Ev, Yurt, Vatan Mahvedildi
Birbirine tahammül etmeyen bir ülke gerçek bugün. Birbirini duymak bir yana, ötekisinin o öteki olarak bildirilenin haklarının topyekun zayi olunmasına alkış kıyamet tutulan açık bir zemin burası. Hiçbir özgürlüğün var edilemediği, doğru düzgün hürriyet kavramından dahi uzaklaşılmış, eşitlik ve hakkaniyetin halka çok görüldüğü bir zeminde, mutlak yanlış üstünde ilerleyen bir menzil var ediliyor. Herkes bir diğerinin gözünü oysun isteniyor. Ol burnumuzun dibindeki Suriye örneğinin on iki yıla yakındır yaşadığı korku tünelinin açık, aleni bir başka benzerini bu sahada var edebilmenin kilit odakları kaşınmaya, uç versin de nasıl olursa olsun diye şiddet / nefret / linç yüklenmeye devam olunuyor. Tümüyle belirli bir biçimlendirme tahayyülü dahilinde olmakta olan çürümenin daniskasına rehin edilmiş olagelen bir yer, yurt var ediliyor. Yaşamın var edildiği, muhafaza olunduğu, politik aynı zamanda da sosyal verilerinin tastamam tarumar edildiği bir yerin ev olma ihtimalinin de açık bir biçimde sıfırlanması söz konusu ediliyor. Tümüyle nobran bir karanlığın içindeki heyulanın var edildiği bir denklem gerçekliğimiz ilan ediliyor. Yaşatan yer, yutan bir kara kapkaranlık bir zemin addediliyor, ne eksik, ne fazla.
Cürmü önceleyen, acıları göz ardı eden, her durumda sorunların çözümünü değil mutlak ve kalıcı çözümsüzlüğün ta kendisini bina eden bir menzilde, hakikat de alaşağı ediliyor. Her şey hikaye kılınıyor. Hayatın örselenmesi mevzu edilmesin isteniyor. Toplumsal ola gelen barışma isteminin nasıl düzenli bir biçimde, sessiz sedasız hızara dönüştürülebildiği bir zemin gerçekliği bugün söz konusuysa, mutlak dayatmaların ortasında, sermayenin de olur vermesiyle birlikte bir kere daha memleket yangın yeri kılınıyor. Cürümler, çürüme halini güncellerken, ol yangın yerinin ortasında dımdızlak konulmuş, karanlıklara rehine addedilen insanlık mefhumu bütünüyle gözler önüne seriliyor. Toplumsal çökertmenin her hamlesinin apayrı icra olunduğu zeminde, ev elden giderken, yıkım kalıcılaştırılıyor. Her şey doğrudan düzenin devamlılığı adına, yeni liberalizmin var ettiği ufuksuz, alenen çözümsüz, her dem birbirini alt eden insanların, hedef alınan mekanların, meskenlerin bir biçimde yaşam sahalarının tarumar edildiği bir yeri bildiriyor. Geleceğimiz şu anda afaki bir biçimde şimdiden mahvediliyor. Doğa kırımının yanı sıra, tarımsal faaliyetlerin artık izne tabi kılındığı, ocağına incir ağacı dikilmiş insanların domates, salatalık gibi fidelerini kendilerinin ekmesine dahi izin verilmeyecek bir iklim kanunun zirve yaptığı güncellik söz konusu ediliyor. Şirketlere peşkeş çekilen ve daha yeni geçtiğimiz hafta yasallaştırılıp kamuya duyurulan maden ocaklarının var edilebilmesinin önündeki engelleri aşan doğa katliamlarının, zeytinlik talanlarının söz konusu edilebildiği kararın ardından çıkagelenler de bütün o kapkaranlık kör dövüşünü imgeler.
Basitten zora giden yolun, kör dövüşlerinin arasında hayatın nasıl örselendiğinin hali pür meali sokağa yansımış olan gölgeleme halinden, birbirini bir ötekisini salt gücü yetebildiği için alt eden cenahların bu kadar afaki çoğalmasından görebilmek mümkündür hala. Hal ve gidişat hepten mahvındır. Tümüyle bir ülke istimlak olunurken, yangınlarla ve doğaya yönelik kırımlarla kendinin mahvını bina ederken bir de dipsiz bir kayıtsızlığın ta kendisi var edilir. Galiba en ağırı da budur. Ötekileştirmenin, kin ve hiddetle tahakküm etmenin, karşısındakini zora koşmanın, kendisi eziliyor olsa da başkalarının onun için de bu cehennemî tahayyülü sorgulamasının ön alma çabasının önü kesilmek istenir. Zaten bu memlekette neyden haberdarızdır ki! Gökay Başcan’ın BirGün Gazetesindeki haberinden aktaralım: “Uzmanların ve yaşam savunucularının tüm itirazlarına rağmen Genel Kurul’da onaylanan torba yasa, uluslararası maden şirketlerini harekete geçirdi. İktidarın ilk hamlesi ülkenin oksijen deposu olarak nitelendirilen Kazdağları’nda 200 binden fazla ağacı kesen Alamos Gold ile anlaşmak oldu. Türkiye’nin maden ruhsatını yenilememesi üzerine Alamos Gold tarafından 2021’de açılan tanzim davasının tarafların anlaşmasının ardından 2 Temmuz’da askıya alındığı ortaya çıktı. Askıya alınma tarihinin torba yasanın ilk olarak genel kurula gelmesi beklendiği 1 Temmuz’dan sadece bir gün sonra olması dikkat çekti.
Ormanların, meraların, zeytinliklerin ve tarım alanlarının maden ile enerji şirketlerine peşkeş çekilmesinin önünde en ufak bir engel bırakmayacak olan torba yasa geçtiğimiz hafta Meclis’te kabul edildi. Kamuoyunda ‘süper izin’ ‘işgal’ yasası olarak nitelendirilen yasa, daha önce yurttaşların itirazları ve koruma kararları nedeniyle projeleri yarıda kalan maden şirketlerinin de iştahını kabarttı. Yaşanan son gelişmeler de yasanın maden şirketleri için hazırlandığı eleştirilerinin haklılığını bir kez daha ortaya koydu.
Ülkenin ve kamuoyunun yakından bildiği Alamos Gold, 2019 yılında ülkede eşi görülmemiş bir yıkım yarattı. Orman Genel Müdürlüğü’nden aldığı izinle 200 binden fazla ağacı kesti. Ülkenin oksijen depolarını yok edip geriye bırakan bir çöl bırakan Alamos Gold’a karşı büyük bir direniş örgütlendi. Kazdağları’nda aylar süren ‘Su ve Yaşam’ nöbetinin yanı sıra binlerce insan yürüyüş gerçekleştirdi. Tüm açılan davaların, itirazların ardından AKP iktidarı geri adım atarak Alamos Gold’un ruhsatını yenilemedi. Bunun üzerine Alamos Gold, zararlarının karşılanması için harekete geçti. Dava açan şirket, Türkiye'nin tarafı olduğu İkili Yatırım Antlaşması (Tahkim) gereği açılacağı duyurulan tazminat davasında tutarın 1 milyar doları bulacağı ifade etti.
2021’den bu yana süren ve önemli yol katedilen davada önemli bir gelişme yaşandı. Alamos Gold ve Türkiye Cumhuriyeti anlaşarak süren davanın askıya alınmasını istedi. Böylece şirket bu anlaşmayla belki de 1 milyar dolar tazminattan vazgeçmiş oldu. Davanın askıya alınma tarihi de dikkat çekti. 21 Haziran’da komisyonda onaylanan torba yasanın ilk olarak 1 Temmuz’da genel kurula gelmesi bekleniyordu. Daha sonra çeşitli sebeplerle ertelenen torba yasa görüşmeleri 19 Temmuz’da yapıldı ve Meclis’te onaylandı.
Tahkim davası ise askıya torba yasanın ilk olarak Meclis’e gelmesi beklenen 1 Temmuz’dan sadece bir gün sonra gerçekleşti.
Torba yasa ile önünde neredeyse hukuki bir engel kalmayan Alamos Gold’un hangi söz karşılığında davanın askıya alınmasını kabul etti bilmiyoruz. Ancak bu kabul, Alamos Gold, Kazdağları’na geri mi dönüyor sorusunu da beraber getirdi.”
Cürmü var eden sermayenin süreklilik kıldığı hareketlenme içinde, doğa talanından açık bir biçimde var edildiği Kazdağları yıkımının devamlılığının da sağlama alındığını görüyoruz. Alamos Gold’un var ettiği siyanürlü talanın, çorak ve köksüz kılınmış birer zehirli balçık tarlasından gayrısına izin vermeyen düzeneğinin tanziminden çok daha bariz ve kalıcı hırsızlığına devam olmasının yolu da yönü de bir milyar dolarlık anahtar ile açılır. Tazminat lafzının geçtiği odakta devreye giren devletli eliyle biraz daha fazla yıkımın önü açılır. Memleket kurtarılmasından, savunulmasından bahisler açılırken bir kez daha geleceğin cürme rehineliği kesintisizleştirilir. Hayatlar tarumar ediliyormuş, birilerinin yaşam sahaları altüst ediliyormuş, hiçbir biçimde doğanın yaşamasına olasılık kalmıyormuş bunların konuşulmasından hicap edenlerin elinde oyuncak kılınmış olagelen bir yaşam sahasının kökten yıkımına devam olunsun değil mi, ne gam! Budur zaten bariz açmazları içinde çalakalem değil doğrudan çürümenin emareleri. Birbirinden nefret eden, birbirini hakir görmesi otomatiğe bağlanan sistem içi, dışı karşılaşmalarından hayatın en kestirmeden talanına devam olunur. Kazanan sermayedir, çürüyen insan.
“Antalya’da Gazipaşa’ya bağlı Doğanca Mahallesi’nde çıkan yangın nedeniyle Gürçam Mahallesi tamamen tahliye edildi. Anamur Kaymakamlığı ise Karaağa ve Lale mahallelerinden 264 kişiyi tedbiren alandan uzaklaştırdı. Alanya'daki Söğüt Yaylası’nda çıkan yangına da ekipler gitti. Uzun süren müdahalenin ardından kontrol altına alınan yangında yaklaşık 40 hektarlık alan zarar gördü. Karabük’te de Safranbolu Çavuşlar köyü ve Ovacık Kışla köyündeki orman yangınları da dün 4. gününe girdi. Mersin Silifke’ye bağlı Çadırlı Mahallesi’ndeki üç ayrı noktadaki ormanlık alanlar alevlere teslim oldu. Çadırlı, Bahçederesi, Kocapınar ve Kırtıl mahalleleri tedbir amaçlı boşaltıldı. Çanakkale Ezine’de de tarım arazisinde yangın çıktı. Silivri’de tarım alanlarında yangın çıktı. Bursa, Gürsu ve Kestel ilçelerinde çıkan yangınlar aralıklarla devam ediyor. Mahallelerin tahliye edilmesinin yanında koca bir kentin soluk borusunun da tastamam tarumar olunması sürüyor.” Kısacık bir haber metnine sığdırılan ve 26 Haziran’dan bu yana aralıksız olarak ülkenin dört bir yanında şu yukarıdaki sermayedarlar gibi nicesi için somut madencilik, ekili tarım alanlarının talana açılmasının ardından kuvvetlenen yok etme tahayyülünün bir kere daha memleketi çürütmesi karşımızda örneklenir. Hayat örselenir, dipsiz bir karanlık o kömür karası kılınan platolarından sureti temsillerinden hakikat kılınır.
Evrensel Gazetesinden aktaralım: “Eskişehir’in Seyitgazi ilçesi Büyükyayla ve Fethiye mahallelerinde başlayan kısa sürede büyüyen ve Afyonkarahisar'a kadar ilerleyen yangında 5'i orman işçisi, 5'i AKUT gönüllüsü 10 kişi yaşamını yitirdi, 12 kişi ise yaralandı.
Yangınla ilgili soruşturma devam ederken Eskişehir Ekoloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi Cevat Aydemir, yangınların çıkış nedeninin kentin yüzde 81'nin açıldığı madencilik faaliyetleriyle ilişkili olabileceğine işaret etti. Kentin yüzde 81’inin madencilik faaliyetlerine açıldığını hatırlatan Aydemir, "Eskişehir'in sınırlar içinde bulunan Seyitgazi ormanlarında çıkan yangının bu madenlerle ilgili olmadığını iktidar bize, halka, kamuoyuna bir şekilde açıklamak zorundadır. Ormanlar yandığında imara ve madene açılıp açılmayacağını iktidar ve yöneticiler halka doğru bir şekilde anlatmak zorundadırlar" dedi.
“Neden iklim krizine sarılarak ülkeyi rant haline çevirdiniz?”
Orman yangınları sonrası yetkilerin, iklim krizi açıklamalarına dikkati çeken Aydemir, "Dünyada iklim krizi yaşanıyor ancak yangınlar sadece bizim ülkemizde olduğunda, öldüğümüzde sorgulamak zorunda kalıyoruz. İklim krizi neden sadece bizi vuruyor. Başka bahane bulamıyor musunuz? Neden iklim krizine sarılarak ülkeyi rant haline çevirdiniz? Ülkeyi parsel parsel yakarak ve sonrasında satarak bize doğa talanını neden yaşatıyorsunuz? Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde 'Biz yanan yerleri imara açmayacağız' demişti. Cumhurbaşkanının bunu söyleme gerekçesinin altında yatan sebebi biz biliyoruz" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı ve diğer yöneticiler tarafından yaşamını yitiren yurttaşlar için kader açıklamalarının yapılacağını söyleyen Aydemir, "Orman işçisi, sözleşmeli orman memuru ya da mevsimlik orman işçisi yangına sürülüyorsa, yangının içine atılıyorsa ve tutanak tutulacağı korkusuyla yangına müdahale için zorlanıyorsa bunun adı kader olamaz, bunun adı cinayettir. Ülkeyi yöneten siyasetçiler bunun bedelini ödemeliler çünkü daha önce 6 Şubat depremlerinde, Bolu Kartalkaya Oteli yangınında hiçbir kamu görevlisi, siyasetçi bedel ödemedi istifa etmedi. Eskişehir'de 10 kişinin hunharca bu şekilde öldürülmesini biz artık kaldıramıyoruz" diye konuştu.
Yangında 10 kişinin teçhizat ekipmanlarının eksikliğiyle yaşamını yitirdiğini belirten Aydemir, "2 trilyon lira faize bütçe ayıran AKP iktidarı, orman işçilerinin yangın söndürmek için kullanılan kurs merkezini kapatarak tasarruf ettiğini sanmaktadır. Dün akşam hayatını kaybeden dostlarımız yine teçhizatsız, ekipmansız bir şekilde ateşin içine sürülmüşlerdir" diye belirtti.
AKP iktidarının ve yöneticilerinin halkla yüzleşmesi gerektiğini vurgulayan Aydemir, "Yüzleşme olmadan barış da olmaz. Özellikle son günlerde yapılan açıklamalarda barışa dem vuruluyor olsa da ülkenin bir tarafıyla savaş halindeyken bir tarafıyla barış için çaba gösterilmesini çok sağlıklı bulmuyoruz. Bu yangınlara hızlıca müdahale edilebilseydi kısa sürede söndürülebilirdi. Havadan müdahale şansının olmadığını ve sınırlı olduğunu söyleyen idareciler bizi ikna edemiyorlar" şeklinde konuştu.
“Neden elektrik hatlarıysa şirketleri kamulaştırılsın”
Bazı bölgelerde çıkan orman yangınlarının kaynağının bakımsız elektrik iletim hatları olduğunu hatırlatan Aydemir, şunları söyledi: "Muhtemeldir ki Seyitgazi yangınında da bu tür tespitler yapılacaktır. Madem elektrik üretim hatları ve bu şirketler bölgemize, ülkemize, topraklarımıza, ormanlarına zarar veriyorsa acele kamulaştırma istiyoruz. Cumhurbaşkanı sürekli acele kamulaştırmayla zeytinliklerimizi, tarım alanlarımızı, meralarımızı acele kamulaştırma yaparak ve bunu da yasal bir zemine oturtarak bir yasa çıkarttılar, bu şirketlerin mallarına el koyun ve kamulaştırın ki biz de sizin samimi olduğunuzu görelim. İnsanların ölmesi, insanların ölüme sürüklenmesi bu kadar kolay olmamalı. Bu ölümlerin hesabı sorulmalı ve bunun birinci sorumlusu elbette ki yargıdır, adalettir, hukuktur."”
Cevat Aydemir, her durumda yıkımın her nasıl var edildiğini sorgular. Bugün hemen her şekilde insani olanın tükenişine tanık yazılıyoruz. Bursa’dan, Karabük’ten, gecesinde Diyarbakır’dan yahut herhangi bir başka yerden çıkagelen yangın haberlerinin var ettiği o tahribatın yanına Eskişehir’de bizatihi talan yasasının uygun gördüğü, istimlak olunmasını temin ettiği yerlerdeki yangınlarda on insanın sanki birer sayıymış gibi zayi edilmiş gibi yitimi, katli örtbas olunur. Orman şehitleri denilirken, geçiştirilen teknolojik yatırımın eksik kılınmasından hiç dem vurulmaz. Eğitim dahi aldırılmayan insanların bir kurumun karşılaması en doğal olan yangına dayanıklı kılık kıyafetin dahi temin edilmediği zeminde çoraklaşan, birbirinin gırtlağına çöken ülkenin hakikati, tümden ol yangın yerinden koca bir memleketi kuşatır. Günler günleri kovalarken yirmi dört saat sonrasında başka bir yerdeki bir başka cerahate, yangına, körlemesine karanlığa yepyeni kurbanlar verilecektir, verilir de. Duraksamayan bir düzen, güncelliğini hiçbir yerde hiç ama hiçbir zaman göremeyeceğiniz bir yok sayma, hakir görme, aşağılama ve tahakküm çemberinde hayatı mahvediyor. Müşterek savunmasının imkansız konulduğu bir zeminin her anına apayrı acılar düşüyor. Yaygın medyanın yaygaralarının arasında hakiki bir yıkımın biçimlendirilmesi sürüyor. Sene 2025, her şeyiyle çürüyen bir ülke, her gün bunca yıkıma suskunlukla kendi cehenneminde, günlerini geçiriyor. Sıcak, kurak, hep yıkımın kazandığı... ev, yurt, vatan mahvedildi.
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Meramda Paylaşılan Haberler
1 Milyar Doları Alın, Kazdağları’nı Verin - Gökay BAŞCAN - BirGün
https://www.birgun.net/haber/1-milyar-dolari-alin-kazdaglarini-verin-640867
Eskişehir’de 10 Kişinin Öldüğü Yangın İçin Maden ve Rant Tepkisi: “Ülkeyi Parsel Parsel Yakıp Satıyorsunuz” - Evrensel
https://www.evrensel.net/haber/563022/eskisehirde-10-kisinin-oldugu-yangin-icin-maden-ve-rant-tepkisi-ulkeyi-parsel-parsel-yakip-satiyorsunuz