Brain Computer Interface - 2
Nisan’ın 17’siydi. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Akşam evde oturmuş televizyon izliyordum. Battaniyeme sarılıp kanalları gezerken bir teknoloji programına gözüm takıldı ve izlemeye başladım. Günümüzde hızla gelişen teknolojiyi takip etmek çok zor. Bilmem kaç megapikselli telefonlardan, yüksek çözünürlüklü giderek bilgisayarlaşan televizyonlara; büyük alanlı küçük hard disklerde, giderek canavarlaşan bilgisayarlara bir sürü ürünleri tanıtmalarının yanı sıra; değişik değişik, türlü türlü programları gösterirlerken gözüme bir cihaz takıldı. “Brain Computer Interface”
Çok fazla üzerinde durmadılar. Sadece beyin ile bilgisayarı kontrol edebilmemize yarayan ilginç bir cihaz olduğunu söyleyip, detaylı bilgi için internet adresi verdiler. Bu ürün çok ilgimi çekmişti. İnternet adresini hemen kalem, kâğıt bulup not ettim. Hemen bilgisayarıma koştum ve araştırmaya koyuldum.
Bilgisayarı düşünce gücüyle kullanma fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Hele oyunlara katacağı heyecanı düşündükçe zevkten dört köşe olmuştum. Bunu mutlaka almalıydım.
Ertesi günün sabahında en yakın arkadaşım Emrullah bize geldi. Ona da “Brain Computer Interface” den bahsettim. O da duyduğunda çok heyecanlandı ve sabırsız bir şekilde “Kanka! Bundan bir tane bulmalıyız en kısa sürede” deyip durdu.
Bu sırada annem kahvaltıyı hazırlamış ve babam işe gideceğinden onu kaldırmış. Bizim koyu muhabbetimizi görünce bir müddet kulak misafiri olmuş. Babamın sesiyle irkildik.
- “Benim asker arkadaşım Hasan’ın bir bilgisayar mağazası var. İsterseniz adresi vereyim. Gidip sorarsınız. Uzun süredir görüşememiştik. Selamımı söylersiniz.”
Emrullah ile bir an birbirimize baktık ve sevinçli bir şekilde yerimizden zıpladık.
- “Oley be! Hemen gidelim hadi Emrullah.”
- “Hop! Gençler, önce kahvaltı!” dedi annem araya girerek.
Hızlıca kahvaltımızı yaptık ve babam işe giderken bizi Hasan Abi’nin mağazasına yakın bir yerde bıraktı. Mağazaya vardığımızda Hasan Abi’nin toplantısı olduğunu söylediler. Biz de mağazayı dolaşmaya koyulduk. Yaklaşık otuz dakika sonra biri bize seslendi. “Gençler!”
Sesin geldiği yöne döndük. Esmer, uzun boylu, genç bir adam eliyle ‘gel’ işareti yapıyordu. Yanına vardığımızda;
- “Beni arıyormuşsunuz. Ben Hasan.”
Emrullah ile gülümseyerek birbirimize baktık. Sevincimiz gözlerimizden okunuyordu sanki.
- “Ben asker arkadaşınız Remzi’nin oğluyum. İsmim Tufan. Bu da arkadaşım Emrullah.”
- “Ooo! Memnun oldum arkadaşlar. Hoş geldiniz. Gelin odama geçelim. Birer bardak çay içelim.” dedikten sonra çayları söyledi ve odasına gittik.
Bir yandan çaylarımızı yudumluyor, bir yandan da muhabbet ediyorduk.
- “Eee. Asker arkadaşım nasıl? Neler yapıyor? Uzun zamandır görüşemiyoruz.”
- “İyi çok şükür. Size selamı vardı. O da söyledi uzun süredir görüşemediğinizi. İşe şuan da.”
- “Aleykümselam. Siz neler yapıyorsunuz bakalım?”
- “Liseyi yeni bitirdik. Geçen sene üniversite olmadı. Bu sene tekrar hazırlanıyoruz.”
- “İyi çalışın bakalım. Sizi güzel yerlerde görmek isteriz.”
- “Geçen sene beceremedik ama bu sene tecrübeliyiz. Olacak inşallah.”
- “Hadi bakalım. Dualarımız sizinle gençler. Ama sizi çok heyecanlı ve sabırsız gördüm. Hayırdır?”
- “Abi, biz bir cihaz arıyoruz. Babam size danışmamızı söyledi. Onun için buraya geldik.”
- “İsmi, Brain Computer Interface”
- “Bulmak çok zor ama siz biraz şanslısınız.”
- “Cihaz birazcık pahalı. Benim de ilgimi çekmişti. Bir tane sipariş vermiştim. Bugün gelmesi gerekir. Yaptığımız toplantıda çok satılacağını düşünmediğimizden almama kararı aldık. İsterseniz benim sipariş ettiğimi size ödünç vereyim. Denersiniz bir müddet.”
- “Abi, çok süper olur. Çok teşekkür ederiz.”
- “Akşamüzeri büyük ihtimal elimde olur. 5-6 gibi gelin alın.”
- “Tamam Abi. Çok sağolun.”
Hasan Abi’yle vedalaştık ve mağazadan çıktık. Emrullah ile sevinçten havalara uçuyorduk her şeyden habersiz bir şekilde. Birbirimize neler yapabileceğimizi anlatarak gezmeye başladık.
Saat 17:00 olmuştu. Bir türlü vakit geçmek bilmedi. Einstein’ın teoremini hiç bu kadar derinden hissetmemiştim. Mağazaya vardığımız da, kasada duran Nazlı Hanım, Hasan Abi işi dolayısıyla çıktığını söyledi. İsimlerimizi sordu ve bir paket uzattı. Paketi aldık. Teşekkürlerimiz sunduk ve mağazadan ayrıldık.
Nisan da yağan kara ve soğuğa aldırmadan, Emrullah ile kahkahalar ata ata evin yolunu tuttuk. Eve vardığımız da yemek hazırdı ve annem hemen yemeğe gelmemizi söyledi.
- “Ellerinizi yıkayıp çabuk yemeğe gelin.”
- “İtiraz istemiyorum. Yemekten sonra ne yapıyorsanız yapın.”
Oflaya puflaya ellerimizi yıkayıp yemeğe oturduk. Tabağımı nasıl bitirdim hatırlamıyorum. Emrullah’a kaş göz işaretiyle kalkmamızı ve cihazı denememizi anlatmaya çalıştım. Emrullah yemeğe düşkün olduğundan ilk başta anlamadı ama sonra jeton düşünce hemen fırlayıp kalktık. Annemin arkamdan söylenmesine aldırış etmeden paketi açmaya başladık. Hemen kurulumunu yaptık. Cihazı güzelce kafama yerleştirdim. Emrullah “hazır mısın kanka?” dedi.
Emrullah cihazı açtığında önce kafamın içinde titreme sonrasında yanma hissettim.
Sonrasını hatırlamıyorum…