İ N Ş İ R Â H
Kararıyor içimiz...
Ve “Allah!” diyoruz... “Allaaah!”
Bütün genişliğine rağmen bizi sıkan o koskoca yeryüzüne bir meydan okuyuşla...
Muhammedî bir nidâyla, İbrâhimî bir sadâyla ve Yusûfî bir edâyla “Allâh!” diyoruz dört koldan hücum edenlere; putlara, zevklere ve çağa...
“Allâh!” diyoruz...
Tüm karanlıklara, kararmışlıklara, karanlıklarımıza ve kararmışlıklarımıza.. çıkmazlarımıza, darda kalmışlıklarımıza ve daralmışlıklarımıza...
“Allâh!” diyoruz tüm fenâlıklara, fâniliklere ve bütün ümitsizliklere... yekpâre âhlarımıza, günâhlarımıza...
“Allâh!” diyoruz.. ne güzel bir umman...
“Allâh!” diyoruz.. hafifliyor zaman...
“Allâh!” diyoruz.. gönlümüzün kuytularına, imtihânlarımızın koyuluklarına...
“Allah!” diyoruz en yürekten, en hisli şekilde kalpten...
ve umuda, inşirâha, beyazlıklara “bismillâh” diyoruz...
Ve “Allâh!” diyoruz, “Allâh!”
Dilimiz söylüyor;
duygularımız ferâhlıyor, beyazlıyor içimiz . . .
Beyaza, umuda ve inşirâha b i s m i l l â h . . .
-Vahap Osmanlı










