öfkeni diri, başını dik, kız kardeşinin elini sıkı tut.
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Cyprus

seen from United States
seen from China
seen from Colombia
seen from Israel
seen from China
seen from Bulgaria

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Taiwan
seen from China
seen from Australia
seen from Israel

seen from United States
öfkeni diri, başını dik, kız kardeşinin elini sıkı tut.
Boğaziçinde 15 yaşındaki bir çocuk işçinin ne işi var? Boğaziçinde düğün salonunun ne işi var? 20 yaşında 24 suç kaydı olan bir pisliğin dışarıda ne işi var? 20 yaşındaki pedofili p*çin 15 yaşındaki bir kızla ne işi var?
Bunları çok çabuk unutuyoruz, bir kaç güne gündem değişicek ama biz unutmayacağız, unutturmayacağız.
Bu cinayetle dalga geçen inceller türüyor, 15 yaşındaki bir kızın ne suçu olabilir? O yaşta çoğu kişi düzgün karar veremiyor aynı şeyleri bende yaşadım, yanlış olduğunu anlayamıyorsunuz çünkü çok güzel manipüle ya da tehdit ediliyorsunuz. Bu olayları yaşamayan kalmadı artık, suçlu bizler değil failler. Adalet istiyoruz, 6284’ü geri istiyoruz.
FAİLİ AKLAMAYIN KURBANI SUÇLAMAYIN.
Question 323
A
B
C
D
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE LGBT
Gündemden inmemesi gereken bir mevzuu evet ancak insanlar İstanbul sözleşmesini taşlarken körlemesine taşlayıp, karşılarında ağzı iyi laf yapan bir savunucu bulunca dumura uğruyorlar.
Evvela neyi red edip, neyi savunduğunu bilmek gerek.
Toplumsal cinsiyet eşitliği martavallarını sallayanlara göre; kadının anne, erkeğin baba olduğu klasik aile anlayışı insanlar arasında bir rol dağılımı yaptığından bu istenilmese de kadın ve erkeği birbirinden ayrıştırıyor, erkeği bir tık daha öne çıkarıyor. Tabii birde İslam'ın ve İslam topluluklarından olması sebebiyle de bu yönde şekillenen geleneksel Türk aile tipinde ki erkeğin itaat edilen, kadının itaat eden olduğu rol dağılımının da kadını baskıladığı iddiası var.
Bu eski kafalı (!) düzeni değiştirmek ve (güya) eşitliği sağlamak için gereken ise arada fark oluşturan bütün düşünce ve eylemlerin kaldırılıp, rol dağılımının yok edilmesi. Yani buna göre erkek öyle davranamaz, falan rengi giyemez, kadın böyle yapamaz, davranamaz vs tarzı ifadeler bireyi baskılayan, özgürlüğünü kısıtlayan şeylerdir. Cinsiyetçiliktir.
Kısacası mesele sadece kadınların şiddet görmemesi, kadın olduğu için işe alınmaması veya basit işlerde çalıştırılıp emeklerinin sömürülmesi değildir.
Feministler 1900'lerin ortasından itibaren 2.dalga denilen döneme geçip, bir felsefik/sosyolojik söylem olmaktan çıkıp tam manasıyla örgütlü bir harekete dönmüştür.
1.dalga da (1700'lerin sonu, 1800'ler) siyasal haklar talep ederken, 2.dalga ataerkil (baba, anne ve çocukların normal yolla doğduğu aile tipi) aile ve toplum düzenini yıkıp, kadını baskılayan (?!) gelenek, din ve aile kurumununun otoritesini red etmeye davet etmiş, kadın-erkek arasında ne fıtraten ne duygu/düşünce yönünden ne de yaratılış yönünden hiçbir fark olmadığını savunmuş ve bu yönde çalışmalarını sürdürmüştür. Bu kapsam da 1960'larda Avrupa'daki bazı ülkelerde ve Amerika'da edindikleri kürtaj hakkı ve doğum kontrolün yasallaşması gibi başarıları (!) var.
3.dalga ise bizim içinde olduğumuz dönem. Bu dönemdeki feministler, fark olmadığı iddiasından çıkıp, farklara yönelmiştir (ki bu akımın içinden bazıları ayrışıp kadının üstün olduğunu söylemeye gitmiş, buradan da erkeklere hiç ihtiyaç olmadığını, yok edilmeleri gerektiğini söyleyen radikal feminizm çıkmıştır) Tabii bu farklar dış görünüş, yaratılış itibariyle değil, daha çok duygu/düşünce yönüyledir. Yani bir insan kadın görünüşünde doğmuş olabilir ama hemcinsine aşık olup, onunla bir hayat sürdürebilir, hatta ameliyat olup erkek olabilir ve bu şekilde de bir aile(!) kurabilir. Bu onun temel haklarındandır. İşte feminizmin ve LGBT'nin birleşip, İstanbul sözleşmesi diye bilinen 6284. Sayılı kanununun eşcinsellikle alakası da burada başlar ve bu 3.dalga feminizmin marifetidir.
O sözleşmede "cinsel yönelimi koruma" diye bir ifade geçer. Tabii bunun öncesinde temel insani bir hak olarak yaşam hakkı filan sıralanır. Yani kimse sırf kadın olduğu için dışlanamaz, yok sayılamaz, öldürülemez vs vs (ki cinayet işleyen kaç kişi sırf kadın diye bir kurban seçiyor o da ayrı mesele)
Eh; erkek kadından üstün/ayrı olmadığına, ikisi de temel de insan olduğuna göre ve cinsler eşit olduğuna göre, erkek görünümünde olupta erkeklerden hoşlanan, erkeklerle beraber olan kimseye de bir ayrımcılık yapılamaz. Çünkü onlar da bir insandır ve haliyle onların da hakları vardır. (Hem zaten kadınların erkeklerden aşağı olmadığını, cinsleri sebebiyle bir farkları bulunduğunu red eden anlayışa göre başka bir cinsi aşağılamaları, ötekileştirmeleri mümkün olabilir mi?)
Eee temel haklar sadece yaşam hakkı mıdır? Hayır. Cinsellik, aile kurma vs haklar da temel haklardır. (Nasıl ki kadının bedeni, herhangi bir norm tarafından değil direkt kadının tercihine bağlı ise, diğer insanların bedeni de kendi tercihinedir) Kanun önünde bir ülkenin vatandaşı olan her insan kadın/erkek diye ayırt edilmeden bu temel haklara eşit şekilde sahip olduğuna göre, demek ki LGBT bireyler de bu haklara sahip olmalıdır. İşte şimdi kabul ettirilip, normalleştirilmeye çalışılan da budur. Kendilerinin var olduğunu ispatladılar. Şimdi geriye erkek erkeğe, kadın kadına aile kurma evlenebilme izni kalıyor. Tabii bir de sonra çocuk edinme. Ee yaşamak evlenmek hakta, çocuk sahibi olmak hak değil mi?
İstanbul sözleşmesi de bunu yasal olarak güvenceye almıştır. Eğer çocuğunuz gelip size cinsel yöneliminin değiştiğini söylese, bırakın onu dövmeyi, eve kapatmayı filan, hakaret sayılabilecek tek bir söz söyleseniz dahi ceza alırsınız. Hele çocuk 18'den küçükse, mesela eve kapatmak yahut evden atmak gibi birşey mi yaptınız. Devlet gelir o çocuğu koruma altına alır, size de bir güzel ceza keser. Hatta belki hapis cezasına kadar gider iş. Ee birde böyle 3-5 olay yaşanıp "emsal karar" sayıldı mı, demeyin o lanetliler taifesinin keyfine.
İşte bugün bu sözleşmenin ve LGBT'nin önü, birilerince İslam ümmetinin umudu sayılan , hatta ve hatta dergisinin kapağına "Medine dönemine geçildi" diye yazıp fotoğrafını koymaktan utanmayan hocaların (!!!) desteklediği R.T.E ve onun kızı ile partisi olan AKP'li çoğu ismin birleşerek kurduğu KADEM eliyle açılmakta ve korunmakta.
Yine bu yapı ve onların lanetli fikirlerinin zehirlediği ahmaklar; bu sözleşmenin burada saydığım tehlikelerini fark edip, red eden herkesi kadın düşmanı olmakla suçlamakta, tv, gazete ve sosyal medya gibi iletişim kanallarından sürekli olarak kadınların öldürüldüğü ya da darp edildiği haberleri gündem etmekte, kadını kutsayıcı erkeği canavar haline getiren bir propaganda yürütmekteler. İnsanları kadına zulme son diye aldatıp arkada bilerek yahut bilmeyerek sebep oldukları fuhşiyat ve lanetli işin hakikati ise tam olarak budur.
Yani muhalif ahmakların kadına şiddetin müsebbibi saydıkları AKP hakikatte LGBT'ye TR tarihinde sahip olmadıkları hakları hem toplum, hem yasalar, hem de kendi öz ailesi karışısında veren ve onursuzluklarına "onur yürüyüşü" dedirtecek kadar başımıza çıkaran , sözde kadın hakları ve aile ilişkilerini düzenleyen ancak hakikatte dediğim yıkımlara sebep olan ve daha fazlasına sebep olacak olan İstanbul sözleşmesinin bir numaralı faili, koruyucusu ve yürütücüsüdür.
Bugün onların çanak yalayıcısı olan medyatik tipler ve kalem sahipleri lafta LGBT'ye karşı çıkar gözükseler de dertleri sadece ceplerini doldurmak. İşin gerçeğine asla değinemezler. Ekrem İmamoğlu'nun eşcinsel evliliğe toplum hazır değil lafını ağızlara dolayan AKP'li ikiyüzlü yandaş ve satılık kalem sahipleri ve onların avamdan şakşakcıları dönüp baksınlar bakalım eşcinsel evliliğe hazır olmayan bu toplumu kim güdüleyip, uyutarak hazır hale getiriyor.
Ve bilinsin ki bu ifsadın en büyük sebebi demokrasi ve laikliktir. Demokrasi; çoğunluğu sağlayan görüşün kanun olması, laiklik ise bu sistemin korunmasıdır.
Muhafazakar Demokrat ve laikler, feminist ve LGBT dostlarıyla beraber ifsad ettikleri nesle bakıp gurur duysunlar artık ne diyelim. Allah akıbetlerini dünyada ve ahirette bir eylesin.
Ve hamd olsun o Allah'a ki bizleri; İstanbul sözleşmesine lanet edipte, o İstanbul sözleşmesini imzalayıp, canla başla koruyan ve muhafazakar kesimi buna alıştırıp, onları demokrat ve laik düzene eklemleyen partiye canını verircesine barikat olup, her durumda aklayan sefihlerden kılmadı.
Clearing out my camera roll 6284/?
Ankara’da kadınlar Rojin Kabaiş için Adalet Bakanlığı önünde toplandı
“Adalet nerede?” — Ankara’da kadınlar Rojin Kabaiş için Adalet Bakanlığı önünde toplandı. Bakanlık önünde ortak ses: “Gerçek adalet istiyoruz” Ankara Kadın Platformu üyeleri ve çok sayıda kadın örgütü, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümü ve benzeri tüm kayıp-katledilen kadınlar için Adalet Bakanlığı önünde bir araya geldi. Eylemciler, “Erkek adalet değil, gerçek…
CHP Bursa İl Kadın Kolları'ndan kadın cinayetlerine tepki
Bursa’da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Kadın Kolları, kadın cinayetlerine karşı güçlü bir dayanışma ve farkındalık oluşturmak amacıyla kapsamlı bir basın açıklaması düzenledi. CHP Bursa İl Başkanlığı’nda gerçekleşen toplantıya, İl Kadın Kolları Başkanı Nigar Bölüker, Kadın Kolları MYK Üyesi Fatma Özgür ile ilçe kadın kolları başkanları ve yöneticileri katılım gösterdi. Toplantıda özellikle son…