seen from China
seen from Argentina

seen from Russia
seen from United Kingdom

seen from Russia
seen from United States

seen from Germany
seen from Russia
seen from Australia
seen from China

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Tunisia

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from Kuwait
seen from Russia
seen from Brazil

seen from Kyrgyzstan
Work is of two kinds: first, altering the position of matter at or near the earth’s surface relatively to other such matter; second, telling other people to do so. The first kind is unpleasant and ill paid; the second is pleasant and highly paid. The second kind is capable of indefinite extension: there are not only those who give orders, but those who give advice as to what orders should be given. Usually two opposite kinds of advice are given simultaneously by two organized bodies of men; this is called politics. The skill required for this kind of work is not knowledge of the subjects as to which advice is given, but knowledge of the art of persuasive speaking and writing, i.e., of advertising.
In praise of idleness, Bertrand Russell
üzerine eğilip ciddi mesai harcamam, düşünmem, belki günlerce araştırma yapıp ucundan bucağından yakalamam gereken işler var. bu yaz çalışmayı tercih ettiğim ve günümün en işe yarar kısımlarını da kaybettiğim için hepsi üst üste yığılıyor, vakti gelince o yığını sırtlama kaygısı da beraberinde tabii. neyse, bahsetmek istediğim şey bu değildi. blogta son alıntıları yaptığım kitabı neredeyse her güne iki sayfa hızında okuyorum. çünkü okuduklarımı sindirmeye çalışıyorum ve en önemlisi de onu zihnimde basit bir kişisel gelişim kitabı hâline getirmek istemiyorum, zira russell'ın oldukça günlük bir dil kullanmış olması ve değindiği sıkıntıların çoğunlukla sıradan insanın dertleri olması (bu benim en sevdiğim yönü) kitabı az önce bahsettiğim kıvama yaklaştırıyor. hatta bu sebepten, kitabın adını soran bir arkadaşa utana sıkıla cevap vermişliğim var. bkz: mutlu olma sanatı. :)
aslında bu daha çok yaşamla başa çıkmaya dair... gibi. çünkü russell'ın bahsettiği şeyler sizi zoraki bir pollyannacılığa sevk etmiyor. aksine ayakları yere daha sağlam basan, acıyla yüzleştiren -ama bunu yapması gereken zamanda yapan- bir zihinsel disiplin sağlıyor.
insanın sıkıntılarına dolayısıyla yorgunluğuna sebep olan birçok şey, onun korkularından ya da henüz korku hâlini almamış kaygılarından kaynaklanıyor. bilinçaltı ise bunların büyüyüp beslendiği kaynak. yıllar evvel, insanın bilinçaltını kandırabileceği yönünde bir şey okumuştum (belki de duymuştum). fakat "kandırmak" kelimesi kulağa pek hoş gelmiyor. russell da buna benzer bir şey söylüyor ama onun tavsiyesi bilinçaltını kandırmak yönünde değil tam tersi, bilinçli düşünceleri bilinçaltına yerleştirerek deyim yerindeyse yeni bir bilinçaltı yaratmak. çünkü "bilinçaltının büyük bir bölümü, geçmişin bilinçli duygusal düşüncelerinden oluşmuştur."
sizi korkutan ya da kaygılandıran, başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeyleri olabilecek en bilinçli şekilde düşünün, suyu çıkıncaya, artık çekiciliğini kaybedinceye kadar düşünün, diyor russell. "olası bir talihsizliğin çok kötü olabileceğini ciddi ve mantıklı olarak düşünün. bu olası talihsizliğe cesaretle baktıktan sonra, kendinizi, bunun pek öyle korkunç bir felaket olmadığına inandıracak nedenler bulun. insan başına gelebilecek hiçbir şey evrensel önemde olamayacağına göre, böyle sağlam nedenler her zaman bulunabilir. en kötü olasılığa bir süre göz kırpmadan baktıktan ve gerçek bir inançla kendinize, "eh pek o kadar zararı yok" dedikten sonra göreceksiniz ki endişeniz büyük ölçüde azalacaktır. hatta endişeniz tamamen kalkıp, yerini bir tür sevinç alabilir. bu işlemi birkaç kez tekrarlamak gerekebilir, ama eğer en kötü olasılığı tespit etmekte yan çizmemişseniz."
yazı istemsizce uzuyor. :) aslında bunlara benzer cümleleri herhangi bir yakın arkadaşa iç döktüğümüzde duymak da mümkün gibi görünüyor. peki niye bu kadar hoşlandım? belki de kitap bana, büyük bir ciddiyet ve resmiyetle girdiğim bir evde peluş pijama ve yumuşak patiklerle karşılanmış, şekerlemeler ve samimiyetle ikramlanmış hissiyatı verdiği içindir.
şu kısmı da ekleyip -ki yazının burasında yazma nedenimi hatırladım- bitireceğim. bu da yine başta söylediğim, o ilgilenmeye vakit bulamadığım işlerle başa çıkmak için bir yöntem. hem bana hem size tavsiye olması için aynen alıntı yapıyorum "örneğin, ben şunu anladım: oldukça zor bir konuda yazı yazacağım zaman, birkaç saat ya da birkaç gün o konuyu çok büyük bir yoğunlukta (gücümün yettiği en büyük yoğunlukta) düşünürüm; sonra işi sürdürmesi için bilinçaltıma emirler veririm. birkaç ay sonra konuyu bilinçli olarak yeniden ele aldığımda işin tamamlanmış olduğunu görürüm." bilinçaltının bu konudaki yardımını zaten, fransızcasını hatırlamadığım bir kelimenin on beş gün sonra aniden aklıma gelivermesiyle keşfetmiştim. kitapta derli toplu bir konu olarak görmek de hoşuma gitti. iyi akşamlar.
The value of philosophy is, in fact, to be sought largely in its very uncertainty. The man who has no tincture of philosophy goes through life imprisoned in the prejudices derived from common sense, from the habitual belief of his age or nation, and from convictions which have grown up in his mind.... the world tends to become definite, finite, obvious; common objects rouse no questions and unfamiliar possibilities are contemptuously rejected. As soon as we begin to philosophize... we find... that even the most everyday things lead to problems to which only very incomplete answers can be given.
Why Study Philosophy? | Vortices of Confusion
Gran parte de las dificultades por las que atraviesa el mundo se deben a que los ignorantes están completamente seguros y los inteligentes llenos de dudas. B. Russell.
The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves, but wiser people so full of doubts.
B.Russell