“Sizde fazla bir mavi var mı, Fazla bir gökyüzü, Fazla bir cumartesi, Fazla bir gülüş ...!?” Haydar Ergülen
seen from United States
seen from Singapore

seen from Japan

seen from Venezuela
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Russia

seen from United States
“Sizde fazla bir mavi var mı, Fazla bir gökyüzü, Fazla bir cumartesi, Fazla bir gülüş ...!?” Haydar Ergülen
dans.
insan içindeki durduramadığı kötümserliği bir yerlere bırakması gerektiğinde ne yapar hiç bilmiyorum. sırtımda taşıdığım bir sırt çantasında ibaret bir şey gibi. çıkarıp atamıyorum. açıkçası bir gün asla mutlu olamamamış biri olarak geberip gideceğim günde yağmur yağacak mı merak ediyorum. ıslak bir mezar altında çürümek daha meşakkatli olur her halde diye düşünmeden edemiyorum. ellerimin gerçekten sıcak olduğu anın tüm hayatım ile kıyaslandığında tıka basa dolu bir sinema salonundaki patlamış mısır popülasyonunda yalnızca bir tane patlamış mısır tanesi kadar olan mevcudiyetini hiç yadırgamıyorum. yalnızca fazlaca başına buyruk, fazlaca yabaniyim. ıslah edilmesi zor bir tarım arazisinden farksızım, nadasa bırakıp gitmişler gibi, yüz milyon yıldır unutulmuşum gibi. bir yüz milyon yıl daha unutulacakmışım gibi. kabul edilemezliğimi bir yerlere çıkarıp asamıyorum. bazen ne yapsan olmuyor, bazen de hiçbir şey gerekmiyor. çabalamalarım bile fazla yanlış gibi geliyor, bazı şeyler gerçekten çok gereksiz, çok hissiz. karşımdaki tüplü televizyon bir anda açılıyor. siyah beyaz bir görüntü, parazitler ile dolu bir sahne. işte ben, eski tip mikrofonlardan biri ile konuşuyorum. sesim sanki benim sesim değil, fazla mutlu, fazla hakim. ‘tek kişilik dans gösterime hoş geldiniz sayın seyirciler’ bir dakika benim tüplü bir televizyonum yok. elimde tutabileceğim eski tip bir mikrofonum yok. gülümsemem yok. sesim yok. bir şeylerin farkına varamıyor insan vardığında ise çok geç oluyor, çok geç oluyor zaman geriye akmıyor. içimde milyon geriye dönüş hikayesi var. biraz fazla yorgunum, biraz fazla hisli ve biraz fazla hissiz. aslında, bu aralar galiba, biraz fazla yanlızım. demlemem gereken çaylar var, görünüşe bakılırsa bir yüz milyon yıl daha buradayım.
İnsan hep aynı pencereden baktığı için gökyüzünden sıkıldığını sanabilir.
Senin bende fazlaca imkansızlığın var..