kendi topraklarında göçmen tarım işçilerini üç kuruş paraya çalıştırıp sonra gidip MHP'ye oy veren, tembellikten toprağı tarım ilacına boğan, kooperatifleşmekten kaçan, dayanışmayı bilmeyen, şehrinin havası suyu kirlenirken tek derdi üniversite okuyan çocuklarına büyük şehirde daire almak, dükkan açmak, arabasını yenilemek olan ama mikrofon uzatsanız muhalefette mangalda kül bırakmayan Ege köylüsünün/orta sınıfının savunulacak bir tarafını göremiyorum.
Tek seni kaybettiğimiz için değil sizlerden sonra gönlünden geçtiği gibi bir "biz" gelmeyeceği için üzülüyorum amca. Kulağının dibinden vızıldayıp geçen kurşun sana değil yaşadığın dünyaya saplanmıştı. Doğduğun dünya senden çok önce kaybetti hayatını. Biz ve bizden sonraki kuşağa biçilen rol, kan kaybından ölmüş bir dünyanın cansızlığını sırtlanmak değil yeni bir dünyanın doğumunu sağlamak.
Anlıyorum ki o yüzden omuzlarımız senin kadar geniş değil, boyumuz daha kısa ve ellerimiz seninkilerden küçük.
Torunların büyüdüğünde bir akşam onlara seni ve omuzlarında sakince taşıdığın eski dünyayı anlatacağım.