Bugün Bodrum’a geleli iki hafta oldu. Kısmen yerleştim sayılır. İnternetim bağlandığından beri pek evle alakadar olamıyorum çünkü. Taşınmaya karar verdikten sonraki süreçte o kadar çok kendisiyle ilgilendim ki canım çocuğumu çok boşladım diye bütün ilgi ve alakamı kendisine verdim. Ama bu arada bir tane de evlatlık edineceğim gibi geliyor. Şimdilik rengimi çok belli etmiyorum ama çok yakında onu da sizinle tanıştırırım.
Hal böyle olunca inzivaya çekilip tüm gün yazdığımı söyleyebiliriz. En son geçen hafta cumartesi Turgutreis sahiline inmiştim ve o günden sonra ilk defa bugün dışarı ama en önemlisi de insan içine çıktım. Fark ettim ki konuşma yetimi kaybetmişim. :))
İnsanlarla konuşurken soru soruyor ve cevapları dinliyorum.. Daha doğrusu şimdilik tek yapabildiğim bu gibi hissediyorum. Sohbet edemiyorum. Bugün pek çok kez kendi kendime mırıldandığımı, üstelik bunu saçma sapan ifadelerle yaptığımı fark ettim. Ve neden yaptığım hakkında hiç bir fikrim yok, sanırım bir enerji boşalması.
Peki bu enerjinin sebebini her gün yediğim onlarca mandalinaya mı bağlamalıyım bilemedim, zira salı gecesi sadece 3 saat uyumuş bulunmaktayım. Matematiksel olarak konuşmak gerekirse sabah 6 da yatıp, 9 da uyanabiliyorum. Sabah hadi biraz da uyusam mı diye düşündüğüm anda balkona fırlayıp iki kuş, bir de bizim delilerin sesini duyayım hemen kendime geliyorum. Bugün Perşembe, ve çarşamba günümü evde avarelik yaparak geçirdiğimi söyleyebilirsek bu durumdan son derece keyif aldığımı belirtmeliyim. Unutmadan belirteyim dün akşam yattığımda saat 24 civarlarıydı, ve hiç bir şekilde kendimi bitkin hissetmiyor olmamı hayretler içinde karşılıyorum.
Ben de bunun üzerine şöyle bir karar aldım. Neden haftalık rutinime bunu da eklemiyorum. Tamam belki sabahlara kadar klavye başında olmayabilirim ama en azından haftada bir gece mekân kapatıyor olsam fena mı? Zira bu tip gecelerin benim için çok verimli geçtiğini düşünüyorum. Tıpkı şimdi gibi.
Şu fotoğrafı şuraya bırakıp iki satır bir şey yazarım diyordum ama kabataslak hesaplamalarıma göre 450 karakter uzunluğunda. (Yok yahu 236 imiş, amma uçmuşum)
Uzun lafın kısası, Bodrum’un havası bana iyi geldi. Kendimle çok örtüştürdüm. Hep güneşli buralar, ve seni çok ısıtıyor, sıcak ve samimi buluyorsun. Ama bazen de öyle bir esiyor ki, hissettiğin o buz gibi his seni kendine getiriyor. bana güven olmaz der gibi. Yani hem üşünüyor hem de ısınıyorsun, birbirine bu kadar zıt olan bu duyguyu aynı anda yaşamanın ne demek olduğunu yıllardır bildiğim için onu hiç eleştirmiyorum ve buna saygı göstermesini bekliyorum. Ama onda daha önce kimselerde rastlayamadığım başka bir şey var, sanırım bu yüzden seviyorum kendisini.... Pek bir müdanasız...