Mebbjk bugün 1 yaşına bastı!
d e v o n

No title available
🪼
macklin celebrini has autism
trying on a metaphor
Cosmic Funnies

titsay
styofa doing anything
h
hello vonnie
occasionally subtle
taylor price

#extradirty
he wasn't even looking at me and he found me
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
AnasAbdin
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

if i look back, i am lost
Misplaced Lens Cap
we're not kids anymore.
seen from Malaysia

seen from Mexico
seen from Türkiye
seen from United States
seen from France

seen from United States
seen from India
seen from Germany

seen from China

seen from Ecuador
seen from Argentina
seen from Saudi Arabia
seen from Guatemala
seen from India
seen from Italy
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom

seen from Taiwan
seen from Tunisia
@mebbjk
Mebbjk bugün 1 yaşına bastı!
#wow #phhhoto #windows10 #lumia1520 #bjk
#içimizdekisukaydırağı
#windowsphone #windows10 #win10 #update #lumia #microsoft #nokia #lumia1520 çarklar hangi yöne dönüyor? A) 2si de sağa B) 2si de sola C) büyük sağa, küçük sola D) küçük sağa, büyük sola 😄😆😂
MEB
#SayıAvı #dört #beş
#SayıAvı #iki #üç
#SayıAvı #sıfır #bir
Brain Computer Interface - 4
KURTULUŞ
Babamın sesini duymak içimi çok rahatlatmıştı. Ama neredeydi?
- Baba! Neredesin baba! Anlayamıyorum ne dediğini! Baba!
Babamın sesi olduğuna emindim. Ama ilk kelimesi haricinde ne söylediğini anlamamıştım. "Oğlum"deyişini duyduğumda bütün sıkıntılarımı almıştı. Küçükken şimşekten korktuğumda annemle babamın yatağına koşardım. O an da, onların arasında hissettiğim güveni hissetmiştim.
- Peki ama babam nerede?
İyice yorulmuştum. Uyumak istiyordum. Emziği düşmüş bebek gibi, Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi ağlayarak uyumak... Çaresizliğin dibindeydim sanki. Bitkin hissediyordum. Uyumak için bir yer bulmalıydım.
Biraz yürüdükten sonra az ileride yapay gölle süslenmiş güzel bir park belirdi. Gölün kenarındaki ağaçlardan birinin gölgesine uzandım. Gölü izleyerek uykuya daldım.
Büyük bir sarsıntıyla uyandım. Sanki deprem oluyordu. Ama hiç seş çıkmıyordu. Sessiz sinema gibiydi herşey. Sadece sarsıntı ve giderek şiddetleniyordu. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemedim. Sonra evler, gökdelenler bir bir yıkılmaya başladı. Bir an gölgelerin küçüldüğünü fark ettim. Kafamı yukarıya kaldırdığım da güneşin yaklaştığını gördüm. Dehşete kapılmıştım. Olduğum yerde donakaldım. Işığa kapılmış tavşan misali kalakaldım. Bekliyordum artık güneşin dünyayı yok etmesini ve ölmeyi.
O an paçalarımın ıslandığını farkettim ve kendime geldim. Göl giderek genişliyordu. İlla öleceksem, bu boğularak olmamalıydı. Gölden hızlıca uzaklaşmaya başladım.
Gölge diye bir şey kalmadı artık. Birden etrafta bin bir çeşit çiçek belirdi. Uçuşuyorlardı. Olağandışı olaylara aldırış etmeden, her şeye inat, bana inat, her şey çok güzel gidiyormuş gibi, karaya vuran balinalar değilde cansız bedenlermişcesine uçuşuyorlardı.
- Nereden geldi bu kadar çiçek?
Ölümün kıyısındayken bile sorular peşimi bırakmıyor.
Herşey hiç ses çıkartmadan devam ediyordu. Sonra bir şey daha farkettim. Evler, gökdelenlerdi bu çiçeklerin kaynağı. Yıkıldıklarında enkaza dönüşmüyorlardı. Hepsi etrafa çiçekler yayıyorlardı. Kafayı sıyırmak üzereydim. Enkazdan eser yoktu. Her yer yemyeşil çimen oluyordu. Bir an:
- "Hüsran" şarkısının klibinde miyim acaba?
dedim. Ama burada herşey gerçekti. Sonra kafamı kaldırdım. Güneşle buluşma anıydı.
Her yer bembeyaz oldu...
Brain Computer Interface - 3
Neredeyim Ben? Gözlerimi açtığımda bir parkta uyandım. Kafamda deli sorular vardı. -Nasıl geldim ben buraya? -Hava hangi ara bu kadar ısındı acaba? -Bizimkiler nerede? -Kafamdaki bu uğultuda neyin nesi? Hem bu sorulara cevap arıyordum, hem de nerede olduğumu çözmeye çalışıyordum. Etrafta kimse görünmüyordu. -Saat kaç acaba? Erken olduğundan mı kimse yok? Güneşe baktım tam tepemdeydi... En son ne yaptığımı hatırlamaya çalıştım bir süre. -...Emrullah ile eve geldim. Evet, sonra yemek yedik. Odaya geçtik ve cihazı denedik. Evet, evet. O cihaz beynimin içinde önce titreme hissettirdi, sonra acı bir yanma. Peki, ya sonra? -Üzerimde bu elbiseler yoktu ki benim! -Bu acayip yerde ne işim var? Allah'ım yardım et. Kafamı sıyırmak üzereyim. Neredeyim ben? Öldüm mü yoksa? O sırada yolun karşısında yürüyen birini farkettim. Ona doğru koşar adımlarla ilerledim. -Merhaba. Özür dilerim. Kayboldum. Burası neresi? Neredeyim ben? Önce yüzüme garip garip baktı. Sonra değişik dilde bir şeyler söyleyip çekip gitti. Sorularımın cevapsız kalması yetmemiş gibi yeni sorular eklendi. -Bu adam ne dedi? Hangi dili konuşuyor? Daha önce böyle bir dil duymamıştım. Günümüz dillerine hiç benzemiyordu. Allah'ım neredeyim ben? Kafamdaki uğultular ara ara şiddetleniyordu. Bazen de yok denecek kadar azalıyordu. Biraz daha ilerledim. Karşıma tabelalar çıktı. Ama hiç bilmediğim ve daha öncede hiç görmediğim bir dilde yazılmıştı. Artık ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemedim. Küçük çocuklar gibi ağlamak istiyordum çaresizlikten. O sırada ileride, gökdelenin üzerinden bana doğru tutulmuş çok güçlü bir ışık farkkettim. Sağdan sola doğru kaydı ve söndü. -Acaba biri mi vardı? Beni mi çağırıyordu? Tam gökdelene doğru gidecekken uğultular yine başladı ve giderek şiddetleniyordu. Çimenlerin ortasında bir taş gördüm ve hemen üstüne oturdum. Kafamı ellerimin arasına alıp uğultunun geçmesini bekledim. Ellerimle kafamı sıktıryordum. Acı vermeye başlamıştı. İğne batırıyorlarmışçasına acı hissediyordum. Hiçbir şeye anlam veremiyorum artık. Buradan evime nasıl döneceğimi bilmediğim gibi neresi olduğunu bilmediğim bir yerde acılar içinde kıvranıyordum. İçime titreme geldi bir an. Biri kafama buz koymuş gibi hissettim. Uğultuların verdiği rahatsızlığa daha fazla dayanamadım ve kendimi çimenlere attım. Bir süre daha kıvrandıktan sonra acım dindi ve rahatladım. Sonra uyumuşum... Uyandığımda her şey aynıydı. Ama ortalıkta yine kimseler yoktu. Şükür ki yeni bir bilmeceyle karşılaşmadım. Çimenlerin üzerinden kalktım ve gökdelene yürümeye başladım. - Dur bi dakka. Güneş hala tepemde. Al bir soru daha. Offf! Zaman akmıyordu ama sorular gitgide artıyordu. Sorularıma hiç yanıt bulamamam canımı sıkıyordu. Kendimi bunca olumsuzluğa rağmen teselli etmeye çalışmaktan başka çarem yoktu. -Ümitsizlik yok, Tufan. Ümitsizlik yok. Bütün soruları çözebilirim. Yapabilirim. Yapabilirim. Yapabilirim. Hem gökdelene yürüyor, hem kendimi teselli ediyor, hem de bulunduğum yeri keşfetmeye çalışıyordum. -Oradaki herkimse bana yardım etmek istiyor galiba. Sonunda gökdelene vardım ve en üstüne çıktım. Ama kimseler görünmüyodu. 'Etrafta ışık kaynağı da yok' diye içimden geçirirken, birden aynı ışık daha ilerden belirdi. -Benimle oyun mu oynuyorsunuz? Avazım çıktığı kadar bağırdım. Sonra bir müddet düşündüm. -Belki de yol gösteriyorlardır. Gökdelenden inip ışığa doğru gitmeye karar verdim. Kapıya geldiğimde uğultular tekrar başladı. Bu seferkiler daha farklıydı. Sinyal sesi gibi, televizyon cızırtısı gibiydi. "Hayıııırrrrr!" diye haykırdım. O an içimde sıcak bir şey dolaşmaya başladı sanki. Damarlarımı geziyor gibi hissettim. Uğultulara daha fazla dayanamadım... Bayılmışdım. Ayıldıktan sonra toparlanmaya çalıştım hemen. Gökdelenden indim. Işığın geldiği yöne doğru yürümeye başladım. Kendimi daha dinç hissediyordum. Koştum bir müddet. Kafamda birden anlam veremediğim sesler duymaya başladım. -Yine mi uğultular yaa! Ama bu uğultulara benzemiyordu. Farklıydı. -Dur bi dakka.Bu, bu... Babam!
Brain Computer Interface - 2
Karlı Bir Nisan Akşamı
Nisan’ın 17’siydi. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Akşam evde oturmuş televizyon izliyordum. Battaniyeme sarılıp kanalları gezerken bir teknoloji programına gözüm takıldı ve izlemeye başladım. Günümüzde hızla gelişen teknolojiyi takip etmek çok zor. Bilmem kaç megapikselli telefonlardan, yüksek çözünürlüklü giderek bilgisayarlaşan televizyonlara; büyük alanlı küçük hard disklerde, giderek canavarlaşan bilgisayarlara bir sürü ürünleri tanıtmalarının yanı sıra; değişik değişik, türlü türlü programları gösterirlerken gözüme bir cihaz takıldı. “Brain Computer Interface”
Çok fazla üzerinde durmadılar. Sadece beyin ile bilgisayarı kontrol edebilmemize yarayan ilginç bir cihaz olduğunu söyleyip, detaylı bilgi için internet adresi verdiler. Bu ürün çok ilgimi çekmişti. İnternet adresini hemen kalem, kâğıt bulup not ettim. Hemen bilgisayarıma koştum ve araştırmaya koyuldum.
Bilgisayarı düşünce gücüyle kullanma fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Hele oyunlara katacağı heyecanı düşündükçe zevkten dört köşe olmuştum. Bunu mutlaka almalıydım.
Ertesi günün sabahında en yakın arkadaşım Emrullah bize geldi. Ona da “Brain Computer Interface” den bahsettim. O da duyduğunda çok heyecanlandı ve sabırsız bir şekilde “Kanka! Bundan bir tane bulmalıyız en kısa sürede” deyip durdu.
Bu sırada annem kahvaltıyı hazırlamış ve babam işe gideceğinden onu kaldırmış. Bizim koyu muhabbetimizi görünce bir müddet kulak misafiri olmuş. Babamın sesiyle irkildik.
- “Benim asker arkadaşım Hasan’ın bir bilgisayar mağazası var. İsterseniz adresi vereyim. Gidip sorarsınız. Uzun süredir görüşememiştik. Selamımı söylersiniz.”
Emrullah ile bir an birbirimize baktık ve sevinçli bir şekilde yerimizden zıpladık.
- “Oley be! Hemen gidelim hadi Emrullah.”
- “Hop! Gençler, önce kahvaltı!” dedi annem araya girerek.
Hızlıca kahvaltımızı yaptık ve babam işe giderken bizi Hasan Abi’nin mağazasına yakın bir yerde bıraktı. Mağazaya vardığımızda Hasan Abi’nin toplantısı olduğunu söylediler. Biz de mağazayı dolaşmaya koyulduk. Yaklaşık otuz dakika sonra biri bize seslendi. “Gençler!”
Sesin geldiği yöne döndük. Esmer, uzun boylu, genç bir adam eliyle ‘gel’ işareti yapıyordu. Yanına vardığımızda;
- “Beni arıyormuşsunuz. Ben Hasan.”
Emrullah ile gülümseyerek birbirimize baktık. Sevincimiz gözlerimizden okunuyordu sanki.
- “Ben asker arkadaşınız Remzi’nin oğluyum. İsmim Tufan. Bu da arkadaşım Emrullah.”
- “Ooo! Memnun oldum arkadaşlar. Hoş geldiniz. Gelin odama geçelim. Birer bardak çay içelim.” dedikten sonra çayları söyledi ve odasına gittik.
Bir yandan çaylarımızı yudumluyor, bir yandan da muhabbet ediyorduk.
- “Eee. Asker arkadaşım nasıl? Neler yapıyor? Uzun zamandır görüşemiyoruz.”
- “İyi çok şükür. Size selamı vardı. O da söyledi uzun süredir görüşemediğinizi. İşe şuan da.”
- “Aleykümselam. Siz neler yapıyorsunuz bakalım?”
- “Liseyi yeni bitirdik. Geçen sene üniversite olmadı. Bu sene tekrar hazırlanıyoruz.”
- “İyi çalışın bakalım. Sizi güzel yerlerde görmek isteriz.”
- “Geçen sene beceremedik ama bu sene tecrübeliyiz. Olacak inşallah.”
- “Hadi bakalım. Dualarımız sizinle gençler. Ama sizi çok heyecanlı ve sabırsız gördüm. Hayırdır?”
- “Abi, biz bir cihaz arıyoruz. Babam size danışmamızı söyledi. Onun için buraya geldik.”
- “Nasıl bir cihaz bu?”
- “İsmi, Brain Computer Interface”
- “Hımm. Bildim.”
- “Nasıl bulabiliriz?”
- “Bulmak çok zor ama siz biraz şanslısınız.”
- “Nasıl yani Abi?”
- “Cihaz birazcık pahalı. Benim de ilgimi çekmişti. Bir tane sipariş vermiştim. Bugün gelmesi gerekir. Yaptığımız toplantıda çok satılacağını düşünmediğimizden almama kararı aldık. İsterseniz benim sipariş ettiğimi size ödünç vereyim. Denersiniz bir müddet.”
- “Abi, çok süper olur. Çok teşekkür ederiz.”
- “Akşamüzeri büyük ihtimal elimde olur. 5-6 gibi gelin alın.”
- “Tamam Abi. Çok sağolun.”
Hasan Abi’yle vedalaştık ve mağazadan çıktık. Emrullah ile sevinçten havalara uçuyorduk her şeyden habersiz bir şekilde. Birbirimize neler yapabileceğimizi anlatarak gezmeye başladık.
Saat 17:00 olmuştu. Bir türlü vakit geçmek bilmedi. Einstein’ın teoremini hiç bu kadar derinden hissetmemiştim. Mağazaya vardığımız da, kasada duran Nazlı Hanım, Hasan Abi işi dolayısıyla çıktığını söyledi. İsimlerimizi sordu ve bir paket uzattı. Paketi aldık. Teşekkürlerimiz sunduk ve mağazadan ayrıldık.
Nisan da yağan kara ve soğuğa aldırmadan, Emrullah ile kahkahalar ata ata evin yolunu tuttuk. Eve vardığımız da yemek hazırdı ve annem hemen yemeğe gelmemizi söyledi.
- “Ellerinizi yıkayıp çabuk yemeğe gelin.”
- “Ama anne…”
- “İtiraz istemiyorum. Yemekten sonra ne yapıyorsanız yapın.”
Oflaya puflaya ellerimizi yıkayıp yemeğe oturduk. Tabağımı nasıl bitirdim hatırlamıyorum. Emrullah’a kaş göz işaretiyle kalkmamızı ve cihazı denememizi anlatmaya çalıştım. Emrullah yemeğe düşkün olduğundan ilk başta anlamadı ama sonra jeton düşünce hemen fırlayıp kalktık. Annemin arkamdan söylenmesine aldırış etmeden paketi açmaya başladık. Hemen kurulumunu yaptık. Cihazı güzelce kafama yerleştirdim. Emrullah “hazır mısın kanka?” dedi.
- Dur… Tamam, hazırım.
Emrullah cihazı açtığında önce kafamın içinde titreme sonrasında yanma hissettim.
Sonrasını hatırlamıyorum…
Sihirli Yüzük
Sinan, dükkânının önünde eski ve tarihi değeri olan büyük taşlı yüzük bulur… Kaybeden kişi almaya gelir diye dükkânına koyar… Ertesi gün işleri olduğundan dükkânı çırağa bırakıp gider… O gittikten sonra bir bayan dükkâna gelir ve 'Buralarda eski, büyük taşlı bir yüzük buldunuz mu?' diye sorar… Çırak olan bitenden haberi olmadığı için 'hayır bulmadık.' der…
Aradan haftalar geçer ve Sinan bir bayanla tanışır… Kısa zamanda birbirlerine delicesine âşık olurlar… Gün gelir Sinan Zeynep’e evlenme teklifi etmeye karar verir… Ama yüzük alacak parası yoktur… İşler pek yolunda gitmemektedir… Sonra bulduğu yüzük aklına gelir… Sembolik olarak onu vereyim Zeynep’e sonra durumu anlatır onun yerine başka alırım diye düşünür… Akşam beraber yemeğe giderler... Yemek sonunda Sinan, Zeynep’e evlilik teklifi eder ve küçük bir kutu uzatır… Zeynep hiç düşünmeden 'Eeeveeeet' der boynuna atlar Sinan’ın... Kutu falan umurunda değildir… Sonra aklı başına gelir ve kutuyu açar… Bir de ne görsün… 3 aydır kayıp olan babaanne yadigârı yüzük ellerinin arasındadır!!!
#Microsoft #Nokia #Lumia1520 yükleme animasyonu çarkları hangi yöne dönüyorlar A) 2 si de sağa B) 2 si de sola C) büyük sağa, küçük sola D) küçük sağa, büyük sola :D
Brain Interface Computer - 1
TUFAN
Benim adım Tufan. Size bambaşka bir dünyadan sesleniyorum. Şuan içinde bulunduğum dünyadan bahsetmeden önce burayı nasıl keşfettiğimi anlatacağım. Herşey kar ⛄ yağan bir nisan akşamı başladı...
3 boyutlu yazıcısı olan var mı??? Şu robotun çıktısını alıversin. 😂😆😝