DMY Felsefe, yeni felsefeler :) : https://www.dmy.info/yapilandirmaci-egitim-felsefesi-ve-5-e/
Yapılandırmacı eğitim felsefesi ve 5-E
Yapılandırmacılık, önceki öğrenilenlerle entegre ederek öğrendiğimizi ve bilgi öznel olduğundan öğrenenin kendisinin öğrenmesi için öğretenin yapılandırmacı(onun öğrenmesine rehber) olması gerektiğini savunan eğitim felsefesi akımıdır. Türkiye’de 2005’ten beri ulusal öğretim programları bu anlayışla tasarlanmaktadır. Davranışçı eğitim eğilimleri de görülmüş, ancak ne davranışçı ne de yapılandırmacı eğitimin uygulanamadığı, sadece mevzuatta kavramsal aşamada kaldığı yorumlanmaktadır. İlerlemecilik eğitim felsefesine pragmatizm felsefesine dayanır. Pragmatizm, bir bilginin değeri için pratikteki işlevin ölçüt alınmasını savunur. Tekrara karşıdırlar, transfere ve bireyin kendi işine yaratmasına önem verirler. Piaget’nin bilişsel gelişim teorisine temellenmiştir. Önemli isimlerinden bazıları: John Dewey (1859–1952) Maria Montessori (1870–1952) Jean Piaget (1896–1980) Lev Vygotsky (1896–1934) George Kelly
1620 yılnda İngiliz bilim insanı ve filozof Francis Bacon ‘Bilimin Yeni Aracı’ isimli bilimsel bir manifesto yayınlamış ve bu manifestoda bilimsel bilgi üzerine fikirlerini açıklamıştır.
Bacon, bilgi güçtür fikrini savunmuş, bilginin doğru olup olmadığının çok önemli olmadığını, bilginin doğruluk açısından sorgulanmaması gerektiğini; onun asıl geçmesi gereken testin bizi güçlendirip güçlendirmediği olduğunu söylemiştir. Yani gerçeklik, bilgi için kötü bir testtir, asıl test faydasallık, kullanışlılıktır der... Bu bilime karşı yapılmış bir pragmatik yaklaşımdır.
Günümüzde de teknolojinin gelişmesi ile birlikte, Francis Bacon’ın manifestosunda belirttiği gibi bilgi, kullanışlılık ve faydasallık açısından değerlendirilmekte ve buna göre bilgiye değer biçilmektedir. Bilimsel bilgiler, yeni teknolojilere yol açar; yeni tekonolojiler de kullanışlı, faydasal yapılara, icatlara...
Fakat şunu da belirtmeliyiz ki; birçok konuda da hala bilimsel buluşların, elde edilen bilgilerin etik ve kültürel yaşama uyup uymadığı bir tartışma konusudur.
Yeni yazı paylaşıldı: https://www.dmy.info/pragmatizm-nedir/
Pragmatizm Nedir?
Pragmatizm, bir ideolojinin veya önermenin tatmin edici bir şekilde işe yaradığını doğruladığını, bir önermenin anlamının, onu kabul etmenin pratik sonuçlarında bulunacağını ve pratik olmayan fikirlerin reddedileceğini savunan bir felsefe akımıdır. Pragmatizm, dünyayı, içindeki özneden koparılamaz olarak tanımayı ve konumunu esnetmeyi vurgulayan bir akımdır. Buna göre tüm felsefi kavramlar bilimsel deneylerle test edilmelidir, bir iddianın yalnızca pratikte işe yaraması durumunda doğruluğundan bahsedilebilir. Pragmatizm gerçeği “iyi” veya “uygun” olarak tanımlar . Bu görüşe göre gerçek durağan değildir, mekâna göre zaman ve mekanda değişen bir süreçtir. Kısaca doğru faydalıdır, iyiye doğru diyorsak düşünce alanında doğruya pratikte işe yarayan diyebiliriz. Doğru düşünce değerini pratik
Bentham’a Göre Tek Başına Mutlu Olmak Mümkün müdür?
İngiliz filozof Jeremey Bentham, pragmatizm’in kurucularından birisidir. Yaşama, ahlak anlayışına ve varoluşsal süreçlere faydacı bir bakış açısıyla bakar ve insanları faydalarının peşinde koşan rasyonel varlıklar olarak tanımlar.
Etik anlayışını da bu paralelde teorilendirmiştir. Bentham, insanların doğaları gereği diğer canlılar gibi acıdan kaçındığını çünkü acı olan yerlerde mutlu olamayacağını söyler. Bu teze paralel olarak da subjektif bir ahlak anlayışı ortaya koyar. (Evrensel olmayan, özü bireye ve bireyin kendi dünyasındaki olay ve olguara dayalı bir anlayış)
Bentham, acı ve üzüntü halinden kaçan insanın haza yönelerek, mutluluğa erişebileceğini belirtir. Fakat bu noktada, toplu olarak yaşayan insanların, etkileşim içinde bulundukları diğer insanları görmezden gelemeyeceğini, bu nedenle de kendi mutlulukları için çevrelerindeki insanların da mutlu olmaları gerektiği noktasını da göz ardı etmez. Burada subjektif ahlak anlayışı, evrensel ahlak anlayışına devinir. Kendisinin bir toplum bilimci olmasının bu devinime etkisi büyüktür. Bu devinimle Bentham’dan çıkan son görüş ise şu şekildedir. Mutlu olabimek için olabildiğinde fazla insanı kapsayan ve onları mutsuz etmeyecek hareketler yap. Mutsuz bir ortamda, mutlu olmak mümkün değildir.
Tabelada bir ülke ibaresi yazıyor olsa da geriye hükmen mağlup, her günü karalara rehine bilinen, aynıların aynı yerden ses verip diğerlerini ezdiği / buna çabaladığı bir yerdeyiz. O yaşamla iltisaklı olagelen hamlelerin tarumar edildiği bir düzlemdeyiz. Aklın hakir, fikrin hiç addedildiği, sözün engellemelerle, sesin zaten kendinize dahi duyuramadığınız hallere terk edildiği, acayip bir sarmalın rehineleriyiz. Biteviye feryatlar yükselirken halimizin de vaktimizin de günümüzün de geleceğimizin de şimdiden çalına geldiği bir zeminin içinde, sayılanlardan çok o elekten geçemeyen insanlarız. Tümüyle nobran, çokça kepaze, daima bir şekilde öteki addedilen, nefrete yem, düşman tanımlamalarında kendisine sıklıkla yer bulabilen bir ahvalin temsilcisiyiz. İktidarıyla muhalefetin baş aktörlerinin danışıklı hani neredeyse sekanslarının dahi birbirini tuttuğu bir “al sana bomba” tahayyülü içerisinde ne hayatın esamesi okunuyor, ne de var edilmiş cürüm bütünleşik menzilin bir geleceğinin kalmaması mevzu olunuyor. Bir şimdi içerisinde, bitimsiz bir devinim halinin ekseninde açık bir biçimde alışın buyruluyor. Bunlara ve nicesine alışın.
Duraksamaksızın olabildiğince yalın bir biçimde müştereklerimizin talanı söz konusu ediliyor. Hiç kimselere yanaşmadan, kimselerin eline / izanına sığınmadan bir yaşamı var etme ihtimali devre dışına konuluyor. Talan ekonomisinden, siyasetin pragmatist yüklemi içinde debelenip duran ezen / yutan formunda bir ülkenin tabeladaki isminden varlığına her şey her anlamda çürümeye rehin ediliyor. Siyaseten doğruculuğun dahi önünün alındığı, hiçbir biçimde iktidar kampından değilseniz, teslimiyet ve iman bildirmiyorsanız başınıza neler neler gelebileceğinin belirsiz kılındığı bir sahne güncelleniyor. Birbirilerine bağlı bu sözleri yazmaya çabalarken 19 Mart günü sabaha karşı şu haberle güne başlanır. Bianet’ten aktarmaya çalışalım: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik başlatılan soruşturma kapsamında aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da bulunduğu çok sayıda CHP'li gözaltına alındı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 100 şüpheli hakkında çeşitli suçlardan gözaltı kararı verildiğini bildirdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik yapılan operasyona ilişkin açıklama yaptı.
Açıklamada, "Suç örgütü lideri şüpheli Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun, Tuncay Yılmaz, Fatih Keleş, Ertan Yıldız ve bu şahıslarla bağlantılı 95 şüpheli başta olmak üzere toplam 100 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiştir" denildi.
Ayrıca İBB Kültür Daire Başkanı Mahir Polat ve genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün de gözaltına alınanlar arasında.
İmamoğlu, "örgüt inşa etme çabasındalar" demişti
Ekrem İmamoğlu, hakkında yöneltilen "suç örgütü lideri" suçlaması gözaltına alındı. İmamoğlu 15 Mart'ta Ankara'da yaptığı açıklamada, "Örgüt inşa etme çabasındalar" demişti: "Bu hazırlıkların, bu davaların, soruşturmaların hepsi temelsiz, kanıtsız, zorlama iddialar. Tüm uyduruk iddiaları bir araya getirecekler, İmamoğlu'nun etrafında toplanmış çıkar amaçlı bir örgüt icat etme çabasındalar. Hepsi tek tek denetlenmiş göz önündeki ihaleleri bahane ederek yapacaklar, etrafımdaki kişileri de kurdukları kirli hesap düzeniyle onları suçlu ilan etmeye çalışacaklar. Bunları, kendilerine maşa olarak tuttukları gazeteciler, troller bunları yazıyorlar. Bu ülkeyi karıştırmaya hazırlanıyorlar. Önce '23 Mart'ta ön seçim olmadan İmamoğlu'nun işini bitirelim' derdindeler. 'Turbun büyüğü' diyerek heybeden, eskiden yaptıkları gibi, sözümona örgüt çıkarmak. İmamoğlu'nu, hapse atmaktan bile bahsediyorlar. Köşe yazılarında bunlar var. İmamoğlu oyun dışı kalacakmış! Burası muz cumhuriyeti değil, bu topraklarda namertlik sökmez! Siyaseten yenemiyorlar, korkutamıyorlar. Dertleri, vatan değil, kendi koltukları!"
"Her şey çok güzel olacak"
Ongun X'te şu paylaşımı yaptı: "Gözaltına alınıyorum. Bizi susturarak Ekrem İmamoğlu’nu savunmamızı, desteklememizi engelleyeceklerini sanıyorlar. Tüm sosyal medya mecralarında hesapları olan vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu Türk milletine emanettir. Koruyun, kollayın, destekleyin! Milleti yenemezler. Her şey çok güzel olacak."
Ayrıca, İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan da gözaltına alındı.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın sosyal medyada şu bilgiyi verdi: ”An itibariyle Ekrem İmamoğlu’nun konutuna 20 araç dolusu kolluk kuvveti gelmiş durumda.”
Şişli ve Beylikdüzü Belediye Başkanları da gözaltında
İmamoğlu ile birlikte Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın da gözaltına alındığı öğrenildi.
Sabah saatlerinde başlatılan ve 105 kişinin gözaltına alındığı operasyonda, İmamoğlu'nun evinde arama yapıldı. Aynı saatlerde Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın da evinde arama yapıldığı ve Şahan'ın gözaltına alındığı öğrenildi.
Ayrıca Cem Küçük, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı operasyon kapsamında, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın evinde arama yapıldığını ve hakkında gözaltı kararı bulunduğunu söyledi.
Küçük, X hesabından yaptığı paylaşımında şunları yazdı: "Beylikdüzü belediye başkanı Murat Çalık’ın evinde arama yapılıyor. Hakkında gözaltı kararı var.'
"23 Mart'ta sandık kurulacak"
Özgür Çelik Vatan Emniyet Müdürlüğü önünden Halk Tv’ye bağlandı. Şunları söyledi:
“Genel başkanımız İstanbul’a geliyor. Partililerimiz Vatan Emniyet’e geliyor. Bu bir darbe girişimidir. Bu darbe girişimini gerçekleştirenler tarih önünde hesap verecekler. Sayın Valiye de hiçbir polisin bu suça ortak edilmemesi gerektiğini söyledim. Pazar günü sandık kurulacak. Cumhurbaşkanı adayı ön seçimle gerçekleştirilecek. Bu millet iradesine bir darbe girişimdir. Tam olarak tükenmiş bir iktidar var ben kolluk gücü le yargı gücü ile iktidarda kalmak istiyorum diyor. Biraz sonra kamuoyuna bir sürü yalan söyleyecekler. Trol orduları ile tükenmiş iktidarlarını devam ettirmek istiyorlar. 23 Mart’ta sandık kurulmasın İmamoğlu aday olmasın istiyorlar. Engelleyemezler. Milletimiz bu darbe girişimini püskürtecektir."
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olmak için ön seçime hazırlanıyordu.23 Mart'ta CHP "gel seç tarihe geç" kampanyası kapsamında Cumhurbaşkanı adayını seçecek. Dün akşam saatlerinde üniversite diploması iptal edilen İmamoğlu CHP'nin cumhurbaşkanı adayı idi. Bugün Maltepe Meydanı'nda geniş kapsamlı bir miting (19 Mart) düzenlenecekti.”
Hakkaniyet kavramının çoktan çöpe basıldığı bir zeminde, Ekrem İmamoğlu gibi popülist bir kuramla, herkes için alternatif bir yönetim anlayışını var edebilecek bir tahayyülün altına imza atmak iktidar gibi dediğim dedik çaldığım düdük diyen zevat için fazla bir hal, mefhumdur. Ülkenin ya da ondan geriye her ne kaldıysa İstanbul özelinden başlayıp, tastamam bir karanlık sarmala rehin edildiği bir menzilde başka bir ülkeyi hayat etmenin imkansız olduğunu bir kere daha teyit olunur. On altı milyon İstanbul nüfusundan onayını iki seçimde de farklı boyutlarıyla kazarak alabilmiş olan bir temsile vurulabilecek en kolay kulpla, terör iltisaklı olma bahsi yönlendirilmesi zaten müşterek bir bahsin her neresinde durulduğunu da örnekler. Yolsuzluk konusunun bir ara bağlayıcı olarak var edildiği, dahası birisi olmazsa bir başkasına dair iddia / suç bildiriminin zaten sarayın ol malum medyasına çoktan servis olunduğu bir zeminde İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını imkansız kılabilmek ancak böyle söz konusu edilecektir, edilir de! Üniversite diplomasının geçersizliğine hükmedildiği günden bir gün sonra çıkagelen göz dağı zaten bunun yolunun açıldığını gösteriyordu. Şeffaf bir biçimde halkın idaresinin mümkün olmadığı / bırakılmadığı bir zeminde buluyoruz üç beş gizli tanık, yazıyoruz bir senaryo, uyduruyoruz bir kelam veriyoruz hükmü basıyoruz yargının tutuklama fermanını sonuç böyle açık bir biçimde demokratik bir ülkenin imkansızlığı olur. Beş koca gün geçtikten sonra tutukluluk talebiyle hakimliğe sevk edilir İmamoğlu ve beraberindeki 89 insan. Bir menzildeki hakkaniyet kavramının hiçleştirilmesi, eşit, adil ve özgür bir ülkenin sahiden bir suç teşkil edildiğinde sorgulanabilirliğini bir kenara terk edip, vurdulu kırdılı, gözaltı operasyonlarından sonra çıkagelen protesto hakkını dahi provoke eden, terörist bunlar işte kardeşim sonucunun arşınlandığı bir zeminde hangi doğrudan bahis açılabilir, her neyin sahiden yanıtı verilebilir? İsnat edilen suçlamalara ve kara propagandaya doğrudan yedi maddelik bir yanıt verilir, İBB kurumsal hesabından onu da şuradaki linkten okuyabilirsiniz. https://medyascope.tv/2025/03/20/ibbden-imamoglu-hakkindaki-suclamalara-7-maddelik-yanit/
Tabelada ülke, demokrasi, eşitlik, hukuk gibi kavramlara arka çıkılırken bunlar vardır yahu bu topraklarda diye bildirilirken “kent uzlaşısı” olarak çıkagelen ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi – Dem Parti ile ortaklaşa temellendirilen bir çoğulcu demokrasi tahayyülü arada hedef alınır. Akçalı işlerin kıyısında köşesinde esas parlatılıp durulan da bir ülkedeki en büyük ikinci kimliğin, Kürd nüfusunun belirleyici bir rolüne atfederek eşit ve adil bir söz hakkını İstanbul merkezinde sahiden de var edebilmesinin yolunun açılması suç diye bildirilir. İki seçim ve onca zaman sonra, devletin bir yandan PKK / Abdullah Öcalan ve Dem Parti arasında var ettiği bir hamleyle doğrudan silahların susmasını, sahici ve kalıcı bir barışma akdini bina ediyoruz diye çabalandığını bildirirken ortaya çıkan ucube tasavvur her neyi var edecektir, daha derin kırılmalardan gayri? Bir biçimde düz ovada siyasetin, pragmatist olmayan doğrudan halktan çıkagelen taşın altına elini koyma ve sorumluluk sahibi olmanın / İstanbul’a dair sözü paylaşmanın her neresi suç teşkil edebilir? Bu kadar demokrasicilik oynanırken, seçim zamanları hatırlanan ol Kürd realitesinin hakkını kim ne ara verecektir.
Bütünüyle bir devrandır sürüp gidiyor. Müştereklerimiz Gezi başkaldırısına yol veren ol tek adam erkinin sunduğu / bildirdiği bir sınırlandırma içerisinde hayatı da siyasetin tam da ortasında var edilenlerle ayrıştırmaya devam olunuyor. Bir sorgu imkansız kılınsın diye üç gün sosyal medya kısıtlanırken, sokaklarda birbirilerini bulan insanlar bir kere daha ayrışabilsinler diye teröristlerle aranıza mesafe koyun mesajları çıka geliyor. Hatta dün gece (22/23 Mart) Ankara’da nihayetinde Kürd oylarının belirleyiciliği ile seçilmiş olagelen bir başka temsilin, sözüm ona aşağılama çabasındaki gibi açık / bariz ırkçılıkla, nefrete su verilir. Bu hallerle bunca yaşanmış badireye / kötü sınamaya karşın Cumhuriyet Halk Partisinin nihayet bir kitle partisi olabilmesinin de önü bir kere daha giz / sır kılınmadan var edilmek istenir. Ak Partinin durumu, İyi Parti denilenin mefhumu ve kapsayıcılığı, Zafer nam kımıl zararlısı olabilecek kalibredeki açık faşistlerin halleri ortadayken sıradan insanların umutlarını bir kere daha çarçur etmek bunca kolay mıdır? Tümüyle nobran, bir örnek kılınmış sağa bulanmış, milliyetçiliğini ırkçılıkla bütünlemiş, şiddet ve şiddetten ötesi işkenceyle / zorla / dayatmalarla bir memleket dönüştürülürken o yerde hayata dair bahis açılabilir mi? Bu satırlar yazıldığı vakit, Saraçhane’de insanlar bir başlarına konulurken, atılan gazlar, fişeklerle, tazyikli suyla imtihan olunurken iktidarcılık oyunu / iktidarın tek seferde var ettiği pejmürde ayrımcılık tuzaklarından ne ara vazgeçilecektir. Sıradan insanların haklarının teslimiyeti her ne zaman söz konusu olacaktır. Bu nasıl bir demokrasidir, partilerden bağımsız, siyasetten öte hakiki bir biçimde nasıl bir yaşam tahayyülüdür. Eksik gedikleri çok olsa da bir biçimde birbirlerini sahiden duyabilen bir ülkenin temellerinin atılmasının önüne daha kaç set çekilecektir. Kaç sınama sonrasında bir ülkenin yaşamla, siyasetle, hakla, hukukla yolu nihayetinde ol karanlığın gölgesinin değmeyeceği, sıradanın kılınacağı bir düzlem var edilecekti sahi ama sahiden? Yolunuz nereyedir... Sözünüz nereyedir... Hakkınız nereyedir...
Misak TUNÇBOYACI - İstan’2025
Görsel: Bozdoğan Kemerinden... - Ümit BEKTAŞ – Reuters via Jerusalem Post
Meramda Paylaşılan Haber
Ekrem İmamoğlu ve Çok Sayıda CHP'li Gözaltına Alındı - Bianet
https://bianet.org/haber/ekrem-imamoglu-ve-cok-sayida-chp-li-gozaltina-alindi-305553
"Anadolu İrfanı" Pragmatik Yerleşim Dinamiklerinin Sonucu Mu?
Anadolu coğrafyasındaki yerleşim dinamiklerini inceleyen akademik çalışmalar, bölgenin tarih boyunca pragmatik yaklaşımlarla şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu yazıda, Anadolu'daki yerleşim tercihlerinin arkasındaki pragmatik motivasyonları ve bunların sosyo-kültürel yapıya etkilerini inceleyeceğiz.
Anadolu, tarihin en eski dönemlerinden günümüze kadar sayısız medeniyetin kültürel mirasını barındıran, doğu ile batı arasındaki göç rotalarının kesişim noktasında yer alan ve benzersiz stratejik öneme sahip bir coğrafi bölgedir. Bu topraklar, Asya ve Avrupa kıtaları arasında doğal bir köprü görevi görerek, farklı toplulukların buluşma noktası haline gelmiştir. Kapsamlı arkeolojik kazılar ve detaylı tarihsel araştırmalar neticesinde elde edilen veriler, bu bölgedeki yerleşim tercihlerinin ve yerleşik düzene geçiş süreçlerinin çoğunlukla pragmatik faktörler tarafından şekillendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır (Erdoğan, 2022).
Bu çalışma, kapsamlı bir metodolojik yaklaşım benimseyerek, arkeolojik bulgular, tarihsel kayıtlar, etnografik çalışmalar ve güncel antropolojik araştırmaları sistematik bir şekilde bir araya getirmektedir. Araştırma, Anadolu'daki yerleşim dinamiklerini çok yönlü bir perspektiften inceleyerek, bölgenin demografik, sosyokültürel ve ekonomik dönüşümlerini analiz etmektedir. Özellikle MÖ 7000'den günümüze kadar olan süreç, dönemsel katmanlar halinde detaylı olarak ele alınmış olup, her bir tarihsel dönemin kendine özgü yerleşim karakteristikleri, toplumsal yapıları ve ekonomik modelleri değerlendirilmiştir.
Kapsamlı araştırmalar ve detaylı analizler sonucunda, Anadolu'daki yerleşim tercihlerinin üç temel faktör etrafında şekillendiği açıkça görülmektedir. Bu faktörler, bölgenin tarihi boyunca yerleşim dinamiklerini belirleyen temel unsurlardır:
1. Coğrafi Uygunluk: Çelik ve arkadaşlarının (2023) gerçekleştirdiği detaylı arkeolojik çalışma, antik yerleşimlerin büyük çoğunluğunun (%85) sürdürülebilir yaşam için kritik öneme sahip su kaynaklarına yakın konumda ve tarımsal faaliyetlere elverişli verimli topraklar üzerinde kurulduğunu ortaya koymaktadır. Bu tercih, toplulukların temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama önceliğini yansıtmaktadır.
2. Ekonomik Potansiyel: Yılmaz'ın (2024) geniş kapsamlı araştırması, özellikle dönemin önemli ticaret yolları üzerinde veya yakınında konumlanan yerleşimlerin dikkat çekici bir şekilde daha hızlı gelişim gösterdiğini ve tarihsel süreçte daha uzun ömürlü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yerleşimler, ticari faaliyetlerin sağladığı ekonomik avantajlardan faydalanarak sürdürülebilir bir gelişim göstermiştir.
3. Güvenlik: Aksoy'un (2023) kapsamlı arkeolojik araştırmaları ve saha çalışmaları neticesinde elde edilen veriler, incelenen yerleşimlerin önemli bir bölümünün (%70) savunma stratejileri gözetilerek, doğal korunaklı bölgelerde ve stratejik yükseltilerde kurulduğunu belirtmektedir. Bu durum, güvenlik faktörünün yerleşim yeri seçiminde ne denli önemli bir rol oynadığını açıkça göstermektedir.
Tarihsel veriler incelendiğinde, Anadolu toplumlarının tamamen tarım odaklı olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Arkeolojik bulgular, bölgede tarımın yanı sıra hayvancılık, zanaat, ticaret ve madencilik gibi çeşitli ekonomik faaliyetlerin de yaygın olduğunu göstermektedir.
Ancak tarım, özellikle verimli nehir vadileri ve ovalarda, temel geçim kaynağı olarak öne çıkmıştır. Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar döneminde tarımsal üretim, ekonominin önemli bir parçası olmuştur. Bununla birlikte, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde farklı ekonomik modeller eş zamanlı olarak var olmuştur:
Kıyı Bölgeleri: Deniz ticareti ve balıkçılık ağırlıklı ekonomik yapı
Yüksek Platolar: Hayvancılık ve yarı-göçebe yaşam tarzı
Kentsel Merkezler: Zanaat ve ticaret odaklı ekonomik aktiviteler
Maden Bölgeleri: Madencilik ve metal işlemeciliği
Bu çeşitlilik, Anadolu'nun ekonomik yapısının tek bir modele indirgenemeyecek kadar karmaşık ve çok yönlü olduğunu göstermektedir. Tarım önemli bir ekonomik faaliyet olmakla birlikte, bölgenin ekonomik tarihinin sadece bir boyutunu oluşturmaktadır.
Tarım toplumları üzerine yapılan araştırmalar tarım toplumlarında korumacı eğilimlerin arttığını, ve bu korumacı eğilimlerin yerleşik düzene geçişte toplumsal davranış ve tutumlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Tarımsal faaliyetlerin doğası gereği uzun vadeli yatırım ve sabır gerektirmesi, bu toplumlarda daha muhafazakar ve risk almaktan kaçınan bir zihniyetin gelişmesine yol açmıştır.
Tarım toplumlarında gözlemlenen bu korumacı eğilimler şu temel faktörlerle açıklanabilir:
Toprak Bağlılığı: Tarımsal üretimin toprağa bağımlı olması, insanları yaşadıkları bölgeyi koruma ve savunma konusunda daha hassas hale getirmiştir.
Uzun Vadeli Planlama: Ekim-dikim döngülerinin uzun vadeli planlamayı gerektirmesi, toplumları daha tedbirli ve muhafazakar davranmaya yöneltmiştir.
Doğal Risklere Karşı Hassasiyet: İklim koşulları, doğal afetler gibi risk faktörlerine karşı savunmasızlık, toplumları daha temkinli stratejiler geliştirmeye itmiştir.
Bu korumacı eğilimler, tarım toplumlarının sosyal normlarını, kültürel değerlerini ve kurumsal yapılarını şekillendirmede önemli rol oynamıştır. Ancak bu durum, söz konusu toplumların tamamen yeniliklere kapalı olduğu anlamına gelmemektedir; daha ziyade, değişimin daha kontrollü ve kademeli bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir.
Bu kapsamlı araştırma, Anadolu coğrafyasındaki yerleşim kültürünün temelinde yatan pragmatik yaklaşımları, detaylı arkeolojik bulgular ve sistematik analizlerle desteklemektedir. Çalışmanın ortaya koyduğu veriler, toplulukların yerleşim tercihlerinin sadece tarımsal faaliyetlere değil, aynı zamanda hayvancılık, zanaat, ticaret ve madencilik gibi çeşitli ekonomik faaliyetlere dayalı bilinçli ve prgmatik kararlar neticesinde şekillendiğini göstermektedir. Bölgedeki ekonomik çeşitlilik ve farklı yaşam biçimlerinin varlığı, yerleşim tercihlerinin son derece rasyonel ve faydalanmacı temellere dayandığını kanıtlamaktadır. Bu bağlamda, sıkça bahsi geçen "Anadolu İrfanı" kavramının, tarihsel gerçekliklerden ziyade, sonradan oluşturulmuş romantik bir kültürel yorumlama olduğu, çok yönlü ekonomik yapı ve yerleşim tercihlerine dair bilimsel bulgularla açıkça ortaya konmaktadır.
Refranslar
Aksoy, M. (2023). Anadolu'da Antik Yerleşimlerin Savunma Sistemleri. Arkeoloji Dergisi, 45(2), 78-92.
Çelik, B., Arslan, A., ve Kaya, D. (2023). Anadolu'da Neolitik Dönem Yerleşim Tercihlerinin Analizi. Sosyal Bilimler Araştırmaları, 12(3), 145-163.
Erdoğan, S. (2022). Anadolu'da Göç ve Yerleşim Dinamikleri: MÖ 7000-MS 1000. Tarih Araştırmaları Dergisi, 34(1), 23-41.
Yılmaz, K. (2024). Antik Ticaret Yolları ve Yerleşim İlişkisi: Anadolu Örneği. Ekonomi Tarihi Dergisi, 15(1), 112-128.
Her şey olur. Her şey olabildiğince yalın bir biçimde bir düzlemde, belirli / bildik / aşina bir zaman aralığında bir yerlerde hasıl olur. Biteviye aralıksız insan denilenin kaderi ya da kederi bir biçimleme hal içinde gerçekliğe kavuşturulur. Modern zamanların biteviye akış içerisine dahil edilen cerahat hayatı tökezletir. Umudun kırımı güncellenirken bu aralıkta bir şeyler hasıl olur. Sıradan insanların hayattaki var olma mücadelesi bunun bir suretidir. Belirli bir aralıkta hiç kesintisiz olarak çıkagelen tahakküm, terör ve tehditle birlikte var edilen şablonun ortasında dahi bir tahayyül var edilir. Denetim, gözetim ve tahakküm tüm bu hayatı dönüştürürken, erk, muktedir iktidar elinden çıkagelen madun siyasete ait / dair tüm pratikler dönüşümü değil mutlak teslimiyetçiliği vazeder. Bir tahakküm veçhesinin o istikameti üzerinden bir o yana bir bu yana savrulup durur memleket ya da ondan artan her neyse. Yenilenmiş ülke nidası duraksamadan zikredilirken çürümenin kenarında bir yarın güncelliği gerçekliğine kavuşturuluyor behemehal. Hayatın ehven olandan alenen alıkonulduğu bir zeminde her şey olur, her şey bu iktidar / devletli pratiği eliyle tahayyül edilenin ötesinde cürmün kılınır.
Her şey olur lakin devletli aklının suna geldiği, daralttığı hallerin ötesinde pek de bir şey için harekete geçmeyin buyrulur. Hakmış, hukukmuş, bunlardan mevzubahis olunmasın diye göreceli bir perdeleme hali sürekli var edilir. Her şey olur lakin, söze yer konulmaz, hiç bırakılmaz. Adalet tahayyülünün, bedene yönelik siyasi maniple etme hallerinin tam da refakatinde irade beyanı da boşa düşürülür. Demokrasicilik oynanıp dururken çağdaş olduğunu zikreden bir sistemin aslında dünün köhneleşmiş hallerinde halen dört dolanan bir tahayyülün olduğu es geçilsin istenir. Düşünmeden, sormadan, halin perişanlığına hiç değinmeden günlerin geçirildiği bir zeminde her şey olur, lakin daima sıradana karşıtlıkla bina olunur. Bir şeyler punt bulunduğunda zuladan çıkartılıp budur layığınız denilerek var edilir, arkası zaten çorap söküğü gibi gelir. Biteviye kılınan tekrarlarla, tekrardan varlığı tescillenen istemeyiz bahsinin etrafında, duraksamadan bir biçimlendirme söz konusu edile gelir ki ne adalet kalır geriye, ne hürriyet, ne eşitlik ne de başkaca bir şey. Her şeyi kelimesi kelimesine kılıfına uyduran bir cerahat sarmalı güncellenir, geriye kapkaranlık bir ülke kalır.
Evrensel Gazetesinden aktaralım: “Türkiye Barolar Birliği (TBB), TBMM Genel Kurulu'nun olağanüstü toplantısında alınan Can Atalay kararına ilişkin açıklama yaptı.
Açıklamada “Hiç var olmadığı tespit edilen bir işleme dayanılarak, bir milletvekilinin cezaevinde tutulması, Meclis çalışmalarına katılmasının engellenmesi, kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkı ihlalinin yanında yasama organına yönelik ağır bir saldırıdır. Karşı karşıya olduğumuz durum, Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin ötesinde, anayasal düzenimiz bakımından bir varlık yokluk meselesi hâline gelmiştir” denildi.
Açıklamanın tamamı şöyle: "Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’n milletvekilliğinin düşürülmesi hakkında Anayasa Mahkemesinin (AYM) yaptığı yokluk tespitini görüşmek üzere 16 Ağustos 2024 günü toplantıya çağrılmıştı. Ne var ki, Meclis çoğunluğu, genel görüşme açılmasını engelleyerek, TBMM Genel Kurulunca bugüne kadar süregelen yanlışın tespitini yapmak, yanlışın ortadan kaldırılması yolunda ilgili makamlarca adım atılması gerekliliğini ortaya koymak ve her şeyden öte gücünü Anayasa’dan alan bir hukuk devleti olduğumuzun altını çizme iradesinin ortaya konulmasını da engellemiştir. Görüşmeler esnasında TBMM Genel Kurulunda yaşanan ve bazı milletvekillerinin yaralanmasına, Genel Kurul kürsüsünde kan dökülmesine sebep olan hadiselerin hiçbir şekilde izah ve kabul imkânı bulunmamaktadır. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ifadesinin altında milletin temsilcilerine yapılan saldırı, milletin egemenliğine yönelmiştir.
“Can Atalay Derhal Serbest Bırakılmalı”
AYM’nin 22/2/2024 tarih, E. 2024/43 ve K. 2024/65 sayılı kararındaki yokluk tespiti, Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmediğini ifade etmektedir. TBMM’nin veya herhangi başka bir organın bu kararın doğruluğu veya yanlışlığı üzerine bir oylama yapma yetkisi bulunmadığı gibi, kararın sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde hareket etmesi de mümkün değildir. AYM’ye göre, Ş. Can Atalay’ın hakkındaki yargı kararının TBMM Genel Kurulunda okunması suretiyle milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi, 'fiilî (de facto) bir durum' yani 'hukuken var olmayan' bir işlemdir. Hiç var olmadığı tespit edilen bir işleme dayanılarak, bir milletvekilinin cezaevinde tutulması, Meclis çalışmalarına katılmasının engellenmesi, kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkı ihlalinin yanında yasama organına yönelik ağır bir saldırıdır. Karşı karşıya olduğumuz durum, Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin ötesinde, anayasal düzenimiz bakımından bir varlık yokluk meselesi hâline gelmiştir. Herkesi bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeye, Hatay Milletvekili Ş. Can Atalay’ın derhal serbest bırakılarak, Meclis çalışmalarına katılmasını sağlamaya davet ediyoruz."
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den Ortak Açıklama
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ortak açıklama yayımladı.
“Milletvekillerinin saldırıya maruz kalmalarını kınıyoruz” denilen açıklamada “Anayasa hükümlerinin alenen yok sayılması yetmezmiş gibi, yasama organında kürsü dokunulmazlığının da şiddet yoluyla çiğnenmesi, ‘demokratik hukuk devleti’ tanımından her geçen gün uzaklaşıldığının açık göstergesidir” vurgusu yapıldı.
Açıklamada “Bizler, emek ve meslek örgütleri olarak, şiddetsiz bir yaşamı ve yasalarla yönetilen demokratik bir ülkeyi kurana kadar mücadele edeceğimizi kararlılıkla vurguluyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Dokunulmazlık Fiilen Zırh Olmaktan Çıktı Mı??
29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan da bir açıklama yayımladı.
Sarıhan “Dün Meclis Kürsüsünde düşüncelerini açıklayan Ahmet Şık'ın yumruklanması ve buna tepki gösteren Gülüstan Kılıç Koçyiğit'in darp edilmesi ise salt ifade özgürlüğü değil, yaşam hakkımızın dahi ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu gösteriyor” dedi.
“Yasalar onları dokunulmazlık zırhı ile koruyor” diyen Sarıhan “Ancak, seçilmiş bir Milletvekili olan Can Atalay'ın hukukunun korunması amacıyla yapılan konuşmalara uygulanan şiddetin tarihte bırakacağı ‘İZ’, Genel Kurul merdivenlerine akan kanın silinmesi kadar kolay yok edilemeyecektir” diyerek tepki gösterdi.”
Her şey olur. Böyle bir menzilde, hukukun üstünlüğünden bahis açılırken tastamam ol hukuku var eden, tescilleyen bir kurum / ana omurganın bir parçasından çıkagelen belli bir karar yok sayılır. Hiyerarşiyi geçtik, doğrudan bambaşka bir düzlemin meselesi olan bir ithamlar silsilesi içerisinde Antakya halkının iradesi olarak seçilmiş Şerafettin Can Atalay terörist yaftasıyla baş başa bırakılır. Meclis oturumunda cereyan eden ve neci olduğu halen meçhul olmasına, kendi istifa eden danışmanının tabiriyle iki satır cümleyi bir araya getiremeyen Özalan Efendi gibi meczubun vekil saldırısıyla örtbas edilmek istenen bir kere daha haklılıktır. Meclis oturumuna katılmayıp paşa babalarının bostanı gibi ülkede her şeye söz hakkının olduğunu zikreden Bahçesiz efendinin o iş bitmiştir yollu göndermesi de her şeyin nasıl iktidar sayesinde var edildiğini örnekler. Tümüyle ve kati bir biçimde ikiletmeksizin emir diye bildirilen dayatmaların hayatı örselediği bir kere daha bir insanın canını tehdit ettiği ortadayken, memleketin suçu var eden, sahiplenen bir temsili kalkıp bir kere daha hüküm bildirir. Her şey olur!
Bahçesiz efendinin tabi ki de burada duramadığı, bugün yazılı açıklamasında var ettiği ol kör karanlık nefretten görünür. Kısaca iliştirelim: “Dağda kovalanıp başı ezilen, sınır ötesinde kaçacak ve sığınacak in bulmakta zorluk çeken hainlerin siyasi destekçileri artık iyice azgınlaşmışlardır.
“Bu devlet yıkılmalıdır” diyen bir soysuz, DEM kontenjanlı TİP milletvekilidir.
Sövüp saydığı Türkiye Cumhuriyeti devletinin hazinesinden emekli maaşı dışında her ay 170 bin lira milletvekili maaşı almaktadır. Bu yürek yaralayan gerçek milli vicdanları kanatmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD ziyareti sırasında kaç uçakla gittiğini sayıp Külliye’nin güvenlik harcamalarının çetelesini tutan, bunu da emeklilerimizi provoke etmek için kullanan organize ihanet ve terör şebekesinin devlet hazinesine deyim yerindeyse hortum bağlaması utanç duyulacak bir tenakuzdur.
Asıl konuşulması ve sorgulanması gereken bu melun utanmazlıktır.
PKK’nın milis unsuru olan DEM’in TBMM’de 57 milletvekili bulunmaktadır.
Bu milletvekillerin devlet hazinesine yıllık maliyeti 116 milyon 280 bin liradır.
Gelişmeler karşısında ilk önerim, 57 DEM milletvekilinin maaşının ve bu terör yuvasına ödenecek Hazine yardımının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasıdır.
İkinci önerim, teröre yardım ve yataklık yapan, somut delillerle suçu sabit görülen sözde milletvekillerinin görüşülmeyi bekleyen dokunulmazlık dosyalarının karara bağlanarak bu haşaratların acilen mahkemeye çıkarılmasıdır.”
Her şey olur ve lakin fecaatin hep dibinden çıkagelen şeylerle var olur. Tükenmişliği iş bu ülke denilen çukurun vardığı katran karanlığının müsebbibi olan isimlerden birisi olagelen Bahçesiz efendi, yine bildiği en bağnaz halleriyle bir hamlenin altına imzasını atar. On küsur milyon insanın iradesini, koca bir coğrafyanın temsiliyet hakkını elinden alma çabasında, ama öyle ama böyle alışılageldik terörist bunlar yaftasına tutunmanın her nasıl kolayca var edildiğini de bildirir Bahçesiz. Her şey bir kere daha tıkır tıkır işler de gel gelelim hakkın, hukukun, adaletin tahayyülüne en ufak bir aralık bırakılmaz. Bir evin, yaşamla donatılmış bir sahnenin tükenmesine bunca hevesle koşulan bir zemin güncellenir hep birlikte. İsmen, cismen, hakikaten demokrasi ediminin zayi olunduğu her türden çürümenin hakiki bir istikamet bellendiği, pay edildiği bir sahnede her şey olur ve lakin hemen her şey kötülüğün insafına terk olunur. İtirazlar var edilemezse geleceğin de simsiyah olacağının garantisiyle... öylesine değil... hep böyle.
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2024
Görsel: Corps Araignées, 2019 — 2020 – Camille SABATIER – Slash / Paris
Meramda Paylaşılan Haberler
Demokratik Kitle Örgütleri: Saldırı, Milletin Egemenliğine Yönelmiştir, Can Atalay Serbest Bırakılsın - Evrensel
https://www.evrensel.net/haber/525847/demokratik-kitle-orgutleri-saldiri-milletin-egemenligine-yonelmistir-can-atalay-serbest-birakilsin
Devlet Bahçeli, Ahmet Şık ve DEM Parti'yi Hedef Gösterdi - BirGün
https://www.birgun.net/haber/devlet-bahceli-ahmet-sik-ve-dem-parti-yi-hedef-gosterdi-4-onerim-var-553801
Şiddet, kırım ve bolca paradoks içerisinde yüzüyor memleketin yenisi. Yenilendiği anılıp, zikredilip, işaretlenen bir yerde geçmişin nasıl da geçip gitmediğini muştulayan haller ve hamlelerin yekununda cürümlerle birlikte bir hayat imgesi çürümeye terk ediliyor. Seçim, oy, demokrasi, eşitlik, adalet gibi kavramların önü alınabilsin diye kırk kere tekrarlanmış bir senaryonun zikredildiği bir kırım çabası tezgahta işleniyor. 2015 yılında var edilmiş ol mağlubiyetin ardından bir türlü kurulamayan iktidar yüzünden tarihinin en karanlık haller ve günlerini geçirerek ikinci bir seçimi var eden ülkenin ulaştığı katran karasının tekrarına çabalar gizli değil ulu orta var ediliyor. Şiddeti övmek serbest kılınıyor. Kırım için nerede bir fırsat varsa bu değerlendiriliyor. Kendilerinin de savuna geldiği barış idesinin tapusu, yönelimi sadece kendilerindeymiş gibi, memleketten gidersek, el çektirilirsek sonunuz hiç de iyi olmazlara bağlanıyor hayat kademe, kademe her gün her yerde bir kere daha.
Nefret dilini kullanırken elini korkak alıştırmayan baş amirin vurgularından, kendisini hal ve gidişat içerisinde halen içişleri bakanı zanneden bir temsilin suna geldiği alttan alta destek çıktığı hizalama / kin kusma / linç ettirme pratiklerine bir devinime devam olunur. Seçim kaç turdur, birinci turda iş biter mi, ikincisine kalır mı yollu göndermelerin ortasını ol “on dört gün” yakalanabilecek fırsat dahilinde memleketi bir kere daha cehennemin bizzat sureti temsiline dönüştürme gailesi gibi nice tevatür aralıktan sızdırılır. Baş amirin ta kendisinden başlayarak bir çirkefleşme, çeteleşmenin ta kendisinin her nasıl bina edilmiş olageldiğini muştulayan ifşalar da cabasıdır. Beşli çete nam yapı / kolektifin tümü 418 milyar dolarlık yağmasının geri isteneceğinin duyurulması sonrasında çıkagelen bütün o katmerli yalanlar, engellemelere rağmen başta Kemal Kılıçdaroğlu ve destekçisi siyasi partilerin pratikleriyle kötülüğe karşı mücadelenin elzem hali yeniden tanımlandırılır. Durum sanılan gibi, sanıldığından da kalıcı bir yıkıma rehinelik yahut da sahiden hayata varabilmenin eşiğidir.
Evrensel Gazetesi’nden aktaralım: “Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından "Bay Kemal çıktığı yoldan asla dönmez. Milletimiz için, milletimizle birlikte. Allah yardımcımız olsun" notuyla bir video paylaştı. Videoda, Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısında tehditlere karşı yaptığı açıklaması yer aldı.
Kılıçdaroğlu'nun Twitter hesabından yayımladığı yayımladığı videoda 17 Ocak 2023'te partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma yer aldı. Kılıçdaroğlu açıklamasında şunları söylemişti:
“Silahlı insanların olduğu reklamla güya beni tehdit ediyorlar. O resimdeki mesaj net: sizin için geleceğiz diyorlar. Bu paramiliter artıklar daha büyük bir resmin sadece bir parçası. Her şeyin temelinde aslında tek bir şey var para, çok para... Doymayacakları kadar para. Halkımızdan çalınan bu para ve bu parayı çalan beşli çeteler var. Bunların kod ismi beşli. Aslında bunlar binlerce. Bu iktidar döneminde çalınan, çetelerin çaldığı mafya artıklarının çaldığı, uyuşturucu baronlarının çalıdığı 418 milyar dolar. Sonra çıktım çok açık bir biçimde söyledim. Defterinize yazdım sizden, 418 milyar doları iktidarımızda tahsil edeceğiz ve alacağız. Önce benimle konuşmak istediler. Anlaşmak istediler. Kapıyı yüzlerine kapattım! Her türlü operasyona başvurdular. Ve artık son aşamaya geldik; silah ve suikast tehditleri. Son uyarılarını yapıyorlar akıllarınca. Be gafiller, be şerefsizler, be akılsızlar, be müptezeller, be çakallar! Siz mi beni korkutacaksınız? Sizin önünüze diz çöküp yaşamaktansa, ayakta ölmeyi tercih ederim! Hodri meydan, gelin görüşelim. Ha Allah nasip eder de yaşarsak, hayatınız boyunca görüp göreceğiniz en büyük kabus olmaya devam edeceğim. Eğer bana bir şey olursa halkıma emanetimden o 418 milyar doları siz tahsil edeceksiniz. Her kuruşunu 85 milyona tahsil edeceksiniz. Benim size vasiyetimdir.”
O sırada baş amirin var ettiğidir, onu da aktaralım: “İstanbul Sultangazi düzenlediği seçim mitingde sahte Kemal Kılıçdaroğlu videosunu izletmek istediği sırada aksaklık yaşayan Recep Tayyip Erdoğan, danışmanı Orhan Karakurt'a fırça attı. Erdoğan, "Ya Orhan bunlar manyak mıdır nedir! Beni küfrettirmeyin! Geri alacak icabında" diye fırça attı.
Erdoğan, daha önceki seçim mitinglerinde de gösterdiği, manipülatif şekilde montajlanmış sahte "Haydi" videosunu Sultangazi'de de izletti. Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Haydi, birlikte sandığa" çağrısı yaptığı reklam filmine PKK mensuplarının montajlanmasıyla oluşturulan söz konusu sahte videonun ekrana yansıtılacağı sırada aksaklık yaşanması ise gerilime neden oldu.
"Seni başkan yaptırmayacağız" sözleri sonrası tutuklanan, tahliye kararlarına ve AİHM hükmüne rağmen yaklaşık 7 yıldır cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş'ı hedef alıp Kılıçdaroğlu'na yüklenen Erdoğan, "Şimdi ne diyor bak bakalım. Şimdi Selo'yu kurtaracak" dedikten sonra bir süre durakladı.
Bu sırada sahnenin kenarında bulunan danışmanı Orhan Karakurt'un, Erdoğan'ın önündeki monitörleri ve kulaklarını işaret ederek teknik ekip ile sert şekilde konuştuğu görüntülere yansıdı. Erdoğan da Karakurt'a dönerek asgresif şekilde "Ya Orhan bunlar manyak mıdır nedir!" dedi. Karakurt ise "Yeni ekip. Yani mahvolduk ya vallahi" yanıtını verdi. Erdoğan ise "Beni küfrettirmeyin! Küfrettirmeyin! Geri alacak icabında" diyerek Karakurt'u fırçaladı.
Ardından konuşmasına devam eden Erdoğan, sahte videoyu izleterek şu sözleri sarf etti:
"Bunun bir Selo'su var. Bay bay Kemal'in Selo'su. 'Selo'yu kurtarmak istiyorsanız oyu bana vereceksiniz' diyor. İşten bunlar şimdi hep teröristler. Bu teröristler ile beraber yürüyor bay bay Kemal. Bu Selo ne yaptı, Diyarbakır'da… Buyurun, bak şu görüntüye tekrar geri dönelim. Kimlerle haydi diyor. Kandil'in teröristleriyle haydi diyor…"
Her tarafından sapır sapır dökülmeye devam diyen düzenin aslında her nasıl yürütüldüğü de gözler önündedir. Bir tarafın yok edilmiş umutlara, elden çalınmış milyarlara dair sözü ve hesap sorma istemi, diğer yanın duraksamadan ezber ettiği, ezber bildiği, kötülüğünde yön / yol açmaya çabaladığı zeminin katran karanlığı çıkagelir. Salt baş efendinin kendisi değil, beraberindeki tüm avenesi ile birlikte kurumsallaştırılmış nefretin / ayrıştırılamayan o şiddet isteminin ve bir tabi ki Kemal Kılıçdaroğlu ekseninde, Aleviliğinden, ötekilere ol öteki sanılanlara dair tüm kelamları çoraklaştırmak, ıssızlaştırmak ve unutturma gailesinin evreleri arşınlanır. Bitimsiz bir hal ve daimi bir tevatürle birlikte rakip olarak kolay lokma sayılana dahi bunlar ve nicesi reva görülür ki, upuzun bir hikayedir Türkiye’de siyasetin her neyi var ettiğini gösterecek bir utanmazlık sarmalıdır mesele.
Şiddet, nefret ve aralıksız korkuların salındığı bir cerahat menziline dönüştürülmüş olagelen yerin hikayesine tamam mı, devam mı kararı nihayetinde verilecektir Türkiyeli halklar eliyle. Dolambaçlı, uzun uzun bir tahakküm karşısında sıradan insanların elinde kalakalan tek hak olarak zikredilen oy / rey ile birlikte bir katran karanlığına devam mı, yoksa her şekilde yeniden yola çıkılacak, dahası unutturulan demokrasiyi inşa ederek bir restorasyona girişebilecek midir memleket bunun arafındadır yer, zemin, şu ülke. Arasız, fasılasız bir biçimde en sonunda saçmalama boyutunu aşan bir iğneleme halini sahiplenen o da kesmeyip küfür ettiğini bile algılamadan dan dun sallayan bahçesiz efendinin hiddeti zaten olan biteni de özetlemektedir. Baş amirin kurgusunun, montajlarının, yalanlarla bir ve beraber çakma goebbels eliyle suna geldiği itham / yafta ve kırım hallerinin yamacında oluşturulan çeper zaten memleketi çoktan iki kutba ayrıştırmıştır. Gören gözler için ne kadar hazin bir tablonun var edildiği, düşman, hain, mihrak, terörist, affedersiniz, biliyorsunuz, sürtük, çürük, ahlaksız, kitapsız, dinsiz, imansız uzaya giden bir sürünceme taşımayan kin gütme halinde bizatihi birinci elden yürütülen bir simya ile sunulandır. Yol nereye?
Genel geçer değil, ibadethaneleri birer siyasal islami / dinci kurgular için zemin, sahne kılan, bunu yeterli görmeyip, hutbelerden, fetvalara sürekli olarak baş amire güzellemeler, bolca da sabırlar var edilen, dikte edilen bir zeminde, demokrasinin, eşitliğin ve hürriyetin vardığı eşik düşündürücü değil midir, hala değil midir? Madun siyaset, pragmatist halleri, düşman yaratacağım diye çıkagelen nice uydurma halle sürekli kaşınırken memleketin tüm hatları, bağlar kesintisiz kopartılmaya devam olunurken komşularla, yol nereye sahi ama sahiden de? Asırlık bir ülke tahayyülünün toplamında, yeniden kötülüğü vaz ederek, en başa kutsiyet atfedilmiş oysa insanların var ettiği bir devlet kurgusunu, düşmanlaştırma ve ötekileştirme için stepne kılan bir akılla yol nereyedir, hangi karanlıklara?
Hepinizin malumu olduğu üzere, bütün tanımlardan öte halen düşman, kötü, küfre özne bilinen kırk beş küsur bin Ermeni’den birisi olarak şu aşağıdaki Nor Zartonk inisiyatifinin sunduğu şeyi de göz önünde bulundurursak yol nicedir, sahiden? “21 yıldır sürmekte olan ve her geçen gün daha da otoriterleşen AKP iktidarı, toplumun tüm kesimlerinde olduğu gibi Ermenilerde de onarılmaz yaralar açmıştır. Vakıf ve patriklik seçimlerine yapılan doğrudan ve dolaylı müdahaleler ile Ermeni halkının sadece maddi kaynakları değil çok daha kıymetli ve sınırlı olan insan kaynağı da aşındırılmıştır. Liyakatsizlik ve vasatın tahakkümü genelde Türkiye halkları özelde ise Ermeniler nezdinde benzer sonuçlara yol açmıştır. Nitekim bu yozlaşmanın açık örneklerinden biri olarak, geçtiğimiz günlerde AKP milletvekili adayının, “kayyum patrik” himayesinde Ermeni Kilisesinde din adamları ile birlikte seçim çalışması yürütmesine şahit olduk. Bugün Ermeni Kilisesini siyasallaştırarak ikballeri uğruna firavunların yanında saf tutanlar yarın “iğnenin deliğinden geçebilirler” mi bilinmez ama Ermeni halkın hafızasından silinmeyecekleri kesindir.” Düşünür müydünüz, misal?
Şiddet, kırım ve bolca paradoks içerisinde yüzüyor memleketin yenisi, yenilenmiş denilen bu sahnesi. Kötülüğün, arşıalaya çıkmış olagelen cerahat kültünün, ötekisini yok sayma hal ve istemlerinin kıyısında bir ülke dönüşümü süreğen kılınıyor. Durmak yok yola devam tahayyülünün, sloganlaştırılmış olan içeriğinin var ettiği tek şey, geçmişten el aldığı tekil / tektip, tek düşün imalatının sabit olunmasıdır. Bugün varılan eşikte yirmi bir yıl içerisinde zaten toplumun hemen her kesimi kendi payına düşürüleni aldı, bir kalıbın içerisine mahkum edildi. Tırpanlanan, engellenen, hakir görülen ve dahası çalınan her şey bir müşterek ülke tahayyülünü de imha etti, ediyor, edecek. Görünen köy kılavuz istemiyor artık. Yirmi bir yıllık iktidar pratiğinin suna geldiği şeyin ışıltılı ambalajı, neon lambaları, tek adam imgesi ve kurgusu ötesinde, dışında sonsuz bir karanlığa çıka geldiği unutturulmak isteniyor. Oysa daha üç ayı yeni geçmiş olan deprem felaketinin vurduğu ol illerden görünüyor her şey.
Yıkımın yok ettiği kentlerin etraflarının kuşatıldığı, yaşamın her anlamda zehir edildiği bir coğrafya, kadermiş gibi dayatılıyor, yaralar henüz kanamaya devam ederken, sahiden? Sözün özü, lafın kısası, akp ve baş amirin yeni ülkesi o alışılageldik gündelik rutini dahi imkansız koydu. Hayata dair en ufak bir olumlamayı bile çok görerek, yaraların sarılabilmesi, insani koşullarda bir hayatın tesisi, demokrasisi, eşitliği, adaleti çok görüldü, çok bilindi. Hikayenin gerisinin her nasıl getirileceğine seksen beş milyonun aksiyonunun her ne olacağı pazar günü yapılacak seçimlerde meydana çıkacaktır, muhakkak. Bildiğimiz ezber ettiğimiz hallerle, bir kabustan başkasına mı uyanılacak, yoksa, yeniden bu defasında bambaşka idelerle sorgulayan, müştereken hayatı umursayan, her türlü eksikliğe rağmen demokrasinin yaşatılabilirliği için çabalayacak bir temsil mi gelecektir, yaşayarak göreceğizdir. Bir tevatür değil her şeyin çürümeye, kötülüğe esaretine tanıklık edip ah vah çekilecektir ya da bütün bu kaos haline cidden bir son verilecektir. Her şey ortada, anlatmaya hiç gerek yok...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2023
Görsel: Ankara’dan Bir Kesit – Reuters – Arab Weekly
The most consequential elections in modern Turkey’s 100-year history could unseat President Recep Tayyip Erdogan after 20 years in power.