gel açalım yüreklerimizi sonuna kadar
kutsa böğrümde mayalanan öfkeyi
al, derisini sıyır, kazısını yapalım
korkma toprak kanamaz
boynum vurulmadıkça,
savrulmam bir yaralı kuş gibi
yağlı kement kurumadıkça sehpada
ve birleşmem kadın yüzlü ölümle
sandalyeyi tekmelemedikçe cellat,
dağılmam kopuk kitap sayfaları gibi
sessizliği perçinleyen rüzgârda
gel açalım uüreklerimizi sonuna kadar.
taşıyorum gövdemde direnen koca gövdeni
etin yalnızlığı kargışlı gövdeni
şakaklarıma tortusunu bırakan karabasan
-sen büyük uykucu! hüzün ve gömü arayıcısı!-
isterim dolayarak parmaklarımı yeşil otlarına
göğsünün yaban sıcaklığını elimin altında duymak
avuçlamak umudun yakıcı karını
tadına bakmak ve sonra ona adanmak
ey karnında binlerce kuşun yuvalandığı ova
taşıyorum gövdemde büyüyen koca gövdeni
ellerin, kuşbazı bütün bilinen göklerin
atar amansız boyunduruğunu birer birer
doruklarından kuşbaz durduğu yüce göklerin
vampirlerin hortlakların kemirgenlerin üzerine
boşaltır turnusolu kırmızıya boyayan asitini
kara sürülerin moloz yığınlarının üzerine
ve boyanır her şey tanın yalım rengine
gel açalım yüreklerimizi sonuna kadar
korkma asit kanatmaz!
önleyemez hiçbir şey mutluluğa anancımı
ne soğuk kışın getirdiği katı yalnızlık
ne de demiri bunaltan sinsi pas
önleyemez mutluluk inancımı
çünkü evreni iğne deliğinde yurtlandıran tansık
çünkü senin karnındaki bereketli ülke
parmaklarımızdaki yalımın dikkati
ağaçlarda fışkıran sürgünler her yıl
atardamarları gürleten doludizgin aşk
hamarat kadınlarımızın güzel harmanı
kiraz yabalarla savurur sıcak külleri
kiremit damların üzerinden
yelin siyah yelesine doğru
uçsuz bucaksız bengi boşluğa
ve kutsar bizi toprak
alnımızdan öper kan.
gel açalım yüreklerimizi sonuna kadar
sun bana kendi etini kendi kanını
etimi etinle kanını kanınla tamamla.