Sana Ne Lazım? (Beş Engele Panzehirler)
Yazılarım arasında biraz boşluklar oluyor ve zaman giriyor. Ben de hemen yazmak istiyorum ama dikkatim başka işlerde olduğunda devamlılık arz edemiyorum. Belki de huzursuz zihnime bir işaret olabilir...
Bir önceki yazımda Budist Psikoloji’nin öngördüğü beş engelden bahsetmiştim. Şimdi o beş engeli kaldırmak için kullandığımız panzehirleri kaleme almanın zamanı... Bu arada bu beş engel hem meditasyonda hem de hayatın önündeki engeller olarak düşünebilirsiniz. Zira meditasyon ve yaşam birbirinin aynası.
Mindfulness, dürüst bir çaba ile an be an değişimlere farkındalık getirerek zihnimizi ve kalbimizi arındırmamıza fayda sağlıyor; böylelikle engelleri bir tehdit olarak görmeyi bırakıyoruz. Buna bir benzetme yapmak istedim: Karşındakinin düşman olmadığını anladığında, tüm öfkesinin ve şiddetinin içinde tamir edemediği yaradan geldiğini anlayan bir saldırgan gibi silahımızı teslim ediyoruz.
Çok uzatmayacağım ve konumuza direkt giriş yapıyorum.
1) Arzuya Panzehir: Bu haftasonu eğitimde konuşurken arzunun yine ne olduğunu, nasıl bir acı verdiğini düşünüyordum. Aslında bir şeyi arzu etmede sorun yok, eğer bu bir bağımlılığa dönüşmüyorsa... Fakat bazı arzularımız var ki, karşılık bulamıyor ya da doğru zaman olmadığı için gerçekleşmiyor. Bu tür duygular çok daha derinlerde bir ızdırap yaratabilir.
Peki ne yapabiliriz? Kabullenme en başta gelen panzehirlerden. Ve o anki acınızı dindirmek için bir şükretmek iyi gelebilir. Çok basit bir şeye şükredebilir misiniz, deneyin. Belki kediniz olduğu için (benim neyse ki 2 tane var) ya da sıcak bir çay içebildiğiniz için basit bir şükür listesi... Bir de tabii o an zihnin doğasını kabul ederek, tekrar nefesinizi hatırlamak ve anla bağ kurmak iyi gelebilir.
2) Kaçınmak: Bu tavra çeşitli açıklamalar getiriliyor. Zorlu duygularla yüzleşmekten kaçınma (öfke, kıskançlık ve üzüntü gibi...) ya da yaşlanmaktan ve ölümden kaçınma. Buna panzehir, o yoğun duygularla baş başa kaldığında objektif düşünemediğini farketme. O kaçınma duygusunun altında yatan büyük bir ihtiyaç var. Ve berrak düşünene kadar kendine ve eğer bir ilişkide yaşadığın bir duyguysa, karşılıklı olarak zaman ve alan yaratma.
Bununla ilgili güzel bir cümle okumuştum: “Acı çekiyoruz çünkü, gerçek doğamızın açıklığını farkedemiyoruz.”
“Buddha’nın öğrettiği ızdırabımıza neden olan cehaletin tüm kaynağı işte budur. Gerçek doğamızın ışığı şefkatten gelir.”
3) Tembellik, Üşengeçlik ve Sıkıntı: Ben’e olan algımız sürekli dışarıdaki objelerle tanımlanır. Bizim varlığımız onların varlığına muhtaç gibidir. “Eğer yapacak bir şey bulamazsak, “ego”muz kendini tanımlayacak tanıdık bir şey bulamaz. Yalnızlık ve tembellik kavramlarından ne kadar çok kaçarsak, o kadar çoğalır. Ne garip değil mi? Bu aşamada tembellik hissinin nereden geldiğine bakabiliriz. Bunun için biraz zihni sessizleştirmek kaynağa bakmayı kolaylaştırabilir. Gerçekten yorgun olduğun için mi tembel olduğunu sanıyorsun ya da bu malzemenin içinde bir kaçış mı var... gibi gibi...
4) Huzursuzluk ve Endişe: Budist Psikoloji böyle kategoriler gibi tak tak saymış sana tuhaf gelebilir ama dünyanın her yerinde duygular, hisler ve davranışlar benzer ve ortak. Hepimiz zaman zaman bunlardan dolayı acı çekiyoruz, bazen seviyesi daha az bazen daha çok oluyor.
İnsan doğası mutluluğu bulma ve koruma konusunda yanlış güdülenmiş durumda. Ve çoğunlukla neden aradığımızı bilmiyoruz ve bulduğumuzda da mutlu olacağımızdan emin değiliz. Bu sonsuz bir huzursuzluk yaratıyor. Tüm şartlar gerçekleşirse, mutlu olacağıma dair inanç kendimizden kopuk olmamıza neden oluyor.
Tüm bu engeller bir noktada birbiriyle iç içe geçiyor. O yüzden aynı soruyu soracağım... Huzursuzluk duygumla biraz kalabilir miyim? Endişe hissettiğimde duygumdan kaçınıyor muyum? Endişelenen zihnime arkadaşça bakabilir miyim? Şu an ne oluyorsa, farkındalığımı bedenime taşıyabilir miyim?
5) Şüpheye Panzehir: Yine bir alıntı yaparak söze başlayacağım: “Şüphe, sabırsızlığımızın bir işaretidir.” Meditasyon pratiğimizde ne kadar başarılı bir sonuç elde ettiğim, benim inancımı zayıflatır ya da kuvvetlendirir. Başarıya endeksli yetiştirilen nesilleriz... O yüzden kendimize göre bir başarısızlık anında tüm inancımızın sarsılması olasılıklar arasında. Ama Roma’nın da bir günde inşa edilmediğini biliyoruz. Şüphe geldiğinde, bu iniş çıkışlara izin verebilir misin? Ve onu sadece bir düşünce olarak tanımlayabilir misin?
Gördüğünüz gibi bu beş engel o kadar çok birbiriyle eşleşiyor ki, hepsinin karşısında belki sadece an ben an değişen tüm duyumlara, düşüncelere ve hislere açık, yargısız ve şefkatli bakabilir misin? demek geliyor içimden Yine de zorlu anlarda elimizde formüller olması gerekli ve hatta şart. Meditasyon ve hayatın bir yazıda bahsettiğimiz kadar kolay olmadığını biliyoruz. Hocalarımla konuşurken ama göründüğü kadar kolay değilmiş dediğimde, hep yakın bir cevap aldım: “Kimse kolay olacağını söylemedi.”
Zihnimizi ve bedenimizi bir kap olarak düşündüğümüzde, o zorlu duyumların yanında keyif veren hislere de dikkatini getirebilir misin? Belki de tüm mesele bu...