En eski düşmanlık hikâyesi böyle başladı. Ateşin tutkusu, toprağın onuru.
Nazan Bekiroğlu
seen from United States
seen from Netherlands
seen from United Kingdom

seen from Japan
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from Iraq
seen from China

seen from United States
seen from Greece
seen from Bulgaria
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Germany
seen from Japan
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Brazil
En eski düşmanlık hikâyesi böyle başladı. Ateşin tutkusu, toprağın onuru.
Nazan Bekiroğlu
Bana Bir İsim Ver, Varlığım Olsun
Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.
O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.
Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.
Sonra döndü Âdem’e, aklına bir şey gelmişti.
Sesi, bengisular gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.
Bir “ile” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın. … Âdem’in ismini Yaratıcı vermişti. Havva’yı Âdem adlandırdı. Havva’nın adı adına, ruhu ruhuna, varlığı varlığına katıldı. Bedeni? Zaten kaburgası kadar Âdem’e yakındı.
Cennetin elmas taçlı güneşleri bahçeleri doldurdukça. Âdem, suya, ışığa ve parıltıya, renge, kokuya ve buğuya bu denli yakışanın kim olduğunu fark etti. Havva. İsmini tekrar etti.
Ama aynı anda o kadar aydınlık ve o kadar kapalıydı ki bir isme sığmazdı bu güzellik. Belli ki onu tanımak için bir isim yetmeyecekti. Elinden gelse Âdem bildiği bütün isimleri Havva’ya verecekti.
Cennet Azığı
Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için: Bir: Kelimeler. İki: Aşk. Üç: Annelik duygusu. Kelimeleri Âdem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva’ya kaldı. Ama aşk çok ağırdı. İkisinin de, aşkı tek başına taşımasi mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü. Yarısıni Âdem sırtlandı, aşkın yarısı Havva’ya kaldı. Öyle sert düştüler ki dünyaya, bu fenaya, Âdem’in dizlerinin bağı çözüldü, ciğerleri yandı. Nutku tutuldu. Üçüncü defa, bildiği kelimelerin hepsini önce unuttu. Sonra bir kısmını hatırladıysa da o bir kısmını kıyamete değin unuttu. Aşk? Daha yollarda sakin durmamıştı bir türlü. Kabına sığmamıştı. Bir yarısı yollarda kayboldu. Getirebildikleri ancak öbür yarısıydı. O gün bu gün yeryüzü kelimeleri yetersiz, aşk bu dünyada kusurlu. Annelik duygusu? Havva’nın cennet duygusu. Gönül evinde, kadın bedeninde, tastamam duruyordu.
"Âdem, Havva ile yüz yüze geldi. Dünya, nihayet "cennet gibi" değil, ilk kez cennetti."
Nazan Bekiroğlu ~ Lâ -Sonsuzluk Hecesi-
"Ve düşmez kalkmaz bir Allah'mış. İnsan düşermiş ve kalkarmış."
Nazan Bekiroğlu ~ Lâ -Sonsuzluk Hecesi-
”Düştüm. Düşenin dostu Allah. Tut elimden kaldır beni…”
Nazan Bekiroğlu / La-Sonsuzluk Hecesi