KİRALIK AŞK’ta AĞAÇ Önemi
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!
Sana Nazım’ın şiiri ile merhaba diyorum Sevgili Dutlukçum,
bayramımızı kutlamak için bundan daha güzel bir giriş gelmedi çünkü aklıma. Hele de memleketin son zamanlarına bakınca, dedelerimizin, ninelerimizin hep birlikte kurduğu cumhuriyetin, cumhurunun yaşadıklarını, hepimize yaşatılanları düşününce, ayrı gayrımız olmadan, BİR OLDUĞUMUZU HATIRLAYALIM HEP BİRLİKTE istedim bu bayram günü. Nazım’ın da şiirinin son dizelerinde dile getirdiği gibi
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE !
Siyasi görüşümüz, inancımız ne olursa olsun, unutmayalım ki bu vatan bizim, hepimizin! Eğer bunu unutur ve BİZ olmayı bir kenara bırakıp SEN-BEN e girersek yaptığımız birbirimize galip gelmek olmaz. Sadece içinde hep beraber yüzdüğümüz bu gemiyi batırırız. Ki o vakit suda boğulurken haklının haksızın, galibin ya da mağlubun bir hükmü kalmaz. Hepimiz aynı acı sonu yaşarız. O yüzden, yıllardır beyinlerimize işlenen o önyargıları, düşmanlıkları unutalım. Bize öğretilen yanlış ezberleri bozalım ve kardeşçe birbirimize sarılalım. Yine ve yeniden tek yürek tek bilek olalım derim naçizane.
Şimdi, bayram kutlamamızın ardından, bugünkü konuya gelelim. Yalnız bu kısımda sana bir şey söylemeliyim. Daha doğrusu bu yazının konusunun belirlenişinin bir hikayesi var. Öncelikle, sana onu anlatmak isterim.
Cuma akşamı dizimizin 58.bölümünün ardından twitter da KA dostların birbirleriyle mesajlaşması devam ederken, sevgili dostum @yetişkina her zamanki tatlılığı ile sohbetimize dahil olup yeni yazının konusu ile ilgili bir ricada bulundu. Ömer ve Defne için birbirine kavuşan eller yazmam yönünde. Bendeniz, o anın kendi doğallığı içinde bir anda ortaya çıkan bu isteği maalesef geri çevirdim. Sebebini az çok tahmin edebiliyorsundur. Ben bu Kiralık Aşk yazılarında çiçekler, böcekler, havada uçuşan kelebekler tadında aşk yazıları yazmıyorum. Bu yazamadığımdan değil elbette, aksine öyle egosantrik biri olsam oradan yürür ve epeyce etkili olacağını düşündüğüm yazılar yazardım. Ancak, BU YAZILARIN BİR AMACI VAR !!! Aşk yazıları ile sizleri sarhoş etmek yerine, elimden geldiğince, dilim döndüğünce ve bilgim yettiğince, dutluk ahalisinde FARKINDALIK oluşturmak. Hayat içinde otomatik pilotta uçan uçakmışçasına düşünmeden, ezbere yaşarken, tembelleşen beyinlerimizin yeniden harekete geçmesini ve düşünebilmeyi sağlamak. Çünkü düşüncelerimizin nerelere vardığından ve neleri etkileyebildiklerinden pek de haberimiz yok! Örnek olması ve kafanda birşeylerin şekillenmesi için, geçenlerde Lavantalı Çikolatamın paylaştığı bir bilgiyi bende burada sana aktarayım.
Dr. David R. Hawkins ; “pozitif ve her şeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji 750.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.” diyor.
DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUN?? Hiç umursamadan aklımızdan geçirdiklerimiz ve hissettiklerimizle nasıl bir enerji frekansı oluşturuyoruz!!! İşte benim derdim, sizin beyin yaktığını söylediğiniz bu yazılarla, yaydığınız enerjinin farkına varmanızdır. Eh amaç bu yönde olunca da mecburen aşktan ziyade bilgi ağırlıklı şeyler oluyor burada. Bir de malum Meriç bu kadar çok ipucu ve işaret yerleştirince, onları yazmayıp aşk yazmak duran topa vurmamak gibi oluyor. Velhasılı, ben bu sebeplerle @yetişkinamı reddedince içime dert oldu ve kafamdaki konulardan birini onun seçmesini istedim. İşini kolaylaştırmak için de önüne 3 konu sundum. Kendisinin gönlünden sunduğum bu konulardan 3.sü geçse de, o gün karşısına çıkan Klimt’in orman (kayın ağacı ormanı) tablosu nedeniyle, evrenin bize gönderdiği işareti es geçmeyelim diyerek, seçim AĞAÇ konusunda yapıldı. O sebepledir ki bu yazı, aşk üzerine olmasa da sevgili @yetişkina’m içindir ;) Ayrıca Gökkuşağı konusundan sonra da ilginç ama hoş bir devam bu konu.
Eh, bayramımızı kutladık, konu seçiminin nasıl geliştiğini de anlattık. Artık şu KİRALIK AŞK ve AĞAÇLAR konusuna başlayalım mı?? Umarım bunca girizgahtan sonra beynin buradan sonrasına hazırdır. Birazdan bilgi bombardımanı başlayacak.
Hakiki Dutlukçular, yani buradaki yazıları en başından beri okuyup bugüne gelenler bilir. Burada yapılan ilk paylaşım, KA-YARATILIŞ HİKAYESİ başlıklı yazıdır. O yazıda dizideki hiç bir ayrıntının boşa olmadığı delilleri ile açıklanırken, dizideki MİTOLOJİ&AĞAÇ İLİŞKİSİ vurgulanır. Merak ve zahmet edenler okuyabilir. İşte o yazının yazıldığı 22 Nisan 2016′dan beri ağaç konusu, dizideki çözümlemeler açısından benim için önemlidir. Şimdiye kadar konuyu ele almayışım ise meselenin derinliğinden kaynaklanmaktadır. Zira Kiralık Aşk izleyenlerin büyük çoğunluğu diziye romantik komedi ve bir aşk hikayesi gözü ile bakarken, naçizane bendeniz, sevgili Meriç’in çok çok daha derin bir şeyler anlattığını düşünerek izlemekteyim. Ne demek istediğimin yukarıda vurguladığım Yaratılış Hikayesini okunduğunda daha iyi anlaşılacağını sanıyorum. Demem o ki, şimdiye kadar beyin yakan diye tabir ettiğiniz bu yazılar, o derinlik göz önüne alındığında hala daha sığ sularda yüzdüğümüzün işaretidir. Ancak bu kadar kıyıda oynamak yeter. Hele de Meriç işaretlerini bu denli vurgulayarak göz önüne getirirken, şimdi daha derine doğru gitme vaktidir.
Ağaç konusunun ilk dikkatimi çekişi, 15 Nisan’da yayınlanan 42.bölümdeki, Passionis&Galo defilesi ardından düzenlenen after party’de Yasemin’in giydiği kıyafet ile oldu. Hatırlayalım
Bu giysi gördüğüm ilk andan itibaren aklıma ağaç ve hollywood uyarlaması bir masalı getirdi durdu. Başlangıçta bu filmde oynayanın Nicole Kidman veya Charlize Theron olduğunu sansam da sonradan Angelina Jolie’nin oynadığını sağolsun evren hatırlattı. Fakat ben onu hatırlayana kadar ağaç konusunun peşine düşmüştüm bile. Sonucunda da 1 hafta sonra Yaratılış Hikayesi yazısını yazarken bulduklarımın bir kısmını paylaşarak Ağaç konusuna değinmiştim. O yazıda çözümleme yaparken mitolojik olarak yunan mitolojisinden dem vurarak Apollon’un oğlu Orpheus ile Ağaç Perisi Eurydike aşkından söz ederek geçmiştim. Çünkü o sıralarda APOLLON (Ömer) ve DAPHNE (Defne) efsanesi 40.bölümdeki vuslat nedeniyle yeni bitmiş olsa bile hala gündemdeydi. Ben de o yazıda Orpheus üzerinden Apollon’a varınca, asıl ağırlığı Apollon’a vererek Ömer İplikçi karakterini dilim döndüğünce anlatmaya gayret etmiştim. Elimde de iki tane Tanrı ve Ağaç ilişkisi (Orpheus& Eurydike - Apollon&Daphne) olunca Mitoloji & Ağaç başlığı seçmem zor olmamıştı. Elbette mitolojide geçen tek ağaç hikayesi yukarıdakiler değildi. Jüpiter ve Meşe Ağacı’nın hikayesi de Ömer’in ilerleyen zaman içinde Tanrı Apollon’dan Tanrıların Tanrısı Zeus’a dönüşeceği öngörüsünü getirmiş ve bana şöyle dedirtmişti o yazıda;
“... 6-8 & Jüpiter- Güneş ve MİTOLOJİ&AĞAÇ ilişkisini böyle düşündük. Bunun sonucunda da 6/Jüpiter sayesinde önümüzdeki bölümlerde EVLİLİK olacağını,
Apollon ve Defne hikayesinin Jüpiter ve Meşe hikayesine dönüşeceğini,
Yunan mitolojisinden Roma mitolojisine geçtiğimizi
Bu nedenle Apollon'dan Jüpiter (Yunan mitinde karşılığı ZEUS) 'e dönüşen Ömer'in ve Dönüşümünü Meşe olarak tamamlamış Defne'nin evli hallerinin hikayesinin bizi beklediğini (Çünkü 40.bölümde Defne Ömer ile sevişerek BAKİRELİK yeminini bozmuş, böylece Apollon ve Daphne hikayesi de evrilmiştir.)...”
Sana bir itirafta bulunayım mı Dutlukçum? Şuanda bende haftalar hatta aylar öncesinden neler yazmışım böyle diye şaşkınlıklara gark oluyorum. Neler demişim ben böyle?? 10 bölüm sonrasını bırak yeni sezona bile el atmışım resmen. Ben resmen ŞOK !
İnsanın kendinden bihaber olması da böyle bir şey sanırım. Eh mahallenin delisi olmak kolay değil tabi :))
Neyse efendim konuya geri döneyim. Her ne kadar Yaratılış Hikayesinde Ağaç&Tanrı ilişkisine dikkat çeksem de, mitolojide Ağaç konusu sadece Ağaç&Tanrı ilişkisinden (Orpheus& Eurydike - Apollon&Daphne - Jüpiter&Meşe - Attis &Çam) ibaret değil. Aksine AĞAÇ bütün dünya mitlerinde yer alan oldukça önemli bir sembol. Tıpkı Gökkuşağı gibi Ağaç da yer ile gök arasında köprü olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle de pek çok kültürde, Ağaç Sembolüne kutsal bir anlam yüklenmiştir. Onların ne olduğunu burada lafı evirip çevirerek anlatmak yerine, sayısız kaynak içinde bize en iyi özeti oluşturmak için yardım edenlerden alıntı yapacağım izninle. Zaten yazının sonunda konuyla ilgili kaynakçayı bulacaksın.
Ağaç konusunda astroset.com sayfasında yer alan yazıda şu ifadeler geçer;
“Tanrılara, dünyanın başlangıcını ve sonunu açıklaması için Tanrı Odin (İskandinav Mitolojisi Tanrılarından) tarafından derin uykusundan uyandırılan kadın kahin Völva şunları söyler:
Zamanın başlangıcında doğan devleri hatırlıyorum,
Bana yaşam verenleri hatırlıyorum,
Dokuz dünya biliyorum,
Toprağın bağrına kadar uzanan o bilge ağaçla
Dünya ağacıyla kaplı dokuz felek
Yggrasil derler bir dişbudak ağacı vardır bilirim
Zirvesi sulu beyaz bulutlarla yıkanır, düşer buradan vadiye çiğ damlaları,
Urd çeşmesinin üstünde ebediyete kadar yemyeşil dikili durur.
Ağaç, geleneklerde en sık rastlanan sembollerden biri olup birçok yerde hakikat ağacı, hayat ağacı, evrensel ağaç, kozmik ağaç, dünya ekseni, dünya ağacı, iyi-kötü bilgisinin ağacı, ters hayat ağacı gibi isimlendirmelerle anılır.
Hıristiyanlıkta, Yahudilikte, İslam’da, Şamanizm’de, Kızılderili Gelenekleri’nde, Çin Kozmolojis’nde, simyada, halk masallarında, İran Mitolojisi’nde, Upanişadlar’da, Mayalar’da ve daha pek çok gelenekte yeri olan ve bütün bu geleneklerde kutsal anlamlar yüklenmiş bir semboldür. Çoğunlukla hayat-ölüm çemberi, ölümsüzlük, ruhsal tesirin yeryüzüne inişi, tekamülün daireselliği, ölüm-yeniden doğum, yenilenmek, yer ve göğü birleştirme, dört unsur ve eter, yükselme, güç ve irtibat gibi açılımları olan bir semboldür. Ağaç evrenin üç seviyesini sembolize eder; toprak altı, toprak ve gökyüzü. Burada yer ile göğün ağacın gövdesinde birleştiğini görmekteyiz. Ağaçta bütün unsurların bulunduğu görülmektedir; içeriğindeki özsuyu sayesinde dolaşımını sağlar, kökleri vasıtasıyla toprak bedeni ile bütünleşir, hava yapraklarını besler, ateş ise onun sürtünmesinden meydana gelir. “Hayat ağacı” olarak adlandırılan sembolde de beşinci unsur olan esir (bunun açıklamasına yakın zamanda ayrıca değinilecektir. Ancak isteyen araştırabilir) temsil edilmektedir.
Ağaç sembolünü bir ruhsal yaşam modeli olarak da düşünmek mümkündür. Kökleriyle yerin; yani dünyanın; yani maddenin bilgisini alan ve yukarıya açılan; dallarıyla ruhsal tesirleri bünyesinde toplayarak bunları kendi gövdesinde biraraya getiren, birleştiren bir hayat modeli; bunun yanında hem tesir alan, hem tesir veren canlı bir mekanizmadır denilebilir. Ağaç simgesi kadını sembolize eder, çünkü toprak anadan gelmiştir. Eski inanışlara göre ağaç kendi yapısında tüm kozmosu yeniler. Değişime uğrar, meyveler verir ve aynı zamanda değişime uğratır; tıpkı acı suyu tatlandıran ağaçlar gibi. Hayat ağacı cennetin ortasında dört kollu bir nehrin kenarına dikilmiştir; selamet ve Tanrı Bilgeliği’ni de bildirir.
Çoğunlukla sembolik ağacın özel bir türünün olmamasına rağmen, bazı kültürlerde belli bir ağaç türünün seçilerek kendine ait nitelikleri eşsiz bir şekilde temsil ettiği söylenebilmektedir. Örneğin Keltlerde meşe ağacı, İskandinav halklarında dişbudak ağacı, Almanlarda ıhlamur ağacı, Hintlilerde incir ağacı böyledir. İslam’da ise zeytin ağacı kutsaldır. Tanrılarla ağaçlar arasındaki mitolojik ilişkilerin kurulduğuna da çok sık rastlanır; örneğin Attis ile çam ağacı, Osiris ile sedir ağacı, Jüpiter ile meşe ağacı ve Apollon ile defne ağacı arasında olduğu gibi.
En genel anlamıyla ağaç sembolizmi kozmosun yaşamını sembolize etmekte, ahenkliliği, büyümeyi, çoğalmayı, üretici ve yenileyici süreçleri işaret etmektedir. Hiç bitmeyen bir hayatı temsil etmekte, dolayısıyla da ölümsüzlüğün sembolü olmaktadır. Eliade’a göre, ölümü olmayan yaşam kavramı ontolojik (2) açıdan “mutlak gerçeğe” işaret etmektedir ve böylelikle de ağaç sembolü de mutlak gerçeğin, yani dünyanın merkezinin bir sembolü olmaktadır. Neospiritüalizmin Türkiye’deki öncülerinden Ergün Arıkdal’a göre ise kökleri yerde, dalları gökte olan ağaç yer ile gök arasında kurulan ilişkinin simgesidir ve bu anlamda bir merkez niteliği taşır. Bu durumda ise dünya ağacı dünya ekseniyle eş anlamlıdır. Eksen ağaç Sibirya ve Orta Asya’daki Şaman Çadırının ve Siu Kızıldeirlilerinin güneş dansı hücresinin ortasında bulunur. At derisinden yapılan Şaman çadırının ortasında kayın ağacından yapılmış bir direk vardır. Şaman bu çadırın içerisinde transa geçer ve çeşitli ruhsal planlarla irtibat kurar. Çinlilerin Kiyen-Mu adını verdikleri ağaç da dünyanın merkezinde kabul edilir. Bu öyle bir ağaçtır ki dibine gölge düşmez ve sallanmaz. Sekiz dalı, sekiz kökü vardır. Bunlarla sekiz göğe ve ölülerin oturduğu sekiz kaynağa dokunur. Resuller yer ile gök arasına onunla iner çıkarlar. Neolitik dönemin öncelerine uzanan dünya ekseni sembolizmi ise daha farklı bir sembolik ifadeye sahiptir; kozmosun merkezini temsil etmektedir. Yani dünya ekseni derken aslında kozmosun merkezi ifade edilmek istenmektedir. Ağaç dünyanın merkezinde yeraldığında yalnızca üç dünyayı birleştiren bir sembol olmaktadır. Üç sayısının sembolizmindeki üç dünya sembolizminin ağacın üç temel bölümünü yansıtıyor olması da ilginçtir; kök, gövde ve dallar. Ağacın dünya ekseni ve sonu gelmeyen bir hayat döngüsünün (gelişme ve büyüme) sembolü olarak genel önemi içinde farklı kültürler ve mitolojiler üç dört farklı anlam çıkarmaktadır. Bunların bazıları sadece temel sembolizmin bazı yönleri olurken diğerleri sembole daha da fazla bir zenginlik katmaktadır.
Ağaç, yeraltındaki kökleri ve gökyüzüne yükselen dallarıyla yukarıya doğru bir eğilimi sembolize eder ve dolayısıyla da merdiven veya dağ gibi diğer sembollerle de ilişkilidir ki bunlar da üç dünya arasındaki bağlantıyı temsil ederler; yer altı dünyası yani cehennem; orta alem, yani dünya ve yukarıdaki alem, yani cennet..”(1)
Burada biraz mola verelim istersen. Çünkü yazının bir kısmını alıntılamış olsam da senin açından beklenmedik olduğunu düşündüğüm bu bilgi biraz yorgunluk yaratmış, beynini hafiften kızartmış olabilir. Fakat o beyinler bizlere daha lazım o nedenle yakıp kömüre çevirmeden önce biraz serinletelim değil mi? :)) Bunun için dikkatini başka bir yere çekeyim ve sana önceki yazılarda bıraktığım ipuçlarından (bilgi kırıntılarından) birini açıklayayım sen dinlenirken.
Hatırlarsan Mucize Hikayelerinde sana Azra Kohen’in Fİ-Çİ-Pİ kitaplarından söz etmiştim. Aramızdaki eski ve sıkı okuyucuların bildiği üzere burada bahsi geçen neredeyse hiçbir şey sebepsiz değil. İşte Mucize Hikayelerinde bu üçlemeden söz edişim de sebepsiz değildi. Nisan ayında başlayan çözümleme sürecinde, bu kitaplar elime geçmişti yeniden. Hiç şaşırmayacağın üzere ben de, bunun evrenin bir işareti olduğunu düşünmüş ve Kiralık Aşk ile bağlantısını bulmaya çalışmıştım. Aklıma ilk gelen RENK çözümlemelerinde bir anlamı olduğuydu. Ancak kitaplar salonun ortasında, sehpada sırasıyla dururken yardımın renk konusu için olmadığını fark ettim. Evet işin içinde yine renkler vardı ama bu renkler başka birşeyi anlatıyordu.
Gökkuşağı yazısını hatırlıyor musun? Hani orada sana kısaca Gaia ve Uranüs’ten söz etmiştim. Gaia için Defne, Uranüs için de Ömer demiştim. Yer ve Gök, kırmızı ve mavi ! işte onları yazabilmemin sebebi Fİ ve Çi idi. Pi ise bu yazının konusu olan köprü, ağaç, yeşil idi zihnimdeki eşleştirmede.
Hatta sana bunun ipucunu vermek için yine burada blogta, yani dutlukta paylaştığım bir şiirimi eklemiştim bir başka RENK yazısında,
KIRMIZI - YEŞİL AŞK .
Demem o ki biricik Dutlukçum, sana bu yazıları ilk yazıdan itibaren sırayla oku diye, daha çok okunmak adına bencilce bir talep olarak söylemiyorum. Aksine her yazı ile yandığını ifade ettiğin o beynin yanmasın diye elimden geldiğince, ilmek ilmek bu yazılarla seni bir sonrasına hazırlamaya çalışıyorum. Çünkü yazının başlarında da söylediğim gibi daha dalmadığımız bir derinlik bizi bekliyor. Onun için öncesinde bu nefes egzersizlerini yapmak gerek ki boğulmayalım! Elbette benim gördüğümü sandığım, Meriç’in anlattığı o derinliği anlamak, benim gibi görmek istiyorsan! Yok derdin çiçek, börtü, böcek muhabbetleriyse, yani aşk yorumları veya gelecek bölüm tahminleri için falcı muamelesiyse, boşuna buralarda dolaşma canım. Bu, sana da bana da ancak eziyet olur. Yok yere o pürü pak beynini yaktığınla kalırsın. Ben de sana bir şeyler anlatacam derdiyle kendimi paraladığımla kalırım. İkimize de yazık günah.
Sanırım biraz olsun kafaları serinlettik. O halde kaldığımız yerden devam edelim. Yukarıda alıntıladığımız o yazının devamında ağaç konusunda, Adem ile Havva’nın Tekvin’de anlatılan kovulma hikayesinden de söz eder. Yahudilerin kutsal kitabı Eski Ahit’in bölümlerinden biri olan Tekvin’e göre kovulma şöyle olmuştur.
“Tevrat’ta anlatıldığına göre Adem Aden’de kötülüğün, dünyasal isteklerin ne olduğunu bilmeden yaşamaktadır. Ancak bir gün bahçeye yapılan bir ziyaretle bu otomatik yaşayışı değişir. Tevrat’ta yılanın Havva’yı ayartması ya da bilgilendirmesi ve Ademin yeryüzüne gönderilmesi şöyle anlatılır:
“Ve kadın yılana dedi: Bahçenin ağaçlarının meyvelerindan yiyebiliriz fakat bahçenin ortasında olan ağacın meyvesi hakkında Allah: Ondan yemeyin, ve ona dokunmayın ki ölmiyesiniz dedi. Ve yılan kadına dedi: Katiyen ölmezsiniz, çünkü Allah bilir ki ondan yediğiniz gün o vakit gözleriniz açılacak, ve iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız. Ve kadın gördü ki ağaç yemek için iyi, ve gözlere hoş, ve anlayışlı kılmak için arzu olunur bir ağaçtı, ve onun meyvasından aldı, ve yedi, ve kendisi ile beraber kocasına da verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı ve kendilerinin çıplak olduklarını bildiler ve incir yaprakları dikip kendilerine önlükler yaptılar”. (Tekvin: 3/2)
Bunun üzerine Yehova onları yeryüzüne gönderme kararı alır ve şöyle der: “İşte Adem iyiyi ve kötüyü bilmede bizden biri oldu”. Yehova Adem’e ve Havva’ya giysiler yaptırıp onları yeryüzüne indirir.
Bilgi ağacı sembolünde hayat ağacının birliğine karşı bir ikilikle karşı çıkma olduğu görülür, çünkü iyilik ve kötülük denildiği zaman bir düalite (ikilik) ortaya çıkmaktadır. Tevrat’ta anlatılan sembolizmdeki Aden bahçesi ya da cennet, düalitenin olmadığı süptil (ince, seyyal) bir gerçekliği anlatır. Oysa düalite içine girilmeden ayırd etme bilgisi elde edilemez ve bir gelişme gösterilemez. İnsan ruhları bilgiyi ancak süptil plandan fiziksel alemdeki dünyalara inerek uygulamayla elde edebilirler. Bu ilke meyvesi iyi ve kötüyü bilmeye yarayan hakikat ağacı ile ya da diğer adıyla bilgi ağacı ile ifade edilmiştir.” (1)
Gördüğün üzere, bu alıntıdan sonra dizideki ELMA meselesi de bambaşka bir şekle bürüneviyor. Yani Elmayı yemek sadece Defne ve Ömer’in vuslatı demek değil. Aynı zamanda bilgilenmeleri, gözlerindeki perdelerin kalkması, iyiyi ve kötüyü ayırt etme bilgisine sahip olmaları anlamına da geliyor. Ki izlediğimiz son bölüm olan 58.bölümü dikkate alırsak, Elma konusu yeniden gündemimize girdiğinde, Defne’nin Seda tarafından Pamir hakkında uyandırılışının, Ömer tarafından kurallar sıralamasında uyarılışının, Şükrü sayesinde Pamir’in yalanını ortaya çıkarmak üzere oluşunun bize seyrettirildiğini fark edebiliriz diye düşünüyorum. Haksız mıyım??
Fark ettiğin gibi, seninle bunca bilgi paylaşımı, bunca beyin estetiği yaşamamız boşuna değil Dutluk Ahalim. Bütün bu bilgiler sırası gelince tek tek bağlanmaları gereken yere bağlanıyor işte. Hemde kolayca !!
Neyse, seni paylar gibi görünüp gerilmene neden olmak değil niyetim. O sebeple devam ediyorum sohbetimize. Biraz önce ağaç için de gökkuşağı gibi yer ile gök arasında köprü benzetmesini yaparken hatırıma geldi. Gökkuşağı yazısını bitirirken en sonda Gökkuşağı ile ilgili Türk mitolojisine değinmiştim. Ağaç konusunu araştırırken de karşıma Türk mitolojisi fazlasıyla çıktı. Eh malum atalarımız, İslamiyet öncesinde Gök-Tengri inancına sahip olunca, Kamanlardan miras şaman kültürü nedeniyle bu karşılaşma oldukça doğaldı. Doğal olmasına doğal olsa da evren yine beni şaşırtacak bir yol buluyordu.
Gökkuşağı yazılarının sonunda Umay Ana’nın adı geçmişti bilmem hatırladın mı. Şöyle ki;
“ Kökeninde renklerin ve sembollerin önemli yer tuttuğu Türk kültüründe ise gökkuşağı Umay Ana ile anılır. Kadim Türk Mitolojisi’nde adı en çok anılan figürlerden biri olan, “Tanrının Hanımı” diye anılan, Umay, gümüş uzun saçlı, başında üç boynuzlu taç olan ay şeklinde betimlenmiştir.” diyerek konuya girilmişti. (2)
İşte kültürümüzde önemli yer tutan Umay Ana, ağaç konusunda da karşımda beliriverince ben bi şaşırdım. Aslında şaşılacak bir şey yok tabi. Sonuçta kaç saattir her iki sembolünde yer ve gök arasında köprü olduğunu söyleyip dururken farklı bir şey çıksa o zaman şaşırmak gerekirdi. Yine de ben şaşkınlık halimin tadını çıkarırken, seninle, beni bu duruma sürükleyen bilgiyi paylaşayım istersen. turkkozmolojisi.com sitesindeki bilginin bir yerinde şu ifade geçer;
“Türk kozmolojisinde Tanrının yarattığı ilk dokuz kişi, kayın ağacından türer. Türk mitolojisinde Hayat Ağacı, Hayat Suyu, Tanrıça Umay, Hüma kuşu birlikte görülen ve çok sık kullanılan sembollerdir. Yakutlarda Hayat Ağacının dallarında yeryüzüne gelmeyi bekleyen ve ruhları sembolize eden kuşlar vardır. Hayat Ağacı tüm dünya mitlerinde gökyüzündeki Saman yolunun izdüşümü olarak görülür.. Umay Ananın Hayat Ağacı ve Samanyolu motifleri ile birlikte anılması ve Süt ak göl olarak adlandırılan samanyolundan getirdiği bir damlayı, yeni doğan çocuğun ağzından vererek çocuğa ruh vermesi çok mitolojik ve anlamlıdır. İnsanın öldükten sonra yükseleceği Cennetler ve “süt gölü”, yerdeki izdüşümü Hayat Ağacı olan Samanyoludur. İnsanların göğe çıkma arzusu, tanrılara daha yakın olmak, yeniden doğuş ve sonsuz hayata erişme isteğinden ileri gelmektedir.” (3)
Yazı bütünüyle, oldukça iyi hazırlanmış ve bilgilendirici bir yazıdır. Eğer bu konuda ve içine doğduğumuz bu kültür hakkında daha fazla bilgi sahibi olmayı istersen okumanı öneririm. Şahsen ben bu yazıları hazırlarken, hasbelkader iyi bir okur olma gayretime rağmen, içine doğduğum bu kültür hakkında ne kadar az şey bildiğim gerçeğiyle yüzleştim. Haliyle bu durum beni daha fazla araştırma ve öğrenmeye itiyor. Umarım sende de benzer bir etki yaratır diyerek konumuza devam etmeden önce SOY AĞACI kavramının nereden geldiğini bu bilgiler ışığında yeniden düşün diyorum ;)))
Meşhur iç sesim, sana diğer mitolojik bilgileri vermeye devam edersem, beni parçalama ihtimalinin oluşmaya başladığını kulağıma fısıldamaya başlamışken, ben Ağaç konusundaki rotamızı dizimize doğru döndürmek isterim. Tamamen içimden gelen nedenlerle. Yoksa öyle hayati tehlike, tehdit falan korktuğumdan değil yani. Korkmuyorum korkmuyorum. (Uleyn hafiften tırsmış olabilirmiyim acaba? Valla olabilirim. Milletin beynini yak yak sonra normal davranmalarını, sabırlı olmalarını bekle. OLDU CANIM! Gördüğümde söylerim. Bir titre de kendine gel. İnsanlar Kiralık Aşk ve Ağaç bağlantısını bekliyorlar hayde.)
“Aaaaaah ben ve susmayan iç sesim, dış sesim, hep çok sesliyim. Ben niye böyleyim??” diyerek fevaran ettikten sonra gelelim, bunca saattir bizi bu yollara düşüren ve sevgili Meriç’imin gözümüze soka soka anlatmaya çalıştığı dizideki ağaç vurgularına.
Konunun en en başında meseleye uyanmanın benim için 42.bölümdeki Yasemin’in kıyafeti ile başladığını söyledim. Lakin Meriç bu. Öyle bir kıyafetle falan anlatıp geçer mi bu kadar önemli bir simgeyi? Elbette HAYIIIIR! Sakin, sakin! Geçmemiş zaten kendileri. Şimdi benim aklımda kalan ve onlara bakarken dikkatimi çekenlerden yola çıkarak bize nerelerde nasıl vurgulamış ağaç konusunu haydi gel birlikte bir bakalım.
KİRALIK AŞK’ta geçen AĞAÇ VURGULARI
Öncelikle bölümler üzerinden vurgulamalara başlamadan önce senden bir şey rica edeceğim. Geçen sezonu şöyle bir aklından geçirip, karakterlerin yaşadığı evleri bir düşünür müsün?
Nihan’ların evi ağaçlar yanında
Defne’lerin evi bahçeli ve ağaç yanında;
Ömer’in evi bahçeli ve ağaçlıklı;
Sinan’ın evi ha keza öyle;
Sinan’ın Yazlığı da ağaçlıklı;
Ömer’in Dağ Evi de;
Neriman ve Necmi’nin her iki evi öyle ki, ağaçları en çok onların evinde görüyoruz. Çünkü bahçe çekimleri çok fazla!
Hatta Ömer’in Passionis’teki ofisinin arkası bile bir süre sonra fideler dikili saksılarla sarılıyor.
Yani Meriç, AĞAÇ konusunu hikayesinin en başından itibaren gözlerimizin önüne seriyor. Ancak bazı bölümlerde ve sahnelerde bunu daha da vurguluyor. İşte şimdi onlara bir bakalım.
- İlk vurgu (kanıt) karşımıza 6.bölümde çıkıyor.
Hatırlarsan bu sahnede yeni konsept ile birlikte Ömer’in doğum günü kutlaması konuşuluyordu. Karakterlerimizin oturduğu masanın ağaç kütüğü olduğu dikkatini çekti mi? Hatta genel olarak mekanın ağaçlarla çevrili oluşu ve dekorasyondaki ahşap vurgusu?? Konuşulan konu üzerinden ağaç bağlantısı kurmaya kalktığımızda şöyle bir şey söylesek nasıl olur sence?
Doğum günü konuşması, canlı bir ağaç yerine topraktan(yerden) bağları kesilmiş, dalları olmayan bir kütük masa etrafında geçmekte. Yukarıda ve daha önceki yazılarda defalarca Gök olduğunu vurguladığımız Ömer’de, doğum günündeki Sinan&Defne sarılmasını yanlış anlaması yüzünden, Defne ile bağlarını koparmıştır.
- İkinci kanıtımız 11.bölümden. Bu kez bir görsel değil replik. Hafızanı şöyle bir yokladığında Defne’nin 10.bölüm sonunda Feryal kıskançlığı yüzünden Ömer’in evine gittiği sırada Ömer’e her şeyi itiraf ettiği aklına gelmiştir. Peki ertesi gün sabah Ömer’in herkesi şirkette toplantıya çağırdığı da geldi mi? Eğer geldiyse kanıtın orada olduğunu söyleyebilirim.
Ömer, yanında Sinan ile birlikte Koray’ı sorguya çekerken, Koray’ın çırpınışlar içinde “hangi Defne? Benim bir kızım olsa adını PALMİYE koyardım” dediği sahne bizim kanıtlarımızdan. Zira Palmiye ağacını biz Neriman ve Necminin şuandaki evlerinin bahçesinde görmekteyiz. İşte buradan da Koray’ın Neriman ile işbirliği içinde hareket ederek Defne ve Ömer arasında köprü oluşunun işaretini yakalayabiliriz. Tıpkı Gökkuşağı yazılarında anlattığımız gibi.
- Üçüncü kanıtımız neredeyse hepimizin hafızasından silinmeyen bölümlerden biri olan 13.bölümden. Önce seni pek bir mutlu edeceğini düşündüğüm görseli getireyim önüne.
Evet Ömer’in Defne’yi “orman”da kaybolduklarına inandırarak kandırdığı ve arkasından içimizin yağlarını eriten o ilk öpüşmenin olduğu bölüm ve son sahnelerinden biri duruyor karşında.
Ömer ve Defne’nin, Gök ve Yer’in, hiçbir engel olmadan birbirlerine kavuşup ilk öpücüklerini verdikleri yer bir ORMAN ! Yani bir değil birden çok köprünün olduğu yer!
- Dördüncü kanıtımız 21.bölümden. Bkz.
Sude ve Koray’ın ortasında, tezgahın üzerinde duran ahşap oyma AĞAÇ figürünü gördün değil mi? Biz bunu daha sonra 29.bölümden itibaren mutfakta farklı bir yerde daha sık görür hale geliyoruz.
Bu bölümlerin her ikisinde de Ağaç objesini gördüğümüz sahnelerde bir köprü görevi mevcut yine. İlkinde Koray, Sude ve Neriman arasında köprü olmaya çalışıyor. 29.bölümdeki yeniden gördüğümüz sahnede ise Neriman’ın Ömer ve Defne arasında köprü oluşuna dair konuşmaların geçtiği bir sahnede görüyoruz.
- Beşinci kanıtımız bence seni şaşırtacak bir yerden gelecek. O yüzden direk fotoyu getiriyorum.
Sen şimdi burada bağlamdan kopup Zeliha Orman’a takılabilirsin. Benim sana tavsiyem, burada kendisinin fotosundan çok soy adına ve mekana hatta bir de havada asılı duran uçağa takılman yönündedir. Zira 24.Bölümden alıntılanan bu fotoda gördüğün mekan MANU, yani Defne’nin işyeri ve Zeliha Hanım’ın soyadı da ORMAN !
Eeee ne alaka demeden önce bir düşün lütfen 24.bölümde neler olmuştu??
Defne ve Ömer ayrılıklarının ardından ilk kez MANU’da yeniden karşılaşmıştı. Yasemin Defne’ye Cherie’de çalışması için iş teklifini MANU’da yapmıştı. Defne’nin YER olduğu düşüncesini anımsayarak bu ayrıntılara bakarsak; Manu, Defne’nin işyeri olarak yeryüzünü temsil etmekte ve içinde/üzerinde AĞAÇ barındırmakta. Hatta Zeliha Hanım’ın orada bulunmasına ve soy adına odaklanırsak da ORMAN.
Yani Manu, Yer’den Gök’e uzanan köprü/köprüler barındırıyor. Neden Yer’den Gök’e? Çünkü tepede asılı duran bir UÇAK mevcut orada. Nitekim Defne’nin Ömer ile yeniden karşılaşmasını da, Yasemin’in teklifini kabul etmesini ve Ömer’e yaklaşmasını da sağlayan yer MANU oldu unutma!
- Altıncı kanıtımız yine Sude ile alakalı. Bkz.
Merdivenlerin ardındaki AĞAÇ Tablosunun dikkatini çektiğini umarım. Neriman’ın hemen yanında kalan tablo.
Ömer, Sude’den Defne’nin intikamını almıştı. Sude’nin bu büzüşmüş hali bu durum nedeniyle Sinan’dan ayrılmış olmasından kaynaklanıyordu. Bu kısmı hatırladığından şüphem yok. Ancak Sude’nin odasının Çatı katı olduğu dikkatini çekiyor mu merak ettim.
“Evet, eeee?” dediğini duyar gibiyim :))) Seni yormadan hemen anlatıyorum. Manu’daki benzerliği ters yönlü olarak Sude’de düşün lütfen. Manu nasıl Yer için, Yerden Gök’e uzanan bir köprüydü; Çatı katındaki Sude ve Ağaç tablosu da bize Gök’ten Yer’e uzanan bir köprü olduğunu fısıldıyor burada. Zira bu bölümde Sude gidip Defne’ye her şeyi anlatıyor ve Defne Ömer’in adaletli davranışı yüzünden ona bir kez daha aşık oluyordu. Bu bölümdeki o meşhur asansör sahnesini hatırla CANIMMM ;)
Ah, bir de o MUHTEMEL AŞK meselesini unutmamak lazım değil mi?
- Ve gelelim şaşırtıcı sayılabilecek yedinci delilimize. Bu delil 28.Bölümden ve Passionis’ten.
Fotoğrafta, Ömer’in arkasında duran yeşillikleri fark ettiğini düşünüyorum. Onlar izlediğimiz 27 bölüm boyunca orada yoktular. 28. bölüm ile birlikte geldiler. Peki NEDEN?
Çünkü satırlardır GÖK olduğunu vurguladığımız Ömer İplikçi, bu bölüme gelene kadar Yer’e ulaşmak için bir çaba içine girmemişti aslında. Sadece 13. bölümde ormanda onunla buluşmuş ve öpüşmüştü. Hah bir de 14.bölümdeki dağ evi durumu vardı ama o da hatırlarsan hazin sonla biten ve Defne’nin Yer’in içine (yuvasına) kaçtığı bölümdü. Haliyle köprüde buluşan aşıklar değil, köprüden ayrılan aşıklar hikayesiydi o bölüm.
Yeniden 28.bölüme gelirsek; dediğim gibi bu bölümden sonra Defne için daha çok adım atan Ömer İplikçiler izledik biz buradan sonra. İşte Gök olduğunu söylediğimiz Ömer İplikçi’nin Yer olan biricik sevgilisi Defne’ye uzanacak olan köprülerin simgeleri o arkada duranlar.
- Sekizinci delilimiz 31.bölümden. Neriman ve Koray ikilisi ile birlikte yine.
Bu görüntü için inan çok uğraştım. Sen şimdi hani nerede diye düşünebilirsin. Sana tarif edebilirim ancak. Koray’ın arkasında duran Berjerin hemen üstünde Ağaç Tablo duruyor. Şöminenin üstünde yani. Bunun için niye uğraştım. Çünkü bu tablo gelene kadar Neriman’ların evinde sadece 3 kırmızı mum olan bir şamdan duruyordu. Bu tablo karşımıza ilk kez 31.bölümde çıktı.
31.Bölümün kilit noktası neydi?
Galo ile tanışmak için Sapanca’ya gidilmesi ! Yine ağaçlar, orman, kar, Sinan ve Yasemin’in ormanda karşılaşması vs... Ancak bunun dışında başka bir şey daha vardı. Sude KİRALIK AŞK OYUNUNU ÖĞRENİYORDU!
Biz her nekadar bölüm boyunca Galo’yu görmesek ve sen Galo’yu sevmesen bile gerçekleri görmezden gelmemiz mümkün değil Dutlukçum. Galo’nun Sapanca’da olması ve o orman çekimleri, Galo’nun Defne ve Ömer arasında onları birleştiren bir köprü görevi olduğunu bize açıkça fısıldayan bir durumdu. Bununla birlikte Neriman ve Koray’ın ardında ilk kez gördüğüm Ağaç tablosu ise, Sude’nin sırrı Ömer’e söylemesini engelleyerek Defne ve Ömer birlikteliğinde köprü görevlerinin devam ettiğinin işaretiydi.
Ki, Sude Ömer’e gittiğinde konuyu dağıtan ve Ömer’in öğrenmesini engelleyen Koray olmuştu hatırlarsan.
- Şimdide karşında dokuzuncu ve de o unutulmaz Kiralık Aşk sahnelerinden biri olan delil.
Sanırım fotodan sonra bu delilin 38. Bölümdeki Ömer’in annesinin ölüm yıl dönümünde Kavak Ormanına gitmesi olduğunu yakaladın. Ömer’in orada hatırladığı konuşmalar ve Barış Arduç’un oyunculuğu hala hepimizin akında, iç sızlatan ve etkileyen sahnelerden biri olarak duruyor sanırım.
Artık bilgi verme kısmını geçip dizideki ağaç ipuçlarına, kanıtlarına bakıyor olsak da, burada izninle kavak ağacı ile ilgili mitolojik bir bilgi vermek isterim. Zira Ağaç konusunu incelerken bu bölüm ve sahne nedeniyle Kavak Ağacının mitolojisi, araştırmalarımda gözüme takılmıştı.
Yunan mitolojisine dair bilgiler araştırıldığında karşımıza çoğunlukla Homores ve Hesiodos çıksa da, bazı bilgilere Ovidius sayesinde ulaşmaktayız. İşte kavak ağacı mitolojisinin dayandığı Heliadlar’ın hikayesi de bunlardan biri. Ovidius’un bize aktardığına göre hikaye şöyle;
“ Helios’un (Olymposlu Tanrılar’dan önce varolan bir Titan,Güneş Tanrısı) Phaeton isminde bir oğlu ve Heliadlar olarak adlandırılan kızları vardı.Anneleri Klymene, Phaeton büyüyüne kadar babasının kim olduğunu ondan gizledi.Gün geldi Phaeton babasının Güneş Tanrısı olduğunu öğrendi ve bunun ispatlanması için babasından arabasını istedi.(Burada araba ile kastedilen Güneş’i doğudan batıya götürdüğü düşünülen araçtır.) Helios’un istemeyerek izin verdiği Phaeton bu aracı kullanamayarak felaketlere yol açtı ve bu duruma bir son vermek üzere Zeus bir yıldırım fırlatarak Phaeton’u öldürdü. Phaeton’un bu ölümüne kardeşleri Heliadlar çok üzüldüler ve devamlı ağladılar, dövündüler. Dört ay boyunca mezarının başından ayrılmadılar. Heliadlar’ın en büyüğü Phaethus kapanmak istemiş yere,fakat hareket edememiş ,çakılmış adeta yere çakılmış. Lampeti isimli başka bir kardeşleri yardım etmek istemiş ama aynı durum kendisinde de meydana gelmiş. Kütüğe dönüşmüş bacakları, dal olmuş kolları,kabuklanmış vücutlarının her bir tarafı. Gözyaşlarının gün ışığıyla katılaşmasından sonra altın gibi parlayan kehribar oluşmuş bünyelerinde”(4)
Yeri gelmişken seninle paylaşmadan geçemeyeceğim. Bizim geleneğimizde ölülerin ardından mezarlara Servi Ağacı dikmek vardır. Buna karşın Ömer, geçmişten gelen anıları nedeniyle annesinin ardından Kavak Ormanı oluşturmuştur. Sen yine de Servi Ağacının hikayesini de merak edersen alıntının sonunda belirttiğim adresteki yazıya bakabilirsin.
Ben bağlamdan kopmaya başlıyorum. Hemen toparla beni de yazıyı bitireyim bir zahmet.
Hahh diyorum ki 38.Bölümde Sezen Aksu’nun Kavaklar şarkısı eşliğinde, Emine İplikçi Kavak Ormanında yas tutup hüzünlenişini izlediğimiz Ömer İplikçi, bu sahne ile bize, yine ve yeniden Defne ile ilişkisinde bir köprü oluştuğunun haberinin verir. Zaten bunun ardından gelen sahnede Defne’nin elinde pazı sarması ile karanlıklar içindeki Ömer’in evine gelip, bundan sonra her yıl annesinin ölümünü bu şekilde kutlayacaklarını söylerken BEN VARIM demesi, birbirleri arasındaki bağın gitgide güçlenişinin ispatıdır. Köprü, yine Gök tarafından oluşturulmuş, Yer oradan Gök’e varmıştır özetle. Hadi bunu bir video ile de cilalıyalım. Buyursunlar;
Ben Varım - https://www.youtube.com/watch?v=bXUIy5qLp10
- Sırada onuncu delillerimiz var. Deliller diyorum çünkü bu bölümdeki ilk delil yazının başında sana anlattığım after partyde Yaseminin giydiği ve Angelina Jolie’yi çağrıştıran ağaç izlenimli giysisi. Diğer delilimiz ise yine bir giysi. o da bölüm sonuna doğru karşımıza Defne’nin üzerinde çıkıyor.
elbisenin desenini daha yakından görmen için bunu da buraya bırakıyorum bkz.
Ağaç yaprakları dikkatini çekmiştir herhalde. Zaten bu kıyafetten hemen önceki sahnede Ömer ve Defne’nin Feryal’in telefonu ile atıştıklarını, Ömer’in yemeğe yalnız inip Defne’nin son anda yetiştiğini, en en önemlisi de bölümün finalinde Defne hala bu kıyafetleyken Ömer’in EVLİLİK TEKLİFİ ettiğini sana hatırlatırsam, benim yorumuma gerek kalmadan bağlantıyı kendin yaparsın diye düşünerek sıradaki ipucuna geçiyorum. Çünkü daha bu sezonu bitirip 2. sezonun delillerine geçicez düşün yani!
- Onbirinci kanıtta karşımıza yeniden Sude çıkıyor. Hem deeee dergideki ofisinde. Şu Feryal’i koltuğundan edip, meşhur 8 sayfalık röportajın yılan hikayesine dönmeye yaklaştığı 47.bölümde. Hemen bakınız piliz.
HANİ NEREDE? dediğini duyar gibiyim ve hemen anlatasım var amma yine de, “biraz daha dikkatli bak” demekten kendimi alıkoyamıyorum. Çünküüüüü dakikalardır gördüğün üzere, bölüm bölüm tarama yapılmış, hatta bazıları seni yormamak için buraya konulmamış, bunca emek verilmiş bir yazıda, az da olsa sende emek ver ve hemen hazıra konma istiyorum.
Sen düşüne duruken bende yemek niyetine önüme koyduğum patlamış mısırımdan yiyeyim biraz. Birkaç yudum ice tea de yudumlayayım. Allahım yine de açıııım. Biri benim için yemek yapsa şuan keşke :(((
Neyse neyse, bu açlıkla daha fazla dayanamayabilir ve yazıyı da öylece bırakabilirim. O yüzden hemen söylüyorum.
Sude’nin arkasındaki duvarda gördüğün o uzuuun çubuklar BAMBU !
Peki Bambu’nun özelliği ne?
Bunun için önüne derhal şu bilgiyi getiriyorum;
“ Çin’de hayat ağacı şeftali, böğürtlen, erik ağaçlarıyla tasvir edilirken, Formosa ve Miao gibi bazı kabileler arasında bambu ağacı hayat ağacı olarak kabul edilmektedir. Dünyanın ekseni olarak hayat ağacı Kwan-lung adlı kutsal dağın tepesinde bulunmaktadır. Birbirine geçişmiş dalları olan bu ağaçlar, birbirine karakter açısından zıt çiftleri ya da aşık çiftleri temsil etmektedir.”(5)
Sana taaa en başta o seni darlayan mitoloji bilgilerini boşuna vermedim işte. Bu kısa bilgileri o baştaki yorucu bilgiler sayesinde buraya ekleyebiliyoruz rahatça. Evet yukarıda ne diyor?
“Birbirine karakter açısından zıt çiftleri ya da aşık çiftleri temsil eder!!!”
Bambuları gördüğümüz bu bölümde, Sude’nin hayatında kimsenin olmadığını düşünürsek (Tranba’yla birlerine olan ilgi bir ilişki değil unutma!) O zaman Sude birbirinize karakter olarak zıt ama birbirine aşık çiftimiz Defne ve Ömer arasında ağacın temel işlevini yerine getirecek bir pozisyon alacaktır. Ya da bu sembol, bölüm içinde çiftimiz arasında yeniden bir yakınlaşma olacağının habercisidir. Malum ağaç gördüğümüz bölümlerde ve kimi zaman sonrası bölümlerde, bir şeyler oluyor hep!
Bu doğrultuda 47.bölümü yeniden gözümüzün önüne getirirsek; bölümden benim aklıma ilk gelen tabii ki karavan ve 2.vuslat geliyor ilk olarak. Ancak bu Sude sahnesi ondan sonra. Sonrasında ne oluyor? Ömer Galo’nun mektubunu okuyamıyoooooor! Sadri Usta rahatsızlandığı için Ömer mahalleye geliyor. Defne’nin doğum günü için sürpriz hazırlıyor ve bölümümüz sona eriyor. Bütün bu olan biten içinde Sude’nin direk bir etkisi yok gibi görünse de biz en azından ağaç görünce neler olabildiğini daha iyi anlamış oluyoruz değil mi? ;)))
Bambu konusunda paylaşmam gereken bir başka mitolojik bilgi daha var ama dikkatin dağılmadan devam edelim diye yazının ilerleyen kısımlarına bırakıyorum.
- ONİKİNCİ Kanıt 50.bölümden. Bu kez önüne getireceğim fotoğraf seni başta şaşırtabilir. Açıklamaya devam etmeden önce hemen onu bir getirelim.
Burada bütün dikkatini Sude’nin etek ve t-shirtüne ver. Orada neler gördüğünü de aklının bir kenarına yaz lütfen. Efendim? T-shirt iyi görünmüyor mu? Hemen yakından göstereyim.
Eh, artık etekte ve t-shirtte neler olduğunu gördüğüne göre konumuza devam edelim. Burada Sude Sinan’ı arıyor. Konuşma boyunca, Ömer’in yeri, 8 sayfalık çekimin dergide yayınlanması ve ALP ile ŞEBNEM’İN ROMA’DA EVLENMESİ öne çıkan konular.
Baştan söyleyeyim kaktüs ağacı ile ilgili mitolojik bir bilgiye rastlamadım ancak aklıma başka birşey geldi. Bu bölümü izlerken de gözüme ziyadesiyle batan bu kıyafet, içinde barındırdığı kaktüs sembolü ile, bizlere 2. sezonda da kaktüs göreceğimizin haberini vermiş. Hatta daha da ilginci, bu sahnede dediğim gibi bir ROMA meselesi geçerken Ömer ve Sinan’da Roma’dan döndüklerinde yeni ofislerinde kocaman kocaman kaktüs bulunduruyorlar. Bir başka ortak nokta da 50.bölümde Sinan&Yasemin ve Defne&Ömer ilişkisinin ayrılığa dönmesi. Eh bu durumda bizimkilerin 2. sezonda odalarında kaktüs olması da çok normal. Çünkü ikiside sevdikleri kadınlardan ayrılmış adamlar. Son olarak, her ikisinin de Stil Vagonu’ndan kadınlara aşık olmalarını eklersek korkarım bu kaktüs meselesinin sonu, yakın zamanda karşımıza Ömer ve Defne’nin Roma’da gizlice evlenmesi şeklinde bile çıkabilir. Hatta onlara Sinan ve Seda da eşlik ederse tam olur!! ! En iyisi kaktüsleri takipte kalmak :))
Kaktüs meselesi ile 2. sezon ipuçlarına geçiş yapsak da burada eklenecek son bir ipucumuz daha var. Yani onu söylemezsem çok ayıp olur.
- İlk sezonun son ipucu, tabii ki 51.bölümden. Burada ben susayım gözlerim konuşsun diyesim var ama ah bu teknolojinin gözü kör olsun. O nedenledir ki sevgili Dutlukçum, ben susuyorum Youtube konuşuyor.
Hiç Kopmasak - https://www.youtube.com/watch?v=extIBoekhvU
:))) Evet malum ARMUT AĞACI delilimiz. Bu Armut meselesini eski yazılardan birinde pek bir güzelce anlattığımı söylüyor zihnim. Lakin ben nedense o yazıyı bulamıyorum. Eğer hatırlayanınız varsa bana söylesin lütfen. Şimdi o yazıyı anımsayamadığımdan sana bilgiyi hızlıca toparlayayım.
Armut, mitolojide Hera ve Afrodit’in meyvesi olarak geçmekte. Önceki yorumlamada konuyu bu bağlamda ele alarak yeni sezonda Ömer’in Zeus Defne’nin ise Hera olacağını söylemiştim. Nitekim şimdiye kadar izlediğimiz bölümler bunu doğrular nitelikte ilerliyor.
Defne’nin armut ağacında olması, dahası etrafın ağaçlarla dolu olması, bana 13.bölümü hatırlatmakta. Herkese ve her şeye rağmen kavuşan Uranüs ve Gaia.
OHHHH, ŞÜKÜR İLK SEZON AĞAÇLAR BİTTİ. ŞİMDİ SIRA 2.SEZONDA !!!
Gelelim ikinci sezona ve bu yazıyı bir an evvel bitirelim. Sen sıkılma diye burada meseleyi elimden geldiğince sulandırsam da yetti gari.
2.Sezonda Ağaç meselesinin yeniden gündemime gelmesi 56.Bölüm ile oldu. Yalnız sevgili ARZUM’un aksine ben Ömerin evindeki çalışma odasındaki ağaca değil (bkz)
Sinan’ın yatak odasındaki tabloya dikkat etmiştim. (Bkz.)
Hatta yine bu bölümde Sinan’ın evindeki tek ağaç vurgusunun bu olmadığını da farkettim. Yalnız oraya gelmeden önce Arzumun adını anmışken, onun yazısına dikkatini çekmeden geçemeyeceğim. (6) Zira ağaç konusu ile ilgili yazdığı yazıda geçen psikolojik bilgi daha önce benimde bilmediğim bir bilgiydi. Sayesinde öğrendim. O bakımdan onun çözümlemesinin de sana katkısı olacaktır diye düşünüyorum.
Bu sezona geri dönersek, ben ağaç konusuna ilk kez Sinan’ın yatak odasındaki tablo ile uyansam da Meriç bunun sinyalini aslında 53.bölümde Pamir’in evi üzerinden yapmış ve bana göre, biz izleyenlere Pamir’in de Defne ve Ömer arasında köprü olacağının işaretini çakmış! Nasıl mı? İşte b*öyle;
Salonda duran o koca saksıyı ve ağacı görüyorsun değil mi? Haydi söyle söyle :))) Sezon başladığından beri size sürekli sakin kalın demelerim boşuna değil işte. Adamın görevinin aracılık olduğu her türlü sembıolle avaz avaz bağıyor bizlere. Mor yazısını hatırla. Şimdi yanına bunu koy. Pamir’in mitolojik olarak Merkür olduğunu unutma! Bu sebeple her türlü dalavere çevirebilir. Hemen gaza gelme!!! Nihayetinde karşısında JÜPİTER yani Ömer var ;))
53.Bölümde Pamir ile gelen Ağaç hatırlatması, ilerleyen bölümlerde özellikle 56.Bölümde bombardıman halinde karşımızda beliriyor. İlk önce bölüm başında biraz önce paylaştığım fotod olduğu gibi Ömer’in yeni evinde (ki burada Defne ve Ömer arasında buzların yeniden erimesine şahit oluyoruz), ardından Sinan’ın yatak odasında. orada da Sinan ve Seda arasında köprünün inşaasının başladığını görüyoruz zaten. Devamında Sinan’ın salonunda bizi 2 ağaç sembolü daha karşılıyor. Biri yine yatak odasındaki gibi bir tablo (bkz).
Evet evet, sağdaki ağaç tablosunu sana göstermeye çalışıyorum doğru bildin. Diğeri ise kanlı canlı bir ağaç yine . Hem de ne ağacı?
Geldik mi yine en başa azizim? İlk kez geçen sezon 47.bölümde Sude’nin ofisinde gördüğümüz Bambu bu kez daha taze, körpe ve canlı halde Sinan’ın evinde karşımıza çıktı. Bu kez gördüğümüz Bambu, Ömer ve Defne yerine Sinan ve Seda ilişkisine işaret etsin diye bize gösterilmiş olabilir. Zira, 2.sezon başladığından beri ikisinin çatışması ve karakterlerinin zıtlığı gözümüze gözümüze iktirildi.
Ve fakat bununla birlikte çılgınca bir başka düşüncem daha var. Henüz gelişim aşamasında ama KAFAMDAKİ DELİ SORU; Pamir Dünyanın Çatısı, Bambu Dünyanın merkezindeki Hayat Ağacı ise Meriç bize ne anlatmaya çalışıyor???
Sen şimdi yorgun beynini daha fazla yorup bu soruyu düşünme. Ben de artık yazıyı toparlayayım. İkimizde yeterince yorulduk çünkü. Fakat yine de bunca emek verdikten sonra bu yazıyı güzel kapatalım ve son bilgilerimizi ekleyelim istiyorum.
Biraz önce sana Sude’nin odasındaki Bambulardan söz ederken bir başka mitolojik bilginin varlığından söz etmiştim. İşte o bilgi Japon mitolojosinden bir bilgi. Bambu bahsi geçen olay wikipediamızın anlatımıyla şöyle;
“İzanami, ateş tanrısı olan Kagutsuchi'yi doğururken genital bölgesinde oluşan yanıklar sebebiyle ölmesiyle, İzanagi, Kagutsuchi'yi öldürüp (öldürürken çıkan kan veya cesetten de tanrı çıkar) İzumo ve Hōki bölgelerinin sınırında bulunan Hiba dağına gömer.
İzanagi, İzanami ile buluşma isteği dinmediği için Yomi no Kuni isimli ölüler diyarına gider fakat İzanami'ye verdiği sözü (kesinlikle İzanami'ye bakmama) tutmayıp ona bakar fakat gördüğü şey böcekler tarafından yendiği için çürüyüp sekiz yıldırım tanrısı tarafından etrafı sarılan İzanami'nin görüntüsüdür.
Bunu gören İzanagi ise korkup kaçmaya başlar. Onu kovalayan İzanami ise, bu yıldırım tanrılarına ve orada Yomotsushikome olarak adlandırılan kadınlara saçındaki aksesuarlardan ortaya çıkan üzüm, mezardan ortaya çıkan “”bambu filizi””, Yomi'nin sınırlarına diktiği şeftali ağacının meyvesini fırlatıp üstündeki yüklerden kurtulur.İzanagi Yomi no Kuni'nin yeryüzü ile sınırı olan Yomotsuhirasaka denen yerin yeryüzündeki kısmında bulunan çıkış yerini büyük kayalarla kapatır ve İzanami ile tamamen ayrılır. Bu sırada aralarında kayalar olmasına rağmen İzanami ile İzanagi giriş kısmında bir diyaloğa girer. İzanami'nin "Ülkendeki insanlardan her gün 1000 tanesini öldüreceğim" demesine karşılık İzanagi "Ben de her gün 1500 insana hayat vereceğim" der.” (7)
Ne tesadüftür ki bu son bilgide geçen bambu filizi bizimde izlediğimiz son bölüm olan 58.bölümde bizlere gösterildi. Hemde Pamir’in evinde. İnanmazsan bakabilirsin;
İzanagi ve İzanami’ye gelince; biz yazının başında Ağaç konusunun mitoloji ile bağlantısına girerken Orpheus ve Eurydike’den söz etmiştik hala aklında mı? Eğer öyleyse İzanagi ve İzanami’nin hikayesi ile Orpheus ile Eurydike’nin hikayesini (8) bir daha peş peşe oku olur mu? ;))
Ve son söz, daha önce de yazılarımda birkaç kez yazdığım ve yeri geldikçe de yazmaya devam edeceğim çok sevdiğim bir söz;
“Korularda kitaplarda bulacağından daha fazlasını bulacaksın. Ağaçlar ve taşlar sana hiçbir insanın söyleyemeyeceği şeyleri öğretecektir.”
Bernard de Clairvaux
Sevgide OL, Bilgide OL ama en ÇOK MUTLU OL !
(Adile Tülü / nam-ı diğer Brunette)
----------------------------------------------------------------------------------------------------
1)http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/sembol/s5.htm
2) http://brunette-izmir.tumblr.com/post/152262668900/renkler-vii-kiral%C4%B1k-a%C5%9Fk-ve-g%C3%B6kku%C5%9Fa%C4%9Fi
3) http://www.turkkozmolojisi.com/2014/04/turklerde-agac-mitolojisi.html
4) http://www.arkeo-tr.com/bitkilerin-mitolojik-kokeni.html
5) http://www.burclar.net/cin-mitolojisinde-hayat-agaci/
6) https://twitter.com/arzussecretpage/status/786550032694640640
7) https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zanagi
8) http://www.agaclar.net/forum/yasantimizda-ve-sanatta-bitkiler/4780.htm
*)http://brunette-izmir.tumblr.com/post/145175710820/ka-yaratili%C5%9F-hikayesi
**) https://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9Fa%C3%A7_inanc%C4%B1
***) http://www.anadoluanitagaclar.com/makaleler/7/mitoloji-ve-destanlardaki-yonu-ile-anit-agaclar.html
****) https://turkcetarih.com/turklerde-agac-mitolojisi/