Sessizliğin başımı döndürdüğü yalnızlığınsa suratıma vurulduğu saatlerdeydim. Gözlerim dolmuş, kalp kırıklarıyla onu düşünüyordum. Elimde çevirdiğim bir şey vardı lakin adını hatırlayamıyordum. Gözlerim etrafı bulanık gösteriyor, ne olduğunu anlayamıyordum. Çevirmekten yorulmuştum ama artık mekanikleşmişti, durduramıyordum. Ayağımı ilerlettim, önümdeki sehpaya çarptı. Kısa süreli bir acı hissiyatı vurdu. Bundan çok zevk almıştım. Ayağımı bilinçli olarak bir kere daha vurdum. Bileğimde yayılan o acı duygusal acının çözümü gibiydi. saatler sonra ilk kez gülüyordum.
Ben arada bacağımı vurup acısıyla mest olurken kapım tıklatıldı çok hafif. Yanlış duyduğumu düşünüp kalkmayı tercih etmemiştim. Gelen kişi kapıya çok sert vurdu. En sonunda gözlerimdeki yaşları silip ayağa kalktım. Doğru düzgün yürüyemeyince elimle tutuna tutuna kapıya ulaştım. Kim o diye seslendiğimde hiçbir ses duymamıştım. Kafam karışmış olsa da tanıdık biri olabileceği düşüncesiyle kapıyı araladım.
Karşımda bir hediye paketi duruyordu. Pembe puantiyeli bir paketti. Orta boyutta gibiydi. Elime aldım. Üzerinde minicik bir katta bir şeyler yazıyordu.
Anlamamış olsamda getireni görürüm bari diyerek etrafa bakındım. Sokağın soluk ışıklarından, arada gelen baykuş sesleri dışında hiçbir şey yoktu. Tüm evlerin perdeleri kapanmış, mahalle sessizliğe bürünmüştü. Hediyeyi kucağıma alıp kapıyı kapattım. İlk haline göre nispeten düzelen yürüyüşüm sayesinde odaya daha düzgün varabildim. Kendime acılar çektirdiğim sehpayı önüme çektim, hediye paketini üstüne koydum.
Bir an içime hediyeyi tahmin etme hevesi geldi. Üstündeki güzel el yazısı sebebiyle hediyeyi bir kadının bıraktığını varsaydım. Bir kadın ne hediye alabilir diye düşüncelere daldım. Belki bir takı? Bu kutu bir takı için oldukça büyük sayılırdı. Belki de bir kitap? Kitap içinde büyük sayılabilirdi. Belki de bir kıyafet? Kıyafet için küçüktü. Kafam karışmış ve tahmin edememiştim. Elimi kutuya atıp hafifçe salladım. İçindeki şey hareket etti. Birazda ağırdı. Heyecanlanmıştım. Hediyeye o kadar odaklanmıştım ki etrafta ne olup bittiği umrumda değildi. Önümde biri ölse fark etmezdim.
Elimle puantiyeli paketin yapıştırıldığı yeri aradım. Bulunca hafifçe çekmeye başladım. En sonunda paket aralandı, elimi içine uzattım. İçinden ayrı bir kutu çıkmıştı. Kutu düz siyah renkteydi ve tasarımında hiçbir şey yoktu. Böyle bir kutusu olan hiçbir yer tanımıyordum. Ya çok pahalı bir şeydi ya da daha önce hiç kullanmadığım bir şeydi. Heyecanla kutunun açıldığı yere geldim. Kutuyu açtım ve kapağı arkaya düştü.
Önümde duran şeyi ilk başta algılayamadım. Öylece kutuya baktım. Elimi uzatıp silaha dokundum. Hala sıcak olması beni şok etmişti. Oyuncak gibi durmuyordu. Kafam çorba olmuştu. Korkuyla titredim. Kim neden bir genç kıza silah yollardı ki?Arkamdan bir ses duyuldu
“Hediyemi beğendin mi berfu?”
Hızla arkama döndüm. Karşımda orta yaşlarda bir adam duruyordu. Sırıtarak bana bakıyordu. Kim olduğunu çıkaramamış ve korkuyla ne yapacağımı şaşırmıştım. Çığlık atmak istedim ama ağzım bana itaat etmeyi kesmişti. Zor da olsa konuştum.
“Kim olduğum önemli değil. Hediyemi beğendin mi berfu?”
Korkuyla ayağa kalktım. Kaçmak istedim ama kaçabileceğim bir yer yoktu. Kızdırmak istemedim çünkü bu iri yapılı adam beni öldürebilirdi. Hediyesinden ölümüne nefret etmiştim, ne diyeceğimi bilemiyordum. Sevmedim desem beni öldürebilirdi, sevdim desem yalan olduğunu anlayabilirdi. Anlarsa ne yapar kestiremiyordum.
Adam sinirlendi. Kolumu tutup sürüklemeye başladı. Kutunun yanına ulaştığımızda silahı alıp şakaklarıma dayadı. Korkuyla tir tir titriyordum. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Çığlık atsam beni kurtaracak kimsem yoktu. Kaçsam sığınacak bir “evim” yoktu. Sanki herkes birleşmiş ve elleriyle beni ölüme ittirmişlerdi.
“Dürüst olacağını sanmıştım berfu. Seni neden seçtim biliyor musun? Çünkü seni derinden seviyorum. Ve çok yalnızsın. Yalnız insanlar yalnız ölür algısından nefret ediyorum. Bu yüzden önce seni sonra kendimi öldüreceğim. Bu sayede ikimizde yalnız insanlar yalnız ölür algısını yıkacağız. Sen biriyle ölmüş olacaksın bense sevdiğimle ölmüş olacağım”
Korkuyla çırpındım. beni daha sıkı tuttu. Atıp fırlatabilecek güce sahipti, kaçmanın imkanı yoktu sanki.
“B-ben ölmek istemiyorum. Bırak beni. Git kendi cehenneminde boğul, beni oraya sürükleme. BIRAK BENİ”
Adam yine aynı ürkütücü gülüşü sergiledi. Bu gülüşü duyduğumda istemsiz geriliyor tüm vücudumda bunu hissediyordu.
“Hadi ama sevgilim neden ölmeyelim ki? Kendi çekilmez cehennemimde yaşayacak bir insana ihtiyacım var. Sense bunun için biçilmiş bir kaptansın. Ayrıca çığlık atma. Zaten seni kimse kurtarmaz.”
Eli silah tabancasında gerildi. Ateşleyecekti. Bense elinden kurtulamamış öylece ölümü bekliyordum. Bana göre çok uzun geçen vakitten sonra birden elindeki silahı duvara fırlattı. Benden uzaklaşıp yere çöktü, elleriyle yüzünü kapatıp ağlamaya başladı. Ne olduğunu anlamamış öylece ona bakakalmıştım.
“Ben özür dilerim. Bunu yapmamalıydım. Aptal bir katil olduğumu sana hiç göstermemeliydim. Beni asla sevmeyeceğini biliyordum ama artık benden nefret ediyorsun. Ne yapıyorum ben. Ne yapmaya çalıştım ben. Bir insan sevdiği kızın evine silah yollar mı? Aklımı kaçırmışım ben.”
Elim telefona uzandı. Silah hala yerde tek parça halinde duruyordu. Telefonu elime aldım, bakışları bana döndü. Bir çırpıda silahı aldı. Korkuyla yalnızca 112’yi tuşlayıp arayabilmiştim. O elinde silahla bana bakıyor bense kulağımdaki telefonla onun bakışına karşılık veriyordum. Silahı kafasına dayadı. Korkuyla geri çekildim. Silah namlusunu ateşledi. Derin bir ses duyuldu, ardından dudaklarımdan kaçan bir çığlık.
Gelen ambulansa sesleri. İlk yardım ekibi. Adamın götürülüşü. Polislerin beni götürmesi.
Sabah olmuş hastane odasında uyanmasını bekliyordum. Kurşun kötü bir bölgeye isabet etmemişti ve yüksek ihtimalle yaşayacaktı. Neden burada olduğumu bilmiyordum. Yalnızca gözlerini açmasını bekliyordum. Üstümde sanki onu ben öldürmüşüm gibi bir ağırlık vardı. Ben düşüncelere dalmış ona bakarken gözlerini hafifçe aralayıp inledi. Göz göze geldik. İlk başta hiçbir şey anlamadı. Öylece suratıma bakıyordu. Nedendir bilinmez bir hatırlatma ihtiyacı hissettim.
“Dün gece ne olduğunu hatırlıyor musun”
Göz temasını kesip duvara baktı. Hatırlamaya çalışıyor gibi bir hali vardı. Geçen dakikalar sonrası zorlukla konuşan sesini duydum.
“Lanet olsun ki hatırlıyorum. Ne desem boş değil mi? Özür dilesem ne halta yarayacak? Para versem ne halta yarayacak? Hapse girsem ne halta yarayacak? Zamanı geri alıp o anı hiç yaşanmamış kılmak istiyorum.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Söyleyecek hiçbir söz bulamamıştım. Bu saydıkları hiçbir halta yaramayacaktı. Her şey bir gecede yaşanmış ve bitmişti. Geriye yalnızca travma sahibi olan bir kız, hayatı yıkılan bir erkek kalmıştı.