Üniversiteye ilk geldiğim zamanlarda en çok kurduğum cümle “Alışırım herhalde”ydi. Ama o cümledeki “herhalde” kısmı hep biraz havada kalıyordu. Sanki alışmak uzak bir ihtimaldi de ben sadece kendimi oyalıyordum. Günler geçtikçe de bu cümle değişmedi, sadece daha az düşünür oldum.Başta her şey gözüme batıyordu. Yurdun odası, yurdun yemeği, okulun yemeği, kampüsün yolları, derslerin temposu gibi olaylar. Hiçbiri bana ait değilmiş gibi geliyordu. Sanki ben geçici bir misafirdim ve birazdan geri dönecekmişim gibi. Ama zaman ilerledikçe bu his yavaş yavaş silikleşti. Ne zaman olduğunu tam hatırlamıyorum ama bir yerde bir şey değişti.O an çok büyük bir şey değildi. Hatta fark etmem bile biraz zaman aldı. Bir sabah derse giderken, yolu düşünmeden yürüdüğümü fark ettim. Daha önce sürekli tabelalara bakarken, o gün hiç bakmamıştım. Ayaklarım nereye gideceğini biliyordu. Bu küçük şey garip bir şekilde içimi rahatlattı. Bu birazda arkadaşlarım sayesinde oldu. Çünkü biz her yere beraber gittiğimizden dolayı illaki o yolların birisi birinin kafasında kalıyordu. Bazen ben, bazen o, bazen onlar. Sonra başka küçük şeyler de oldu. Yurda dönerken “geri geliyorum” hissi oluştu mesela. Özellikle aile evine gittiğim zaman 3 gün sonda döneceğim, 1 gün sonra döneceğim. Önceden sadece bir yere giriyormuşum gibi hissederken, o gün sanki gerçekten döndüğüm bir yer vardı. Odam hâlâ aynıydı ama ben ona biraz daha aittim. Hatta evimden daha fazla aittim. Artık ben Düzceliydim. Derslerde de benzer bir şey yaşadım. Önceden sadece dinliyormuş gibi yaparken, bir anda kendimi gerçekten dinlerken buldum. Hatta bir derste içimden bir şey söylemek geldi ve söyledim. Çok büyük bir katkı değildi belki ama o an benim için önemliydi. Çünkü dizilerde ve filmlerde akademisyenler bize hep egolu ve öğrenciyi tersleyen biri olarak gösterildi. Bir şey söyleyip onay almak rahatlatmıştı. İlginç olan şu ki alışmak dediğimiz şey bir anda olmuyor. Bir sabah uyanıp Tamam, alıştım demiyorsun. Daha çok, küçük anların birikmesiyle oluşuyor. Ve sen bunu fark ettiğinde aslında çoktan başlamış oluyor.Benim alıştım galiba dediğim an da tam olarak böyleydi. Net bir zamanı yok. Ama bir gün durup düşündüğümde, eskisi kadar yabancı hissetmediğimi fark ettim. Her şey hâlâ mükemmel değildi ama artık rahatsız edici de değildi. Mesela artık ev yemeği aramıyordum. Boğazımdan geçiyorsa yiyordum.Tabii ki hâlâ zorlandığım anlar oluyor. Bazen yine “Burada ne yapıyorum?” diye düşündüğüm oluyor. Ama artık o düşünce eskisi kadar uzun sürmüyor. Belki de bu düşünce okuduğum bölümün önünün açık olmaması ile ilgili olabilir. En çok da şunu fark ettim: Alışmak, bulunduğun yeri değiştirmekle değil, o yerin içindeki kendini kabullenmekle ilgili. Başta her şeyin bana uymasını bekliyordum. Şimdi ise ben biraz uyum sağlamayı öğrendim. Bu da düşündüğüm kadar zor değilmiş. Eğer bu yazıyı okuyan varsa gittiğin yere ağlayarak ve zırlayarak değil de oranın ve anın zevkini çıkarak alışabildiğini söylemek isterim. Ve ben şuan olduğum yere gerçekten alıştım. Artık üç-beş günlük tatillerde eve gidesim gelmiyor. Hatta mezun olmama bir yıl daha olmasına rağmen ben buradan ve arkadaşlarımdan nasıl ayrılacağım diye düşünüyorum. Bunda, siz onlara arkadaş diyebilirsiniz ben kardeş hatta aile diyorum , onlarında çok payı var hepsine çok teşekkür ediyorum. Hepsi iyi ki varlar. Başka bir şehire gittiğiniz zaman kendinize çok iyi arkadaşlar bulun oraya adapte olmanız daha çabuk ve kolay olur.