Halikarnassos’a kısa bir methiye
Hani hep denir ya, “doğaya âşık olmak, bir çiçeğin rengine, bir nehir kımıltısı ya da git gide sararan bir yaprağa…” duyulan aşktan bahsedilir ya, çok duymuşumdur hatta ağzımdan çıkıvermiştir bazı bazı.
İnsan bir şeyi anladığında veya kavradığında midesinden bacaklarına kadar bir serinlik yayılır ya, ister bir matematik problemi olsun bu, ister bir ipin düğümü olsun. İşte anladım, anladım mı acaba? Doğaya âşık olmak nedir, anladım Bodrum’un yozlaştığı söylenen vakitlerinde. El değmemiş hiçbir şeye yetişemeyecek kadar geç düştüm bu yeryüzüne, fakat yine de anladım.
Bu kelimeyi yeni öğrendim. Anladım, bir serinlik yayıldı bedenime. Yüzü sürekli gözlerimin önüne geldi balıkçının, yazdığı her öyküyü, baştanbaşa coşkulu bir sarsıntı içinde okudum. Onun hakkında yazılanları da, ‘o büyülü insanlar’ da bahsetmişlerdi balıkçıdan.
Balıkçı’nın Yokuşbaşı’nı geçince görür görmez âşık olduğu bu deniz, aynı deniz mi acaba, yoksa o gittiğinden beri tamamı devir daim oldu da, bambaşka bir Bodrum mu bu gördüğüm? Başka renk bir örtü mü serili artık? Âşık olduğum? Okudukça fark ettim ki tıpkı o, tıpatıp, değişmemiş. Yozlaşan değerler denizin kenarında eriyivermiş, denizler yozlaşmamış.
Ne kadar boş çıkıyor ağızdan, ‘doğaya âşık olmak’, öyle hafif, havalanıp, uçup, gidiveriyor. Çok değil daha yenilerde, Bodrum’a gideceğim günün bir gece öncesinde, yatakta dönüp dururken anladım bu aşkı. Kalbimin üzerine bastırdım sakinlesin biraz, bir soluklasın yoksa öleceğim.
Karnım ağrıdı bir gece önce. Çünkü geç tanıştığım bu yerde, okaliptüslerin, palmiyelerin hikâyesini duyumsuyor, nasıl bir yerde yaşayacağımı biliyordum artık. Yozlaştı denilen hâline bakıp, onsuz geçirdiğim günlere pişmanlık duymaya başlamıştım bile.
Yalnız, bir tek şeyi unutmuştum heyecandan uyuyamadığım o gecede. Kendimi de yanımda götüreceğim, yine aklımdan çıkmıştı. Yeni bir yaşama duyulan isteği, kösnül vaziyete sokabilecek olan yine bendim. Cennet gibi yerleri bile kendime işkence etmeyi bildim. Getirdim kendimi de, sürükledim yanımda o mutsuzluğa gömülmeye meyilli hareyi.
Bunun üzerine, ne oldu dersiniz? Âşık olmak demiştim ya, izin vermedi mutsuzluğa. Ben yine bendim, çekingen, mutsuz yaradılışlı, fakat nasıl olduysa hayata ilgim kaçmamıştı bugüne dek. Gösterişsiz bir mutluluk edindim. Karakaya’nın tepesindeyim, milyonlarca öykü okuyacak, önemsizliğimle kıvanç duyacak, yalın ve az konuşmalı bir yaşamı tadacağım. Az konuşmalı filmleri, daha fazla sevdiğim gibi, ömür boyu saklayacağım duyduğum aşkı ve bulacağım her köşe başında, Halikarnas Balıkçısı’nı.