
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from China

seen from Canada
seen from United States
seen from China
seen from Bangladesh
seen from T1

seen from Singapore
seen from South Korea
seen from Türkiye
seen from T1
seen from China
seen from Spain

seen from United States

seen from T1
seen from United States
"Dopdoluydu kentin gövdesindeki dağılış"
uyku çok yer kaplıyor atlara da yer ayır kenara çekilmeli yapay kahkaha ve yoksul beton basit bir eğleniş değildir hafızanın dalı orası kuş taklidi yapan kelimelerin kuyusudur evler hayatına son vermekten vazgeçmeli evler suyun ilerlemesinden sorumlu kimse farkında değil derinlik çok yalnızlık çekiyor bir renk intihardan yeni gelmişse o renk öpülmeli bir renk en azından şarkı sözüdür sessizlikte uyku kokusundan uzak durmalı pedagoji ezilenler atılmışlık duygusunu nereye koysunlar atlara da yer ayır ki atılmışlığı alıp götürebilsinler
ne zaman başlayacak sevişmeler çağı bilmiyorum bekleyiş nedir, nerede yaşar, ne yer içer, kaç kişiler bilmiyorum, bekleyiş gerçekliğin pavyonudur belki belki yorulmuş fikirlerin dinlenme odasıdır belki de bilgelerin görünmez atölyesidir bekleyiş kısa cümlelerle bekliyorum sevişmeler çağını eğilmemeye verilen ceza çok yer kaplıyor ayakta kalmasın yıkılmışlık duygusu ona da yer ayır ki herkes bilsin: ölümcül çimentodan yapılmamıştır dağılma sesleri dağılma sesleri bir kentin gövdesidir
öyle çoktular ki donuk ve boşalmış yüzler kimse duymuyordu hayal kurma sırası gelenlerin ellerini kimsenin vakti yoktu uğultulu kıyıları onarmaya bu dünya hassas kalpler için bir cehennem mi?* diye sözcük kullanmadan bağırdı göğsümdeki usta tutup geri getirdi sesimin yankısını acemi bir iklim ama korkulacak bir şey yok dedim yürüdüm gittim önümde gözbebeği refleksi ve kemancı çırağı kirpiklerimle dopdoluydu gelmeyen vapurları bekleyenler iskelesi dopdoluydu kentin gövdesindeki dağılış çünkü boşluk duygusunu oradan alıp götürmüştü atlar
Metin Akdeniz
(*Goethe)
Forget 'Eunhae'
Adam bana bir haller oluyor iki kelamla anlatayım o da burda kalsın. Yaşadığım anlarda sen yoksun ama geldiğinde o yok anılardan seni haberdar edecek anlatış hikayeleri biriktiriyorum diye şuralara zaman zaman gelip yazı yazıp gidiyordum yaaaa yani içimi döküyordum yaa sanırım artık o hikayeleri sana şöyle anlatırımlarım azaldı.Küstüm mü? Yoksa olmayışına beni bekletişine, hikayeleri birlikte yaşayamıyor oluşumuza, seni tanımayışıma kırıldım mı? Seni sabırla,heyecanla bekleyişim azalıyor mu? Gördüğüm de işte bu adam o dediğim adam diyeceğim diyip payıma sükut düşürdüğüm vakitler oluyordu gönlüm onla sızısını buluyordu, bu aralar gönlüm o sızıyı pek hissetmiyor,gönlüm mü soluyor?İşte bana olan haller bunlar yoksa çok yorulduğundan mı böyle...Az nefeslenince geçer mi? ...Hikayeler çok birikti birikmesine de şöyle yaparım böyle anlatırım cümlelerim azaldı.Adamm sen neredesinnn...
Onun saçları dağınık gözleri donuktu.
Oysa ben seni Yener Çevik'in şarkıları gibi biraz şiirsel biraz duygusal biraz da vatanımı sever gibi sevmiştim.
Gecenin tatlı havasında dolanıyor ruhlarımız. ve bazı şarkılar dokunuyor radyodaki.. bazı dondurmalar eriyor..
Ara sokaklara sapıyoruz. grafitili duvarlar ve eski evler görüyoruz.. durmadan yanıp sönen sarı ışıklı trafik lambası, kalpler.
“dağılma sesleri bir kentin gövdesidir”
uyku çok yer kaplıyor atlara da yer ayır kenara çekilmeli yapay kahkaha ve yoksul beton basit bir eğleniş değildir hafızanın dalı orası kuş taklidi yapan kelimelerin kuyusudur evler hayatına son vermekten vazgeçmeli evler suyun ilerlemesinden sorumlu kimse farkında değil derinlik çok yalnızlık çekiyor bir renk intihardan yeni gelmişse o renk öpülmeli bir renk en azından şarkı sözüdür sessizlikte uyku kokusundan uzak durmalı pedagoji ezilenler atılmışlık duygusunu nereye koysunlar atlara da yer ayır ki atılmışlığı alıp götürebilsinler
ne zaman başlayacak sevişmeler çağı bilmiyorum bekleyiş nedir, nerede yaşar, ne yer içer, kaç kişiler bilmiyorum, bekleyiş gerçekliğin pavyonudur belki belki yorulmuş fikirlerin dinlenme odasıdır belki de bilgelerin görünmez atölyesidir bekleyiş kısa cümlelerle bekliyorum sevişmeler çağını eğilmemeye verilen ceza çok yer kaplıyor ayakta kalmasın yıkılmışlık duygusu ona da yer ayır ki herkes bilsin: ölümcül çimentodan yapılmamıştır dağılma sesleri dağılma sesleri bir kentin gövdesidir
öyle çoktular ki donuk ve boşalmış yüzler kimse duymuyordu hayal kurma sırası gelenlerin ellerini kimsenin vakti yoktu uğultulu kıyıları onarmaya “bu dünya hassas kalpler için bir cehennem mi?”* diye sözcük kullanmadan bağırdı göğsümdeki usta tutup geri getirdi sesimin yankısını acemi bir iklim ama korkulacak bir şey yok dedim yürüdüm gittim önümde gözbebeği refleksi ve kemancı çırağı kirpiklerimle dopdoluydu gelmeyen vapurları bekleyenler iskelesi dopdoluydu kentin gövdesindeki dağılış çünkü boşluk duygusunu oradan alıp götürmüştü atlar