Kiralık Aşk ve MUCİZE Hikayem (6.Bölüm)
Yağmurlu bir haziran gecesi. Saat gece 02:30. Radyoda 80′lerden parçalar çalmakta. Bu nedenle sana bu sefer müzik için link vermiyorum. Ama sen JOY FM dinlediğimi biliyorsun artık. Şayet Joy Fm dinlemiyorsam TRT Radyo3 açıktır.
Sana böyle uzun uzun radyo ve müzik muhabbeti yaparak lafı uzatmak istiyorum. Çünkü bu gece, sosyal medyada, seslerini duyduğum ama yüzlerini hiç görmediğim insanların bir kısmı beni şaşkınlıkla birlikte üzüp, kızdırıp, kırıp geçerken, diğer tarafta yüzlerini görmeyi bırak, seslerini dahi duymadıklarım, yani sen ve sana eşlik edenlerin birkaçı beni o kırgın, kızgın ve üzgün halden çekip çıkarıp sevgileriyle sarıp sarmaladılar sağolsunlar. Zamanı gelince, şimdi sana üstü kapalı anlattığım bu konuyu daha da açık dile getiririm belki. Belki de o zaman geldiğinde her şey çoktan geçip gitmiş olur kim bilir?
Evet haklısın, daha fazla bu konuyu konuşup mazoşistlik yaparak kendimi daha fazla üzmeye, seni de bu duruma şahit kılmaya gerek yok. Zaten sloganımız neydi?
POZİTİF OLALIM,POZİTİF ÜRETELİM Kİ POZİTİF YAYABİLELİM!
O halde enerji ayarlarımızı, fabrika ayarlarımıza döndürdüğümüze göre, içimizdeki bu çocuk saflığı ve neşesini kaybetmeden, yeni bölüme hızlıca geçiş yapalım.
Benim Mucize Hikayem-6
(A-Y-U Sonrası ve ÖYKÜ YARIŞMASI)
Yeni yıl keyifli bir atölye çalışması ile başlamıştı. Bu durum benim açımdan sanata dair güzel şeyler yaşanacağının da habercisiydi aslında. Oysa ben içimdeki çocuğu dışarı çıkarabildiğim ve sanat dolu bir ortamda özgürce bir gün geçirdiğim için, o sırada bu işareti gördüm ama hiç irdelemedim.
O sıralar bildiğin üzere, içimdeki ergenle birlikte hala, Barış’ı, Gupse’yi, Elçin’i vs sosyal medyada takip ediyordum. Sonra onlarla ilgili gördüklerimden, okuduklarımdan yola çıkarak kendi çapımda fikirler üretiyor, bu fikirlerin bazılarını kafamın içinde filme çekiyor, senaristlik+yönetmenlik yaptığım yetmiyormuş gibi, işin castına da el atarak eğlenip gidiyordum delice. Hatta bu deliliğe kimi zaman arkadaşlarımı da dahil ediyordum. İşin o kısmını bildiğin için şimdi burada yeniden anlatmayıp olayların devamına geçelim derim.
A-Y-U macerası sona erdikten sonra, içimdeki yazma dürtüsü daha da şiddetlenir hale gelmişti. Ancak yazdan kalan tedirginlikle ne yazacağımı bilemediğimden ikilemler içinde kıvranarak günlerimi geçirmekteydim. Bu sancılar kendini her hissettirdiğinde, kendimden emin olarak dile getirmeye başladım cümle şu olmuştu.
“Yazmak düşüncesi, gurbetteki işçinin yıllar sonra anavatanına kesin dönüş yapmaya kalkıştığında hissettiği heyecan gibi”
Gerçekten de zaman ilerledikçe öyle olmuştu. Gitgide, şimdiye kadar yaşadığım hayatla gurbetteki işçiymişimde, şimdi yurda dönüş yapmaya karar vermiş gibi anlatması, tarif etmesi zor, karışık bir duygu durumu içine girmiştim.
Derken, Ocak ayının sonlarına doğru, büyük yeğenimin TUDEM sınav sonuçlarına bakarken ÖYKÜ YARIŞMASI ilanı gözümüze ilişti. Daha doğrusu önce ablamın gözüne çarptı. Bana yarışmadan söz edince ilanın detaylarına baktım. Koşullar bana uygun değildi. Ancak, nedense yıllarca sönük kalmayı beceren kafamdaki ampul o anda birden yanıverdi. O aydınlanmayla kendi kendime;
“Neden öykü yarışmalarına girmiyorum ki? Hem dereceye girersem kazanacağım para ödülüyle yeni bilgisayar alabilirim. Para sorunlarıma kısmen de olsa çözüm bulabilirim.Belki de iş konusunda çöldeki bedeviyle yarışan bahtsızlığımın ardına saklanan neden budur” dedim.
Aklıma gelen bu fikirle birlikte, google amcanın kapısını çalıp, öykü yarışmalarına bakmaya başladım. O sırada gözüme çarpan Dikili Belediyesinin düzenlediği, Köy Enstitüleri konulu yarışma oldu. Politik ideolojilerden uzak, tarafsız bir gözle bakıldığında, Köy Enstitülerinin, Türkiye’de hayata geçirilmiş, ülke gerçeğine en uygun eğitim modeli olduğunu düşünmüştüm hep. Bu nedenle bu konuda bir şeyler yazma fikri beni çok heyecanlandırmıştı.
Olayların seyri benim hayatımda bu yönde ilerlerken, anımsayacağın üzere Barış Arduç’un rahatsızlanmıştı. Bu hastalık yüzünden de bizleri geçmişe yolculuğa çıkaran ve hikayenin bambaşka bir yanını görmemizi sağlayan 30.bölüm izlettirilmişti. Kendi adıma söylemem gerekirse ben 30.bölümü keyifle izledim. Ancak o sıralarda sosyal medya kanallarından sadece Facebook kullanan biri olarak, dizinin fanlarının orada çoğunlukla negatif eleştirilerde bulunmasına sinirlenmeye başlamıştım. Defne ve Ömer aşkını sevmeleri iyiydi, güzeldi de, Kiralık Aşk sadece Defne ve Ömer karakterleri ve aşk üzerine kurulu bir hikaye değildi ki ! Üstelik memleketin geneline sirayet etmiş havanın etkisiyle, pek çok kişi, aklı olmadan fikir sahibiymiş gibi davranıyor ve yabancısı olduğumuz bu sektör hakkında öyle ağızlarına geldiği gibi konuşuyordu.Kimse dizide bizlere verilen mesajları görmüyordu sanki. Bu durum canımı sıkmaya başlayınca nefes alacak yerler aramaya başladım. O sırada raninitv karşıma çıktı ve oradaki yazıları okumaya başladım. Artık biraz olsun nefes alabilir haldeydim.
Diziyle ilgili böyle olumsuz bir hava esmeye başlayınca, her ne kadar bırakma kararı almasam da inceden bir mutsuzluk hali, “diziyi sezonun ortasında bitirirler mi?” endişesi beni ele geçirmeye başladı. Bu kaygılı durumdan çıkışım da görme engelli arkadaşlarımla yaptığımız dersler ve öykü yarışması fikriyle gerçekleşti.
Yarışma düşüncesine iyice kapılmıştım. Kafamda bir hikaye oluşmaya başlıyordu. Bir yandan da internette sürekli araştırmalar yapıyordum. Karşımaysa genelde birbirinin tekrarı ya da benzeri olan yazılar çıkıyordu hep. Oysa benim arayışım daha farklıydı. İstediğim bilgilere ulaşamamanın, haliyle anlatmak istediğim hikayenin temellerini atamamanın gerginliği bünyemi sardığında yine koşa koşa Kiralık Aşk hikayesine kendimi kaptırdım. Zaten o sıralar dizide de güzel şeyler oluyordu. Defne Ömer’in evine taşınmıştı. Ömer, Passionis’in içine girdiği darboğazdan çıkması için, Deniz Tranba’nın hileli pasını çok güzel çevirmiş ve attığı gol Tranba’nın kalesindeki fileleri havalandırmıştı.
(Burada nedense içimden Eymen’in üniversitedeki ders sahnesini pek bi hatırlatasım geldi. O sahneyi kısa bir video olarak bulamadığım için sana komple bölümün linkini verip 23:23 ten itibaren dikkatle izlemeye başla diyeceğim. KA 33.Bölüm/23:23 - Elastikiyet : https://www.youtube.com/watch?v=RngFVyq-N3w)
Elbette sadece bunlar olmuyordu. Galo’nun ayak sesleri gele dursun, Sinan ve Yasemin arasında da kıvılcımlar gözle görünür hale geliyordu. Meriç Acemi’nin kalemi ne kadar güçlü olduğunu, her koldan atak yaparak gösteriyordu. Ancaaaak bu durum sadece Defne & Ömer sahneleri izlemek isteyenleri bir türlü tatmin etmiyordu.
Artık hafiften deliriyordum. Bir yanda tatminsiz, bir kısım KA izleyicileri, bir yandan yarışma için istediğim verilere ulaşamamak derken kendime farklı çıkış yolları aramanın peşine düşmeye başlamıştım. Nitekim yine kütüphaneye derse gittiğim bir gün, metrodan çıkıp, hızlı adımlarla yetişmenin derdindeyken telefonum çaldı. Arayan birlikte ders çalışacağımız arkadaşımdı. Bir işi olduğu için yarım saat kadar gecikeceğini haber veriyordu. Bu haberin üstüne, kütüphaneye gidip orada beklemektense, sahip olduğum yarım saati başka türlü değerlendirmeye karar verdim. Zaten bir süredir yapmak istediğim ama derslere hep son anda yetiştiğim için fırsat bulamadığım bir şeyi yapma vaktiydi. Ani bir hamleyle geriye dönüp caddenin karşındaki Resim Heykel Müzesi’ne yöneldim. Evet sergi gezecektim. Müzeden girerken Afişte Ressam Emine ERMİŞ’in Sergisi olduğunu okudum. Kapıdan içeri girdiğimde beni karşılayan ilk 3 tablodan sonra, hayatımda ilk kez tablo satın alma dürtüsünü içimde bu denli güçlü hissettiğimi söylemeliyim.
(İlk karşılayan eser DÖNÜŞÜM adlı bu tabloydu http://www.emineermis.com/pPages/pArtist.aspx?paID=361§ion=130&lang=TR&bhcp=1&periodID=-1&pageNo=0&exhID=0)
Sergiyi gezerken kendimden geçmiş haldeydim. Keyifle ve yüzümde hayranlık dolu ifadeyle bir tablodan diğerine geçerken - ki arada durup durup daha fazla etkilendiklerimin fiyatlarına bakıyordum listeden, olmayan paramla yine de satın alabilirmiyim diye- telefon yeniden çaldı. Arkadaşlarım kütüphaneye geçmişlerdi. Hızlı adımlarla kapıya yöneldim. Kütüphanenin yolunu tutmuş ilerlerken, uzun zamandan sonra sergi gezmiş, sanatla ruhuma dokunmanın mutluluğu vardı içimde.
İçimdeki mutluluğu paylaşmam gerektiğini bildiğim için yolda kuzenimi aradım. Öylesine heyecanlı ve mutlu anlatıyordum ki gördüğüm tabloları, ressamın adını merak etti. Sergiyi yeniden birlikte gezmeyi konuşurken kütüphaneye varmıştım. Telefonu kapatmadan önce kitabını ( Mustafa Kaya’nın Size Bir Sır Vereceğim adlı kitabı) ne zaman geri alabileceğini sordu. Kitabı okuduğumu ve ilk buluşmada kendisine verebileceğimi söyledim.
Size Bir Sır Vereceğim adlı kitabı yaz sonunda fark etmiştik. Karşımıza ilk kez rüyalar konusuna göz atarken çıkmıştı. Ardından da facebook ta önümüze düşen şu video ile dikkatimizi iyice çekmişti. (https://www.youtube.com/watch?v=Ub271XxHHP4)
Bu yüzden kuzenim, satın aldığı ancak benden fırsat bulup okuyamadığı kitabına kavuşmanın derdindeydi. Bana gelince, kitabı okuduktan sonra, kişisel araştırmalarımın yönünü ZAMAN, AKIL-DÜŞÜNCE-BEYİN konularından SU konusuna çevirmiştim.
Bu olaylar yaşanırken, takvimler şubat ayının ortalarına gelmişti bile. Nitekim 19 Şubat 2016 Cuma akşamı, heyecanla televizyonun başına oturdum. Artık isyanlarda biraz azalmıştı sanki. Malum Defne ve Ömer aynı evde yaşıyorlardı ne de olsa. Bu durum yoksunluk krizine giren bağımlılar gibi atak gösteren seyirciyi az da olsa sakinleştirmişti. Onların sakinleşmesi demek, benim açımdan reytinglerin düzelmesi ve dizinin devam etmesi demekti. Çünkü artık sadece ergenciğimin gazıyla ağzımın suyunu akıtarak baklava, şöbiyet tadında bakmıyordum Kiralık Aşk’a. Meriç Acemi’nin kaleminden dökülen hikayede beni epeyce sarıyordu. Arada zeki hamlelerle yaptığı toplumsal göndermeler de ayrıca keyif unsuruydu. Böylelikle benim ergen, yavaştan iktidarı kaptırmaya başladığının farkında ama yine de kanının son damlasına kadar direnmeye kararlı bir mücadele içine girmişti bir kere.
Biz ergenimle, ilişkimizi bu seviyeye taşıya duralım, diğer tarafta sadece Defne&Ömer hikayesinin izleyicileri 34. Bölüm bittiğinde ortalığı ayağa kaldırmaya başlamışlardı. Çünküüüüü nihayet FİKRET GALO karakteri bölüm sonunda kendini göstermişti! Herkes, bir anda
“Ömer ona (Galo’ya) nasıl Defne’ye baktığı gibi bakar?”
isyanlarını ortalığa saçarken, ben durumu o boyutta ciddiye alamıyordum. Aklım bölüm fragmanı yayınlandığından beri gözüme takılan Proust’un Albertine Kayıp kitabındaydı. O kitap dizide daha önce de bize gösterilmişti çünkü. Gurur ve Önyargı’dan sonra dizide tekrar gösterilen 2. kitaptı. Bunun üzerine google amcanın yardımıyla kitap hakkında bilgi edinmeyi denedim. Kitap, Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” adlı yedi kitaptan oluşan serisinin altıncı kitabıydı. Seri kitaplar olduğunda sırayla okuma ve satın alıyorsam da seriyi tamamen satın alma takıntısı olan bir okuyucu olarak, YKY’den çıkan bu serinin fiyatını görünce mecburen satın alma işini bir süre ertelemeye karar verdim.
Yeniden aklım diziye gittiğinde ise yeni başlayan Galo Galeyanı’nın iç boğuculuğundan kurtulabilirim umuduyla raninitv’ye zıpladım. Bu zıplayış, karşıma Bastet’in “Ayrıntılarda Gizli bir Ömer İplikçi ve Aşkı” yazısını çıkardı. Yazının sonunda Gustav Klimt’in Kiss tablosunu araştırınca gördüğüm karşısında ağzım açık kaldı. Sanki Meriç Acemi Defne ve Ömer ile bu tablodaki figürleri kanlı canlı hale getirmişti. Elbette bu karşılaşma bu kadarla kalmadı. Kiralık Aşk izleyenler arasında Galo’ya isyan edenlerle karşılaştıkça, sakinleşebilsinler diye önüme gelene bu yazıdan söz ettim ve raninitv’ye yönlendirdim. İsteyenler yazıyı bu adreste okuyabilirler; http://www.ranini.tv/ozel/12486/1/ayrintilarda-gizli-bir-omer-iplikci-ve-aski
“Peki öykü yarışmasına ne oldu bu sırada?” dersen. Araştırmalarım tatmin edici sonuçlar vermedi. İzmir’de kurulmuş olan Kızılçullu Köy Enstitüsü hakkında bir türlü anı içeren bilgilere ulaşamadım. Ancak, Bastet’in yazısını okuduktan ve insanlara anlatmaya başladıktan birkaç gün sonra, yine kütüphaneye giderken, Konak metro alt geçidinde, yaşlı bir teyzeyle karşılaştım. Elindeki poşetle ağır aksak ilerliyordu. Zorlandığını düşünerek poşetini çıkışa kadar taşımayı teklif ettim. Başlangıçta tereddüt etse de yüzüme ikinci kez bakınca, poşeti elime tutuşturdu ve boşalan eliyle koluma girerek benimle yürümeye başladı.
Teyzenin yaşı nedeniyle küçük adımlarla ilerliyor, bir yandan da sohbet ediyorduk. Konuşma sırasında önce yetmişli yaşlarda olduğundan söz etti. Yaşı az değildi. Bacakları o yüzden hızlı ilerleyemiyordu. Bu açıklamanın ardından emekli öğretmen olduğunu ekledi. Yaşı ve mesleği zihnimde bir araya gelince şimşek çaktı birden. Dayanamayıp Köy Enstitüsü mezunu olup olmadığını sordum. Kızılçullu Köy Enstitüsü’nden mezun olduğunu söylediğinde hissettiklerimi tahmin bile edemezsin!
Tüneli geçip, Bahri Baba Parkı’na çıktığımızda Asiye Öğretmen hala yaşadıklarından söz ediyordu. Derse yetişmek zorunda olmasam, onu o anda hemen Efes Pastanesi ya da Kahve Diyarı’na sürükler anlattıklarını uzun uzun dinlerdim. Bir yandan da kafamdaki soruları sorar, yarışma için yazmayı planladığım öykü için ihtiyacım olan bilgileri kendisinden öğrenirdim. Fakat bunları yapacak zamanım yoktu. Kütüphanede görme engelli arkadaşlarım beni bekliyordu. Sonunda istemeye istemeye Asiye Öğretmenin sözünü kestim. Kendisine kısaca yarışmadan söz ettim. Bunun için kendiyle uzun uzun sohbet etmek istediğimi ancak o an için gitmek zorunda olduğumu açıkladım. Eğer kendisi içinde sakıncası olmayacaksa telefon numarasını alıp, daha uygun bir günde buluşmayı önerdim. Kabul etti. Telefon numarasını verdi. Numarayı kaydettikten sonra elini öpüp, vedalaştım. Ardından da bildiğin koşar adımlarla kütüphaneye yol aldım.
Asiye öğretmenle karşılaşmamız, yarışmanın bitimine dört ya da beş gün kala gerçekleşti. Ertesi gün halletmem gereken işler vardı. Bu nedenle de bir sonraki gün görüşmeyi planlamıştım. Görüşmenin ardından da bilgisayar başından kalkmazsam iki gün içinde öykümü yazar, teslim içinde gerekirse Dikili’ye gidip, yarışma zarfını elden teslim ederek yarışmaya katılabilirdim.
Günler süren arayıştan sonra karşıma Asiye Öğretmeni çıkaran evren, ertesi gün ablamın bakıcısının hastalanmasına neden oldu. Böylece 3 gün boyunca yeğenlerime ben bakmak zorunda kaldım. Haliyle Öykü Yarışması da gerçekleşemeyen bir hayal olarak kaldı maalesef.
(devam edecek)
————————————–
Böylelikle mucize hikayemde, ŞİMDİLİK, sona doğru yavaş yavaş yaklaştık haberin ola!
Bu bölümün zamanlaması 51.bölüm öncesine denk gelmesi açısından da ilginç oldu. Nedenine gelirsek; sen benden tahminlerde bulunmamı istiyorsun ya işte o yüzden. ;))
İzlediğimiz 51. bölüm fragmanındaki ipuçları beni özellikle 24. ve 33. bölümlere yönlendirdi. Oralara doğru uzanınca 25. ve 34. bölümlere de şöyle bir göz attım kabaca.
Şimdi hazırsan, işaretlerin ve iç sesimin eşliğinde hızlı bir tura çıkalım. Ancak bu tura çıkmadan önce sana 2 şeyi hatırlatarak, paylaşmak isterim. İlki KÜLKEDİSİ MASALI ile ilgili Wikipedia bilgisinde geçen, bana göre önemli bir kısım;
“”Yakışıklı prensin Külkedisi'ni cam ayakkabısından bulması da Perrault'nun masalından gelir. Diğer masallarda bunun yerine altın ayakkabı, gümüş ayakkabı ya da yüzük tasvir edilir.
Binbirgece masallarında da (11.yüzyıl) öykü ayakkabı yerine halhal kullanılarak anlatılmıştır. Ufak ayak yerine ince ayak bileği kullanılmıştır.””
İkinci hatırlatma ise dün paylaştığım yazıdaki şu tahmin;
“ Düğün 52 de gösterilecek ise 50. bölümde izlediklerimizden sonra, 51. bölümde bizlere, Defne’nin çekip gitmesi, bu gidişle birlikte Defne’sini kaybetme korkusuyla gerçek anlamda ilk defa yüzleşen Ömer, Ömer’in halini görünce dayanamayıp olan biteni sırayla Ömer’e dökülen SIR / OYUN ekibi, bunun üstüne Defne’nin bunca zamandır ne denli acı çektiğini anlayıp peşinden giden Ömer’i, kendisini Defne’sine affettirince sevdiceğini kaptığı gibi İtalya’ya götürüp orada evlenen Defne&Ömer’i de görebiliriz.”
51. bölüm fragmanı çıkınca gördüğümüz üzere, DEFNE GİDİYOR ! Muhtemelen motoruna atlayan Ömer’de onun peşinden gidiyor!!
Şimdi bu gidişlerle neler olur bir bakalım bakalım.
*) 23. bölüm hatırlayacağın üzere Ömer’in Defne’yi GÜVENMİYORUM diyerek bankta bırakıp gitmesinin ardından Defne’nin yeniden başladığı yere, Manu’ya dönmesiyle bitmişti.
50. bölümde ne tesadüftür ki yine Ömer’in güvensizliği yüzünden büyük aşıkların parmaklarındaki alyansları çıkarmaları ve Defne’nin Ömer’in evinden çıkıp gitmesiyle bitti.
Bu iki benzerlik ve fragmanı birleştirirsek Defne yine başladığı yere dönüyor ama daha da başlangıca, MANİSA’ya !
Peki bu duruma şaşırdık mı? Şahsen ben şaşırmadım!! (Bir türlü tamamlayamadığım Yaratılış Hikayesi’nin 2. bölümünü yazarsam şayet sana bu yorumu hatırlatacağım ve sende hiç şaşırmayacaksın emin ol)
*) 24.Bölümün başlarında Ömer’le Defne’nin Manu’da yüzleşmelerini izlemiştik hatırlarsan. O yüzleşme konuşmasının sonu da Defne’nin çizmelerine gelmişti. Hatta bölümün ilerleyen sahnelerinde Defne, Ömer’in evine çizmelerini almaya gittiğinde girişte duran SIR TOPU Defne’nin sırtına batmış, Ömer’de pansuman yapmıştı.
Şimdi bunların hepsini ele alıp şifrelerini kıralım ve 51.bölüm tahmini için kullanalım. Yukarıda paylaştığım masal bilgisinde dikkatini yüzük konusuna çektim farkındaysan. Masaldaki cam ayakkabı yerine YÜZÜK bizim anahtarımız. Bir de sır topundan sonra pansuman yapan Ömer.
Yine fragmana bakarsak, Defne’si dedesi ile ilgili sır yüzünden yaralanan Ömer, gerçekleri öğrendikten sonra Defne’nin peşine düşecek. Karşılaştıkları zaman yaşanan yüzleşmede hatasını kabul edip özür dileyecek. Bu kez Defne’de sır yüzünden oluşan yaranın pansumanı çıkarılan yüzüklerin geri takılmasıyla olacak ki, dizi sezon finaline giderken masaldaki mutlu sonda gerçekleşebilsin.
Bundan bu kadar emin olmamızın bir diğer nedeni de 33.bölümde karşımıza çıkan bir ipucunun bizi 25.bölüme yönlendirmiş olması. 25. bölüm malumunuz, Ömer’in Defne’ye hediye ettiği elbiseyi, Defne’nin ilk kez giydiği bölüm(23 ü sayma sakın orada sadece giyip çıkardı.) Ömer’in aklını karıştırmak için giyip şirkete gittiği bölüm.
Eğer Meriç Acemi’nin, senaryo yazarları derneğinde düzenlenen seminerde elbise konusundan bahsettiğini okuduysan, bağlantıyı da rahatlıkla kurarsın diye düşünüyorum. Fakat bununla da yetinmeyip, bu tahmini 25. bölüme ait bir video ile taçlandırmak istiyorum.
25.Bölüm - Sevmek Lazım: https://www.youtube.com/watch?v=EjWXqJCiGCc
Bak bu videodan sonra çok daha fazla ileri gidip, 51. bölümde Defne’yle Ömer’in yeniden vuslat yaşayacaklarını, hatta bu vuslat sırasında artık etrafa meyve, sebze zerzevat dökülmesi yerine, sadece stilettosuyla kalan Defne havası yaratılacağını bile söyleyebilirim :))))
***) Fragmandan 24. ve 33. bölüm bağlantısına gelince.
24. bölüm İz’in Ömer’in araması üzerine, Yasemin’in yerine geçmek için İtalya’dan geri geldiği bölümdü.
33. bölümde ise henüz kendisini görmesek de bir Galo meselesi gündemimize girmişti. Hepimiz Galo’nun, geçmişin anlatıldığı 30. bölümdeki kız olup olmadığını konuşmuştuk. Sonra Fikret Galo ortaya çıktığında da onun mavi saçlı kız olduğunu anlamıştık. Peki ama biz 33. bölümde mavi saçlı kız görmediğimize emin miyiz???
Yukarıda seninle kendi hikayemi paylaşırken, bir yerde seni 33. bölüme yönlendirmiştim sanki. Hatta DİKKATLE İZLEMENİ de istemiştim ! O zaman sözümü dinlemediysen, şimdi dinle bence. Seni gönderdiğim sahnede mavi saçlı kız göreceksin. Hem de Eymen’in ELASTİKİYET konuşması eşliğinde. Bu nedenle gözlerin mavi saçlı kızı ararken, kulakların Eymen’in verdiği dersi dikkatli dinlesin.
Şimdi bu tahmin için elimizde bir adet geri gelen İZ
bir adet MAVİ SAÇLI KIZ
bir adet de ELASTİKİYET DERSİ mevcut.
Bunların yanına, birkaç bölüm önce hiç beklemediğimiz şeyi yapıp, Ömer’e Galo tarafından gönderilen mektubu okuduktan sonra Defne’ye veren Şükrü ile
Gidişinde milletin neredeyse totosuna kına yaktığı Galo’nun telefon sahnelerini ekleyince ortaya birşeyler çıkar sanki.
ORTAYA BİR TAHMİN ÇIKARMADAN ÖNCE SANA KISA BİR AÇIKLAMA YAPACAĞIM. YAZININ TAAA EN BAŞINDA SÖZÜNÜ ETTİĞİM CAN SIKICI DURUMA NEDEN OLAN ARKADAŞ ŞAYET GELİRDE BU YAZIYI OKURSA, MÜBAREK RAMAZANDA BENİ ARAKÇILIKLA SUÇLARKEN NE YAPTIĞINI BELKİ ANLAR DİYE !
Fragmanı ilk izlediğimde 24 ve 33 e hızlıca bir bakmıştım dün. Zaten sana bunu söyledim. 33′te Eymenin ders sahnesinde mavi saçlı kız olduğunu da zaten önceden hatırlıyordum ama İz’in geri gelişinin 24. bölümde olduğunu unutmuşum. Onun geri gelişini görünce, 33 teki mavi saçlı kızla birleştirip direk GALO geri mi gelecek diye Meriç Acemi’yi etiketleyerek bir tweet attım. Ancak vakti zamanında kendisine kıymet verdiğim, ama yaşanan bazı olaylar, söylenen sözler ve takınılan tavırlar sonra bugün gelinen noktada bu kıymetten ciddi şekilde şüphe ettiğim, kendisini ziyadesiyle reelci tanımlayan, bir ara 2 hafta kadar başka bir arkadaşla birlikte benim metafor çözümlememde yardımları olan arkadaş, reele bağlı olarak Galo’nun ileriki bölümlerde geri gelebileceğini dile getirmişti. Bu dile getiriş, 44.-45. bölümlerin yayınlandığı haftalardaydı. Ancak yine altını çiziyorum, kendisinin bu beklentisi Barış Arduç’un ilişkisine bağlı olaraktı. Bense bu yorumu yaparken ne Barış Arduç’u dikkate aldım, ne de bu yorumu hatırladım. ALLAH BİLİYOR!
Sana da burada böyle uzun uzun, tane tane açıkladığım üzere ipuçlarından yola çıktım sadece. Artık bu kadar açıklamadan sonra kendisinin İDRAK YOLLARI AÇILIR , herşeyi bildiği zannından da kurtulur diye düşündüğümü belirterek konuyu kapatıyorum. Söylenecek daha çok söz olmasına karşın, sana bu haksızlığı yapmak da doğru değil. bir kısım kaybettiğim kontrolüm içinde affına sığınırım. Arakçı olup olmadığımla ilgili vicdanınla vereceğin kararda seni yalnız bırakıp şu tahmini bir toparlayalım bari.
Elimizdeki İpuçları: Geri dönüş - Mavi Saçlı kız- Elastikiyet- Galo- Mektup- Passionis asansör- Şükrü- Defne..
Galo’nun giderken Defne’yi arayıp herşeyi anlatan bir mektup yazdığından söz ettiği sırada PASSIONIS asansöründe olduğunu farkedenlerimiz çoktu.Bu durumu farketmemize rağmen bir anlamda verememiştik. Ardından Şükrü’nün beklemediğimiz bir şekilde mektubu okuyup Defne’ye vermesiyle karşılaştık. İşte o noktadan sonra, benim gibi Ömer’in Kiralık Aşk oyununu en başından beri bildiğini düşünenler dışında böyle olduğunu düşünüp kabul etmek istemeyenler ile yekten karşı cephede olanlar bile “ACABA ÖMER OYUNU BİLİYOR MU?” sorusunu kendilerine sordular. Çünkü Şükrü gibi sadık dilsiz uşak (bu dilsiz uşak lafını da geçen bölüm Koray söyledi Şükrü’ye) Defne’nin karşısında bu şekilde dile gelmezdi. Gelmemeliydi. Bu işte kesin bir iş vardı.
Bu durumda Galo, at çiftliğinin ardından ve gitmeden önce şansını son kez deneyip Ömer’e herşeyi anlatmış, Ömer’den oyunu en başından beri bildiğini buna rağmen Defne’yi sevdiğini duymuş, ancak strateji dehası Ömer’in Eymen’in elastikiyet tanımını yeniden uygulayarak ve İz’e telefonda söylediğini Galo’ya tekrarlayarak yardım istemiş, Galo’da Ömer’e olan sevgisinden ve AŞK’a olan saygısından bu yardım ricasını kabul etmiş olabilir mi??
Böylece Fikret, Ömer’in yanında mektubu yazdıktan sonra, şirket asansöründen Defne’yi aramış, Ömer’de Şükrü’yü konu hakkında bilgilendirip nasıl davranacağını anlatmış olabilir mesela... Bu bir ihtimal.
Diğer ihtimal ise, tüm bunlar gerçekleşmemiş olsa bile, Galo’nun fiziken olmasada ruhen geri dönmesi. Yani mektubu okuyan Şükrü’nün Ömer’e mektupta yazanları anlatması. Gerçi bu ihtimal iç sesim tarafından fazla kabul görmüyor nedense.
Son ihtimal de, Elastikiyet kavramını Defne’nin uygulaması. Yani, Ömer Sadri Usta’dan dedesi ile ilgili gerçekleri öğrenir. Gidip onunla yüzleşir, affeder ve barışırlar. Ardından Defne’den özür dilemeye gider ama onun Manisa’ya gittiğini öğrenir. Bunun üstüne motoruna atlayıp peşine düşer. Defne’nin karşısına çıktığında dedesi ile ilgili durumu anlatır. Bunun üzerine kabuklarını kıran Ömer’i gören Defne, Şükrü’ye verdiği sözü tutar ve Ömer’e herşeyi anlatır. Çünkü Defne bir kere herşeyi ardında bırakıp gitmeyi göze almıştır. Zaten başından beri oyunu bilen Ömer beklediği itirafla birlikte Defne’sinden tamamen emin olur. Durumu bildiğini Defne’ye anlatır. Bu sırada flashbackler devreye girer. Ömer- Galo- Şükrü üçlüsünün mektup oyunu gösterilir....
(Bak bu daha iyi oldu. Galo’nun dönmeyişi ama dönüşü ve ipuçları yerini daha bir iyi buldu sanki.)
Sonra da işte yüzükler takılır, barışırlar. Hatta nikah bile kıyarlar. Manisa’dan dönerlerken İzmir’den Yunan Adalarına geçerler. Romantik bir balayı kaçamağı yaparlar. Vs. vs.. (malum bir İtalya’da evlenme, araba kiralama, ev tutma, kayak yapma planları izlemiştik zamanında. Zemin futbola elverişli olsa da mevsim kayak için uygun değil bizim buralarda. O sebeple eldeki en iyi seçenek Yunan Adaları. Hatta bendeniz, gözümüze sokulan eriklerin izini sürerken SAKIZ Adasına bile varmıştım. Bunların üstüne, 48 deki Alp&Şebnem düğün bölümünde dile getirilen ADA GELİNİ OLMAK İSTEYEN DEFNE’yi de ekleyince, oooooh, mis gibi senaryo işte size :)))
*) Bu kadar Defne&Ömer muhabbetinden sonra artık yorgunluğun bünyeme bıraktığı etkiyle, birazcık geçiştirme olacak bir Sinan&Yasemin değerlendirmesi yapalım.
Açıkçası 50.bölümden sonra acaba bize yeniden İso&Yasemin ve Sude&Sinan ilişkileri mi seyrettirilecek demiştim. Fragmanı izleyip 24. ve 33. bölümlere bakınca kararsızlığım yine devam etmişti. çünkü 24. bölümde sevdiği adamın,İso’nun elini tutup herkesin karşısına çıkan bir yasemin vardı. 33′te ise Yaseminden özür dileyen Sinan.”Yasemin bunların arasında nasıl bir seçim yapacakki?” diye düşünürken kendi kendime “seçim yaptırmayı bırak ve sonuçları birleştir” dedim. Böylelikle Yasemin’den özür dileyen bir Sinan ve sevdiği adama, ilişkisine sahip çıkan bir Yasemin çıkmış oldu karşımıza. E hal böyle olunca da Yasemin&Sinan ilişkisi de mutlu sona varmış oldu.
*) SON OLARAK DÜĞÜN MESELESİ, Defne ve Ömer konusunda beklentilerimi uzun uzun anlattıktan ve bütün bunların bir bölüme sığmasının zor olduğunu düşündükten sonra, elbette düğün Yasemin ve Sinan’ın düğünü derim. Ancak, Defne ve Ömer’in tekne turu, ada tatili, vs bizlere 2. sezon başlarken balayı olarak da gösterilebilir. Bu ihtimale Ömer ve Hulusi barışması da eklenirse yolumuz kol düğmelerine çıkar. O zaman da düğün DEFNE ve ÖMER’in düğünü olur.
Veyaaaaaaaaa, şimdiye kadar gösterilen Haziran 2016 sahnelerinde ısrarla GELİN, DAMAT kelimeleri tekil kullanıldığı için tek çift beklentisinde olan ben sizleri kırmayıp çifte düğün fikrini de kabul edebilirim. Hatta coşup, Defne evlenirken hamile olacak bile derim :)))))
---------------------------------------------------------------
Araya sıkışan tatsız bir mevzuya rağmen, bu kadar moral motivasyon dolu tahminlerden sonra günün keyifli geçer diye düşünüyorum. Ben de uyumak için artık iznini istiyorum.
Sevgi dolu, Bilgi dolu, Adaletli ol. Ama en çok MUTLU OL...
(Adile / nam-ı diğer Brunette)