Hayat Eksiltilirken
Doymak nedir bilmeyen bir oburlukla memleketin altı üstüne getirilmeye devam ediliyor halihazırda. Tüketilen kaynakların, yok edilmeye çalışılan doğanın, olabildiğince varlığı sıfırlanmaya çalışılan emeğin tümünün, her şeyin ve hepsinin karşılığında zorbalık rejimi mutlak bir iradeyle sıfırlamaya devam ediyor. Hayatın ucuz, bedelsiz addedilmiş olan her detayında tasarruf hakkını kendisinde bulan bir cüretin suna geldiği yegane şey çok daha fazla baskı / daha aleni bir çalma çırpma eylemidir. Yedikleri, götürdükleri, iç ettikleri ol milyar dolarlar gibi, kamusal müştereklerin de talan edilmesinin sonsuzluğu dahilinde bir kere daha sınırsızlığını imler ak parti. Herkes konuşurken onlar çoktan icraatın dibine tam da köküne inerler. Ülkenin yüzde seksen beşi ile doksanının yoksulluk sınırı kılınmış olan asgari ücrete tamah ettirildiği bir yerde, yüzde bir ile ikilik creme de la creme tabaka ile o iktidardan nemalanan yüzden beş ile on arasındaki bir zümrenin hayatı vur patlasın çal oynasın kıldıkları dokuz günlük bayramlık mesaileri ilerleme olarak zikredilir. Dönemin tam da sureti olan, birkaç on liraya su, birkaç yüz liraya lahmacun, birkaç on bin liraya ancak var edilen akşam yemekleri, bilmiyoruz gündelik ücreti kaç yüz dolarlık kiralanan sahalar, localar, zıkkımın kökleri, alt alta üst üste Alaçatılar, Marmarisler, Bodrumlar ve daha nereler nereler / kimler kimler ile peşkeşler, yeni kasetler, anlaşmalarla yapmacık değil doğrudan yağma güncellenir. Doymak nedir bilmeyen oburlukla iç eden piyonların varlığı bir başarı hikayesi gibi sunulur.
Buralardaki var edilmiş olan üç otuz kuruşla on iki aylık takside girişip bir yerlere kaçan, tatil yaptığını zannedenler değildir. Her gün magazin sayfalarının baş köşelerini zapt edip köşe kadılarından daha çok reyting getirdikleri için sunula gelen, alışıla gelmedik ülkenin yenisinin vitrini olarak zikredilen temsillerin suna geldikleri hınca, sömürüye dair meramı bildirmektir. Tüketmeyi bir gündelik vasfa dönüştüren, devletin malı deniz yemeyen veya yiyemeyen keriz yollu göndermelerin bolluğunda bir ülkenin gözlerinin içine bakarak var edilmiş sömürü düzeneği meseledir. Çürümüşlük bir yandan güncellenirken salt ol ekranı kapsayan tiplemelerin suna geldikleri hanedanlık / sultanlık ülkesinin abuk sabuk şatafatı değil aynı zamanda çevreye karşı var edilmiş tahakküm / tehdit ve yok etme hallerinin her birisi de meseledir. En son milletin a. koyacağını deklare etmiş beşli çetenin en haşarıları arasında yer alan meymenetsiz efendinin suna geldiği yok etme bu hale bir örneği teşkil eder.
ABC Gazetesinden aktaralım: Sedat Peker’in iddiaları ile yeniden gündeme gelen iş insanı Mehmet Cengiz, Bodrum Cennet Koyu’ndaki yeni projesi için turizm yatırımları da bulunan dünyaca ünlü mücevher markası Bulgari ile anlaştı.
Sözcü'den İsmail Şahin'in haberine göre, Özelleştirme İdaresi’nden satın aldığı 678 bin metrekarelik arazide inşaata başlayacak olan Cengiz İnşaat, yaklaşık 100 villa ve Bulgari’nin işleteceği bir otel inşa edecek.
Hali hazırda, Londra, Dubai, Bali, Paris gibi dünyaca ünlü kentlerde otelleri faaliyet gösteren Bulgari, Roma, Tokyo, Miami ve Los Angeles’ta da turizm yatırımlarını sürdürüyor. Türkiye’deki ilk oteli için Bodrum’u seçen Bulgari’nin Cengiz İnşaat ile yaptığı anlaşmayı bu ay sonuna kadar duyurması bekleniyor.
Cennet Koyu’nda yer alacak Bulgari Otel’in yükseleceği arazi için geçtiğimiz yıl Cengiz İnşaat, 2 adet plaj ile 4 adet mendirek yapmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvuruda bulunmuştu.
Kültür varlıkları, tabiat varlıkları, SİT ve koruma alanı içerisinde kalan arazinin yapılaşmaya açılmasına Bodrum sakinleri tepki gösteriyor.
AK Parti iktidarında kamudan aldığı havalimanı, karayolu, metro, demiryolu, tünel, liman, HES, baraj, maden, nükleer santral ve inşaat ihaleleriyle dikkat çeken Mehmet Cengiz’in şirketi Cengiz İnşaat, projenin yükseleceği araziyi Özelleştirme İdaresi’nden 2012 yılında satın almıştı.
Danıştay İki Kez İptal Etti, Ama…
O tarihte 277 milyon liraya el değiştiren arazinin özelleştirme ihalesi Danıştay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen, söz konusu kararlar uygulamadı. Danıştay'ın ilk iptal kararını uygulamayan kamu görevlileri hakkında da suç duyurusunda bulunuldu. Ancak kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmedi.
Fettah Tamince Çekildi
Ziraat Bankası kredisiyle araziyi devir alan Bodrumbir Turizm Yatırım A.Ş'nin o tarihte Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz, Başkanvekili ise Fettah Tamince idi. Haziran 2021’de Tamince, paylarını devredip şirketten ayrıldı. Cengiz ise Eylül 2021’de şirketi Cengiz İnşaat ile birleştirerek kapanışını gerçekleştirdi.”
Doymak nedir bilmeyen bir oburluk ile tüketmenin, dipsizliğine nadide bir örnektir beşli çete müptezeli Mehmet Cengiz efendinin var ettiği. Duraksamak nedir bilmeden var edilen bir kötülük sarmalı, bir an olsun ne yapıldığının, nasıl bir felaketin kollarına koşa koşa gidildiğinin umursanmadan sürdürülen kırım ihtimalinin gerçekliği karşımıza bu kez Bodrum örneğinden çıkagelir. Milletin a. koyacağız diye bildiren bir zatın suna geleceği her türlü hizmetin ırza geçmek olduğu bir kere daha örneklenir. Hem herkesten en çok da bu memlekette hakkı olduğunu düşünen Türk’ten çok daha fazla bu memlekete dair tahlil ve tasarrufa haiz olduğunu imleyen / bilen / düşünen bir acizliğin suna geleceği yegane şey daha kalıcı hasarları var etmektir. Cennet Koyunda yüz binlerce metrekarelik alanın bir anlamda tahrip edilmesi / yok edilmesi, betona boğulup, lüks bir markanın at koşturup duracağı bir insan sirkiyle birlikte var edeceği ucuzluk / kalitesizlik konuşulmasın istenir. O devletin şimdisinin de yargısına dair kararlar söz konusuyken, muktedirin olur verdiği, buna göz yumduğu sahnede hemen işgale, iğfale ve cehennemi bir kere daha yer yüzüne taşıma cüretinin meselidir o doğrudan oburlukla var edilen. Cengiz gibi palyaço temsiller, iplerini ellerinde tutanların direktifleriyle bir kere daha kutsal dedikleri vatanın belki de en son nefes vaat eden yerlerinden birisini bir çırpıda istimlak etmek ister. Yangınlarla bir biçimde sunula gelen dönüşümlerle, daha önce Yassıada’ya yapılmış olanla, Dikran Masis tarafından kiralanan Cunda adasına yakın mesafedeki Tavuk Adası’nın eğlence mabedine dönüştürülmesi gibi garabetlik tahayyüller söz konusuyken yıkıma bir halka daha eklenmek istenir. Modern zamanların oburluğu ile birlikte bir kere daha çiğlik bir kere daha zapturapt ve tüketme / sıfırlama gerçek kılınmak istenir. Detaylarıyla birlikte bir yurdu yaşanmaz kılacak her ne varsa bunun yolunda yürünürken sahiden de bir yarın söz konusu edilebilir mi? Bunca afaki cerahatle hiçbir şey muhafaza edilemezken hayat ne hale konulacaktır? İnsanlar kadar, doğal yaşam sahasındaki hayatların akıbeti bunca afaki göz ardı edilirken, yok edilenin farkına varmak ne zamandır, hangi zaman?
Mezopotamya Ajansı’ndan aktaralım: “Ankara’nın sokaklarında 6 yıldır lif, çorap, peçete gibi ürünler satarak geçimini sağlamaya çalışan Zehra Canan, uzun süredir polis ve zabıtaların baskısına maruz kalıyor. Her gün sabahın erken saatlerinde Mamak’tan yola koyularak Kızılay’a gelen Canan, yazın sıcakta kışın da soğukta ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyor. Ekonomideki krize dair verdiği demeçlerle kamuoyunda “Muhalif teyze” ve “Che’nin Halası” olarak da tanınan Canan, ekonomideki krizi, maruz kaldığı polis ve zabıta baskısını Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.
‘Soğuk Bir Yandan Polis Bir Yandan’
Kızılay’ın yakınlarından kovulduğu için Çankaya ilçesinde bulunan Kızılırmak Sokağı’na gitmek zorunda kalan Canan, sürekli polislerin baskısına maruz kaldığını anlattı. Ankara ayazında dahi Kızılay’a gelerek, satış yapmaya çalıştığını hatırlatan Canan, “Çok zorluklarla satıyorum. Soğuk bir yandan, polis, bekçi zabıta bir yandan. Geçen gün metrodan çıktım, duvarın üstünde oturuyorum ama çantaları açmadım. 50 tane polis geldi, beni yakalayıp arabaya attılar. Araba da hapishane arabası gibiydi. Kendileri önde ben arkada karanlık, basık, camı kapalı bir yerde oturdum. Ter içinde kaldım. Beni orada bir saat beklettiler. 2 buçuk 3 bin TL’lik eşyamı elimden aldılar. Böyle 50-60 erkek çorabı, örgüler var. Ben bunların ipinin tanesini 15 TL’ye alıyorum. Örmesi de var. Bak kollarım ağrıyor. Ben buna hep para, vergi veriyorum. El koydular vermediler” dedi.
‘Ne Yiyelim?’
Karanfil sokakta daha önce polisler tarafından yerde sürüklendiğini de anlatan Canan, “Cezam neyse vereyim karakola götürmeyin lütfen, diyorum ‘Hayır görevimizi yapacağız’ diyorlar. Görevi benim üzerimde mi buldunuz! Neymiş bunu satması yasakmış, oradaki esnaf şikayetçiymiş. Ben açıkta gıda satmıyorum herhangi bir enfeksiyon yok. Sadece ben değil kağıtçıları, hurdacıları, simitçileri kovalıyorlar. Amacınız nedir? ‘Yasak’ diyorlar. Niye yasak, biz ne yiyeceğiz? ‘Bana ne benim görevim’ diyor. Bende sinirlendim, ‘Sayın emniyet müdürüne git söyle o da maaşını bana versin ben de gelmeyeyim bu işe’ dedim. Meraklı mıyım bu yaşta çıkıp da sabah erkenden polisle karşılaş, her gün zabıta ile karşılaş! Ya kağıtçıları bile topladılar. Ya ne yesin bu adam?” diye sordu.
‘O Kadar Otoriterler Ki’
İktidarı eleştiren Canan, “Ben onlar gibi bedava konutlarda oturmuyorum. Elektriğim bedava değil. Suyum bedava değil. Karanfil’de sinir krizi geçirdim, aldırmıyorlar. Karakolda ‘Fazla konuşma seni nezarete atarım’ diyorlar. Hani cevap veremiyorsun, hakkını arayamıyorsun. O kadar otoriterler ki! Adamların gözü dönmüş benim üzerimde deniyorlar hırslarını. Ben ne yaptım? Bir şey mi çaldım, yolsuzluk, hırsızlık mı yaptım, mafya mıyım? Yaşamak kolay! Çok zor şartlar altında yaşıyorum. Bundan 3 sene evvel böyle bir şey yoktu. Ankara belediyesi değişti, yasaklar başladı” ifadelerini kullandı.
‘Ekonomi Kötü, Devlet Ticaret Yapıyor’
İktidar sözcülerinin “ekonomi iyi” açıklamalarına değinen Canan, “Diyorlar ki ‘Ekonomi iyi, çok güzel, süper’. Yalan söylüyorlar. Ekonomi hiç iyi değil. Niye ‘Ekonomi güzel’ diyor biliyor musun? Devletin içinde her türlü oligarşi var. Yiyenler çok! İş verenler, sermaye, mafya, çete birbirlerine girmişler. Bunlar, ticarete girmiş, ticaret yapıyorlar. Devleti yönetmiyorlar, halkı düşünmüyorlar” diye konuştu.
‘Gezdiniz Mi Mahalleleri?’
Geçen günlerde 100 TL’lik gaz aldığını belirten Canan, şöyle devam etti: “10 metre küp vermedi. Ben eskiden 100 TL’ye gaz alırdım, 3- 4 ay giderdi. Kışın ne yapacağız? ‘Yoksul yok’ diyorlar. Nereden biliyorsun olmadığını. Gezdin mi mahalleleri? Gidin bir bakın evlere. O evlerde neler dönüyor… Şu ekmek 4 TL. 3 kişiyiz günde 6 ekmek alıyoruz, içi boş. Şu peyniri ben alamıyorum ya. Ayıp çok ayıp! Nereden biliyorsun yoksul olmadığını! ‘Herkesin altında araba var’ diyorlar. Arabayı da sen dağıttın. Türkiye’de lüks yoktu, siz getirdiniz. Emperyalizmin, kapitalizmin mallarını satmak için ülkeye soktunuz. Milletin eline kart verdiniz, borçlandırdınız. Ya fakirin bir arabası varmış onu da kredi ile almış zavallı, çok mu? Yazıklar olsun, bir arabayı bile çok görüyorlar!”
‘Srilanka'yı Görsün’
“Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir devlet böyle bir yönetim görmedim” diyen Canan, “Srilanka’ya ne oldu görsün. ‘Asarım, keserim’ deyip birde milleti korkutuyorlar. Binlerce polis, bekçi aldın. Ne işe yarayacak? Anca milleti dövüp kendilerini koruyacak. Üretmedin, istihdam yaratmadın, ha bire hazırdan yedin. Devamlı liberal, kapitalist sistemi ve Amerikan politikalarını kullandın. Bıçak geldi, kemiğe dayandı. Dolar çıktı bilmem kaça. Ne yaptın? Köprü, yol yaptın. Köprü, gelir getirmez. Sen buğdayı Ukrayna’dan Rusya’dan alıyorsun. ‘Ekonomi çok güzel, uçuyoruz’ diyorsun. Gelen bütün iktidarlar onların piyonu. Sadece bu değil diğerleri de aynı. Özal’ıydı, Çiller’iydi, Mesut’uydu hep yolsuzluk yaptılar. 70 seneden beri hiçbir sosyal parti iktidara geldi mi? Aman komünistler, komünizm geldi ülkeye. Ya neden korkuyorsun komünistlikten. Ha komünizm eşitlikten yana ya, zenginler yiyemeyecek, malları servetleri olmayacak. Ondan korkuyorlar. Komünistlik bir yönetim biçimi, ne korkuyorsun! O da Amerika'nın politikaları. Amerika, sosyalizm gelirse sömüremez.”
‘Zenginden Vergi Alın’
“Bir devlet yoksuldan, küçük esnaftan vergi almaz” diyen Canan, sözlerini şöyle noktaladı: “Sen zenginden, iş verenlerden, o büyük sermayeden niye vergi almıyorsun? Soydular yediler. Yine iyi dayandı memleket! Dünyanın dört bucağında bunların paraları, villaları var. Sizin neleriniz var. Tekeli kapattı, Türkiye Elektrik Kurumu ve Telekom’u özelleştirdi. Senin neyin kaldı? Biz bu kadar verginin hangi birine yetişelim. Bir devlet her şeyden vergi almaz. Sağlık, eğitim hep özelleştirildi. Sermayeyi getirmiş devletin içine sokmuş, beraber yiyorlar. Bir iktidar olayım, şu özellerin hepsini kapatacağım.”
Doymak nedir bilmeden süreğen bir biçimde sömüren, memleketin hemen hemen her bir kaynağını, her gün yeniden sömüren / eksilten karşısında Zehra Canan hakikatini paylaşır. Olmakta olanla, aksettirilen arasındaki derin uçurumun yüzeyleri, yoksulluk yok denilip, var edilmiş işkencenin türlü çeşit suretleri ve bütünüyle sıradan insanların hayat haklarını yıkmak / sınırlandırmak arasında kurulan her yeni hamle o oburlukla icra edileni bildiren, gösterendir. Bir biçimde muktedir ve avenesi sömürürken, semirirken, dünyevilik halinin hanedanlık boyutunda bir iç etmeyle beka / geleceğini sağlarken Zehra Canan’la onun gibi milyonlarca insanın meramı da yaşamda tutunabilecek miyiz bahsi görünür kılınandır işte. Tümüyle kesintisiz bir biçimde bir cenderenin ta kendisine dönüştürülmüş gündelik o hayat mefhumunun nasıl bilinçle örselendiği artık giz değildir. Mutlak iktidar, kalıcılık ile birlikte şekillenen despotizm artık ekonomik yoksunluğu da o sevdaya dahil ederek herkesi sadaka ekonomisinin köleleri kılmaya devam eder. Zaten biraz da mesele bu değil midir? Zehra Canan’ın suna geldiği / anlattığı şey bu hazin harekatın detaylarıdır, cidden farkında mıyız?
Doymak nedir bilmeyen iştahla birlikte söğüş ettikleri memleketi bir rant kapısı olmaktan öte olarak görmeyen cenahın suna geldiği her şey daha ağır fecaati bildiriyor bir yandan da. Yurt içine ya da dışına en ufak bir güven vermeyen bir yönetimin aldığı her kırık not, her eksi puan her bir yurttaşa bedele dönüştürülür. Madun siyasetin, sağ pragmatizminin, yiyelim efendiler bakışının ulaştırdığı menzil hep uçurumdur. Uçurumun kıyısında sabit kalmış bir yerin hazin hikayesi yazılmaya devam olunuyor hep birlikte. Düzenin sunduğu, var ettiği, geleceğe dair tahayyül ve eylemlerinin şimdiden başlayarak bir yıkım halini ve hiç bitimsiz bir cerahatli eylemsellik olduğu gözlerden kaçırılıyor. Asgari ücrete enflasyon oranında artış / ilave var edildiği söylenirken, sadece mimli çete üyelerinin var ettikleri iç etmelerle yepyeni delikler açılıyor. Bir yama ile başka bir yerdeki borç kapatılıyor denilirken her defasında mükerrer, yeniden imal edilmiş yaralar var ediliyor. Bitimsiz bir fasit döngüye rehin ülke gerçekliğine kavuşuyor. Kuru ekmek, az biraz katık ve bitimsiz fatura / kira döngüsünde yaşam sanki oymuş gibi bir oyun kuruluyor. Hemen her defasında daha da biçimsiz hallerle o yaşama eylemi eksilmeye, bu hazirun oyunlarının ta kendisiyle biraz daha dipsiz karanlıklara seyir güncelleniyor. Bitimsiz iştah ve kesilmeyen nefisle birlikte toplumun yüzde seksen / seksen beşinin hayat hakkına ipotek konulmaya devam olunuyor. Geleceği parlak ülkeden, geleceği zifiri karanlıklar sahnesine evrim güncelleniyor. Normalleşme halinin var edildiği günden bu yana alınan istikamet, varılan eşik bunun da bildirimidir, sorguluyor musunuz? Çürüme, yağma ve bütün bunların çatısındaki aksiyoner bir iktidar pratiği hayatı zehirliyor, her gün eksiltiyor artık anlıyor musunuz?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2022
Görsel: Devlet-i Ebed Müddet – İç Mihrak















