Sayıları bizden fazla ama yine de adil bir savaş olacak. Onlar bizi görüyor, biz de onları. Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.
Hz. Hamza
seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from Russia
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from China
seen from China

seen from Guatemala
seen from Singapore

seen from United States

seen from United States

seen from Oman
seen from Canada
seen from China

seen from China

seen from Australia
seen from Canada
Sayıları bizden fazla ama yine de adil bir savaş olacak. Onlar bizi görüyor, biz de onları. Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.
Hz. Hamza
Hz. Ali ve Annem
Din’lere değil “Dinler tarihine” inanırım ama inançlara da hep saygılıyımdır. Din ısıtır, bilim aydınlatır. İnanç bir kabuldur, dogmadır. Dogmalar (doğruluğu deneyden geçirilmeden, sınanmadan kabul edilen savlar) sorgulanamaz. Dinin kendini kimseye kanıtlama ihtiyacı yoktur. Din ve inanç dünyasına sorgulayarak şüphe ile yaklaşmak kimsenin haddine değildir çünkü burası tek ve bir olan yaratıcının (Allah) alanıdır. Diğer bir değişle, Din anlatır, Bilim açıklar. Felsefe ise sorgulayarak hakikatı aramaktır. Felsefe (Sokrat) sorgulanmamış hayat, hayat değildir der. Bu anlamda Din ile Bilim/Felsefe’yi aynı potada eritmeye çalışan, aslında bunların çelişmediği anlatmaya çalışan insanlara sürekli şaşmışımdır. Heleki “İslam felsefesi” lafını sanki Din’in felsefesi varmış gibi kullananlara hayret ediyorum. Doğrusu “Arap felsefe” sidir ve bunun da İslam’la Din’le bir alakası yoktur.
Konumuza dönersek, Hz. Ali ve Hz. Muhammed’e ciddi saygım vardır. Bu yaşadığını bildiğimiz (Hz. İsa’nın tarihteki varlığı muammadır) yüce kişilikler tarihteki başarıları ile büyük liderler, komutanlar ve -inancı olanlar içinde kutsal zatlar olarak- kendilerini kanıtlamışlardır. Hele ki Hz. Muhammed’in Araplara -ve o zamanki koşullar içinde ulaşabildiği her toplum ve topluluğa- gösterdiği liderlik benzersizdir. Kendisi tartışması su götürmez şekilde Dünya tarihinin gördüğü en büyük devrimcidir.
Bunlar bilinmesine ragmen Hz. Muhammed ve Hz. Ali üzerinden bir iktidar şavaşı yapılmaktadır. Amcası Ebu Talib’in oğlu olan Hz. Ali’yi kendi kızı ile evlendiren Hz. Muhammed için Hz. Ali en sevdiği Ehl-i beytlerin başında gelir. Hz. Ali kendisinin ömrü boyunca sağ kolu olarak en büyük destekçisidir. Buna rağmen, Peygamberin ölümü sonrası Hilafete layık gördüğü, hatemini (mührünü) taşıttığı “Allah’ın aslanı” ve “Ali el Murtaza” sıfatları ile çağırılan Hz. Ali ve ailesi sürekli haksızlığa uğramış ve işin sonunda da ne kendisi ne de oğulları (Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan) eceli ile ölmemiştir (suikastlar ve Kerbela olayı).
Müslümanlığın Arap yorumu olan sünniliğe (Emeviler tarafında ciddi dejenere edilmiştır) Anadolu yorumu olan Alevilik ve Bektaşiliği tercih ettiğimden Alevilere ait şu dörtlüğü çok severim.
Ali bizim şahımız Kabe kıblegahımız Miraçtaki Muhammed O bizim padişahımız
Ali’yi Muhammed’in arkasında ama ona en yakın gören Alevilik yüzlerce senedir Hz.Ali sevgisi Peygamberin önünde diye sapkın bulunarak iftiraya uğramıştır. Oysaki ünlü 4 lükte gibi konu nettir. Biri Padişah diğeri Şahtır. Hz. Ali Hz. Muhammed’den sonraki en büyük kıymettir. Kendisi yakışıklı, yiğit, cesur, akıllı ve mükemmel bir savaşcıdır. Miteloji’deki Aşil’in terbiyeli ve Müslüman halidir. Onun gibi Tanrısına ve peygamberine meydan okumaz, biat eder. Sürekli iktidar mücadelelerinde (hilafet) müslüman kanı akmasın diye kendi ve oğulları hak ettikleri koltuklardan uzak durmuşlar ve –kanı Hz. Muhammede en yakın olmasına ragmen yine müslümanlar tarafından katledilen bu aile- sağduyunun temsili olmuşlardır.
Bu girişten sonra beni hayatımda en çok etkileyen ve rüyama giren yeni dinlediğim bir Dini kıssa’yı yazmak isterim. Bu kıssayı bana anlatan kişi ciddi inançlı bir müslüman olduğu için ve bu kıssa’yı bana inanarak ve samimiyetle anlattığı için ayrıca etkilendiğimi önden belirteyim.
Onun anlatımıyla yazıyorum.
Sahabe, Hz.Ali, Hz. Hamza, Hz. Osman, Hz.Ömer, Hz. Ebubekir ve Resulallah bir şavaştan dönerken önlerine yaşlı ve üzüntüden çökmüş yaşlı ve çok üzgün bir Anne (Ana) çıkmış. Sorusu da hüznü kadar netmiş. Ey Hazretler ve Resulallah oğlum nerede? Sahabeler biliyorlar ki Anne’nin tek oğlu savaşta şehit oldu, bir türlü bir cevap veremiyorlar. Hepsi sessiz ve üzgün boyunlarını bükmüşler. Yaşlı kadın o kadar üzgün ki kimse kötü haberi veremiyor. Tüm gözler bir anda efendimiz Resul-i Rabb'il Alemin Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i aramış.
O an Hz. Muhammedin aklına savaştan az önce Hz. Ali’nin kısa ziyareti gelmiş. Hz. Muhammed elde olmayan nedenlerden Hz. Ali’yi bekleterek yanına indiğinde Hz. Ali ona “Ya Muhammed! Allahın en sevgili kulu! Resulumuz! Müsaadeni isterim, anneme bir saate yanına geri gelirim dedim.” diyerek huzurdan ayrılmış. Peygamberlerin efendisi bu davranışın diğer müslümanlar arasında örnek olması için en sevdiği cübbesini Hz. Ali’nin arkasından kendisine hediye olarak yollamış.
Hz. Muhammed Allah tarafından müjdelenen “Cennet anaların ayağı altındadır” hadisini çok sever, dünya ve ahiret hayatında kendisini Allah’tan sonra en çok seven kişinin kendi annesi Hz. Amine olduğunu çok iyi bilirmiş. Anne/çoçuk bağı kullar arası en kalın ve güçlü bağmış.
Bütün bu düşüncelerinin arasında mucizelerini imtina ile kullanan Hz. Muhammed üzgün Ana’ya uzun uzun bakarak sonra bir anda Hz.Ali’ye dönmüş. Hz. Ali peygamberin bir bakışı ile kendisinden aracı olması istenen mucizenin gerçekleşmesi için -Şah-ı Merdan, Ali-el Mürteza ve “Allah’ın Aslanı” olan Hz. Ali- bir anda arkasını dönerek “Ya Allah!” diye bağırmış.
Ve işte tam o anda uzaklarda 4 nala hızla koşarken arkasında toz bulutu çıkaran bir atlı belirmiş. Hızla atını Hz. Muhammed ve Sahabe’ye doğru sürdüğünden yavaş yavaş sülieti ve sıfatı görünür olmuş. Yaklaşınca görüntüsü ve atı ile herkesi huşu içinde bırakan atlı yaşlı kadının şavaşta kafası kopan, yüzlerce ok, onlarca mızrak yiyerek şavaşta vucudu parça parça olmuş oğluymuş. Atı üstünde yaralı harap vucudu tekrar birleştiğinden, kopuk uzuvları tekrar yerlerine yapışmış halde korkutucu görünmekteymiş. Güçlü ve iri atının nalları yere sürttükçe alevler çıkmakta, hızından yelesi kabarmış at ise bütün ihtişamı ile burnundan buharlar çıkartmaktaymış. Sahabe , Hz. Hamza, Hz. Osman, Hz.Ömer ve Hz. Ebubekir biraz şakınlık birazda tedirginlikle saatler önce savaşta şehit olan din kardeşlerine baka kalmışlar..
Savaşta şehit olan Oğul iki dizginini birden çektiği atını durdurarak biraz eğilmiş ve Hz. Ali’ye sitemle sormuş. “Ya Ali! Beni neden çağırdın!”.
Hz. Ali biraz bekleyip gözgöze baktığı Oğul’a “Peygambere sor. Annen seni sorunca bana bakan ve seni çağırtan odur demiş.
Sahabe’de tüm gözler Resulallah’a döndüğü noktada Hz. Muhammed -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- biraz durduktan sonra az biraz iç çekerek “Anne’ne kıyamadım Ey Oğul” demiş.
Cennetin nimetlerinden istifa ederken cennet bahçesindeki rahatını bozarak gelmek zorunda kalan Oğul Allahın Hz. Ali’ye sevgisini bildiginden ona der ki: Sakın birdaha arkanı dönerek “Allah!” diye bağırma yoksa Allah isteğini kabul eder, tüm şehitler geri döner ve o zaman “Şehitlik” mertebesi ortadan kalkar demiş.
Sonra Annesini ağlarken gören Oğul atından inmiş. Annesine doğru yürümüş, ona sarılmış, Anne onu son defa kokladığını bilerek hasretle Oğul’u kollarından ayırmamış, ellerini sırtından çözmemiş. Sırtını sevgiyle sıvazlarken şehit oğlunu doya doya koklamış öpmüş. Oğul en son cennetin ileride ayağına serileceği Annesine tüm sevgisiyle bakarken onun mübarek ellerini elinde kavuturmuş ve onlarca kere öpmüş. Vedanın zorluğundan olsa gerek, o kadar hızlı arkasını dönüp atına atlamış ve 4 nala kalkmış ki ne zaman geri gittiği zamanda anlaşılamamış!
Bu Kıssayı bana anlatan kişi o kadar inanan biri ki ve öyle inanarak ve huşu içinde anlattı ki tüylerim diken diken oldu. Annemi düşündüm, gözlerimden yaşlar ip oldu aktı.
Sürekli atının üstünde zombi kılığındaki Oğul imge olarak aklıma geldi durdu gün içinde.
Gecede rüyasını gördüm. Oğul direk atını bana doğru sürüyordu ve fonda Metallica’nın “4 horsemen” ‘i çalıyordu. Oğul, atının üzerinden eğilip Hz. Ali’nin kulağına benim de duyabileceğim şekilde “Beni niye çağırdın ya Ali?” diye sorarken atının üstünde birden doğruldu ve bakışlarını hızla bana çevirdi. İşte o an korkudan uyandım. Ama uyandıktan sonra da huzur içinde uyudum. Sadece materyalizm ile de açıklayamadığım dünyamda Din/inanç beni de –hem de battaniyem yorganımdan daha çok- ısıtmıştı.
Hiçbir Şeyden Korkmam..
Hz. Hamza
Hz. Hamza'nın belinde iki kılıç duruyor. Attığı her adım bir kalbi durduruyor. Eyy Hamza gözünün gördüğü hiçbir şey'den korkmazsın bu doğru ama heybetini gizli tut yürüyüşün ölümü korkutuyor.
HAMZA BİN ABDULMUTTALİB (Hz. HAMZA)
Eshâb-ı kiramın büyüklerinden Peygamberimizin sav amcası, ilk müslümanlardandır. Lâkabı, “Esedullah” (Allah'ın Arslanı)’dır. Hz. Hamza, orta boylu, güçlü kuvvetli, heybetli, onurlu bir sahabîdir. Aynı zamanda iyi bir avcı, keskin bir nişancı, Kureyş’in en şereflilerindendir. Mazlumlara yardım etmeyi seven cesur bir savaşçı idi.
Peygamberimiz sav yakınlarına İslâm'ı tebliğ etmiş olmasına rağmen, Hz. Hamza henüz müslüman olmamıştı. Ebû Cehil'in Peygamberimize yaptığı bir hakaret sonucunda müslüman olmuştur. Peygamberimiz sav bir gün Safâ tepesinde iken Ebû Cehil ve arkadaşları onun yanına geldiler. Ebû Cehil Peygamberimize hakaret etti. Abdullah b. Cüdâ'nın câriyesi bu olayı seyretti ve av dönüşü Kabe'ye uğramayı âdet edinen Hz. Hamza'ya anlattı. Hz. Hamza, Peygamber efendimize sav hakaret edildiğini işitince, akrabalık damarları hareket etti. Silahları üzerine alarak, Kureyş kâfirlerinin bulunduğu yere geldi. Hz. Hamza, eve gitmeden Ebû Cehil'e; “Kardeşimin oğluna, kötü söz söyliyen, kalbini inciten sen misin?” diyerek, boynundaki yay ile, Ebû Cehil’in başını yardı. Orada bulunan kâfirler Hz. Hamza’ya saldıracak oldular. Fakat, Ebû Cehil; “Dokunmayınız, Hamza haklıdır, Onun kardeşi oğluna bilerek kötü şeyler söyledim.” dedi. Hz. Hamza oradan ayrıldıktan sonra, Ebû Cehil, etrafındakilere, “Aman, ona ilişmeyiniz! Bize kızar da müslüman olur. Bununla Muhammed kuvvetlenir.” dedi. Hz. Hamza müslüman olmasın diye, kendi kafasının yarılmasına râzı oldu. Çünkü Hamza ra, hatırı sayılır, kıymetli ve kuvvetli idi.
Hz. Hamza, Peygamber efendimizin sav yanına gelip; “Yâ Muhammed Ebû Cehil’den intikamını aldım. Onu kana boyadım üzülme, sevin!” dedi. Sevgili Peygamberimiz sav “Ben, böyle şeylere sevinmem.” buyurdu. Hamza; “Seni sevindirmek, üzüntüden kurtarmak için, ne istersen yapayım.” dedi. O zaman Peygamber efendimiz; “Ben ancak senin îmân etmen ile, kıymetli bedenini Cehennem ateşinden kurtarman ile sevinirim.” buyurdu. Hamza ra hemen müslüman oldu.
Hz. Abdullah İbn-i Abbas’a göre; “Kur’ân-ı kerîm’de En’âm sûresi 122. âyet-i kerîmesinde; “Diriltildiği ve nûra kavuşturulduğu” anlatılan zâtın Hz.i Hamza ve aynı âyet-i kerîmede; “Karanlıklarda bocalayan” şeklinde anlatılanın da Ebû Cehil olduğu açıklandı.
Hz. Hamza, Kureyşin yanına gidip müslüman olduğunu ve Allah’ın peygamberini her sûretle koruyacağını bildirip bir kasîde okudu. Okuduğu kasîde şöyledir; “Kalbimi, İslâmiyyete ve Hakk’a meylettirmiş olduğu için Allahü teâlâ’ya hamd olsun. Bu din, kullarının her yaptığını bilen, herkese lütfu ile muâmele eden, kudreti her şeye galip gelen, âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâ tarafından gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm okunduğu zaman, kalb ve akıl sahibi olanların gözlerinden yaşlar akar. Kur’ân-ı Kerîm, açık bir lisan ile açıklanmış âyetler halinde Hz. Muhammed’e sav nâzil olmuştur. O, Muhammed Mustafa sav içimizde, sözü dinlenir, kendisine boyun eğilir bir mübârek kimsedir. Ey müşrikler! Aklınız başınızdan gidip, gözünüz kararıp da O’nun hakkında sert, ağır ve kaba sözler, söylemeyin. Eğer böyle bir düşünceye kapılırsanız, biz müslümanların cesedine basıp geçmeden, onu hiç kimseye vermeyiz.”
Hz. Hamza’nın müslüman olması ile, peygamberimiz sav çok sevindi. Müslümanlar, kuvvet buldu. Vaziyet değişti. Çünkü, bütün Mekke’liler biliyordu ki, Hamza ra cengâver, cesur, merd, pehlivan ve kahramandı. Bunun için, Kureyş müşrikleri artık müslümanlara, hiç bir sebep yokken, fena muamele yapamadılar, bilhassa Hz. Hamza’nın kılıcının şiddetinden çekindiler.
Hz. Hamza bir gün, Cebrâil’i (aleyhisselâm) kendi aslî şeklinde görmeyi arzu ettiğini, Peygamber efendimize bildirdi. Peygamberimiz sav; “Onu görmeye dayanabilir misin?” diye sordular. Hz. Hamza: “Evet dayanırım” dedi. Sevgili Peygamberimiz; “Öyle ise yere otur. Kaldır gözünü bak!” buyurdu. Hz. Hamza Cebrâil’i (aleyhisselâm) görünce, bayıldı. Arkası üstüne düştü.”
Hz. Hamza cihad ederek Allah yolunda savaşlara katıldı. İslama hizmet etti. Bedir gazâsında 313 Eshâb-ı kirama karşı, 1000 müşrikle çarpışanların arasındaydı. Hz. Hamza ra, Bedir savaşını müteakib Kaynukoğulları gazvesinede katıldı.
Müslümanların fedaisi, müşriklerin korkulu rüyası Hz. Hamza, Uhud’da düşmanları kasıp kavuruyordu. Önüne geleni deviriyor, arkadan hücum edenleri de âni hareketlerle yere seriyordu. Habeşli köle Vahşî ise, savaşın başından beri hep gözünü Hz. Hamza’ya dikmiş, onu takip ediyordu. Vahşî, her attığını vuran yaman bir nişancı idi. Vahşî, Uhud’da taş arkasına pusuya girip, yalnız Hz. Hamza’yı gözetti. Hz. Hamza sekiz kâfiri öldürüp, saldırıyordu. Bunu fırsat bilen Vahşî, gizlendiği kaya arkasından mızrağını çekti. Hz. Hamza’ya nişan aldı. Hz. Hamza’yı vurarak şehid etti.
Uhud fırtınası dinmiş, sükûn bulmuştu. Düşman yavaş yavaş çekilmeye başlamıştı. Resûlullah sav, Hz. Hamza’nın şehit düştüğü haberini almıştı. Adeta kalbinin parçalandığını hissetti. Gözleri yaşlı Yüce Peygamber, şunları söylemekten kendisini alamadı; “Ey Allah Resûlü’nün amcası, ey Allah ve Resûl’ünün arslanı Hamza, ey hayırlar sahibi Hamza! Ey Allah Resûlü’ne bütün varıyla hami olan Hamza, Allah sana rahmet eylesin! Eğer yas tutmak gerekseydi, senden sonra sevinmeyi terk edip yas tutardım..”
Hz. Hamza şehîd olduğunda oruçlu idi. Peygamberimiz sav, kendisi için “Seyyid-üş-şühedâ” (şehîdlerin efendisi) buyurdu. Mübârek gözlerinden yaşlar akarak şöyle buyurdular; “Ben, şu şehîdlerin, Allahü teâlâ’nın yolunda canlarını feda ettiklerine, kıyâmet günü şahidlik edeceğim. Onları kanlarıyla gömünüz. Vallahi, kıyâmet günü mahşere yaraları kanayarak gelecekler. Kanlarının rengi, kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır.” buyurdu. Peygamber efendimiz; “Bana Cebrâil Aleyhisselâm gelip Hamza bin Abdulmuttalib’in göktekiler katında Allah’ın ve Resûlünün arslanıdır diye yazıldığını haber verdi.” buyurdu.
Uhud savaşında Peygamberimiz sav birkaç kâfire bedduâ etmişti. “Vahşî’ye niçin lanet etmiyorsun?” dediklerinde, buyurdu ki; "Miracda, Hamza ile Vahşî’yi kolkola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm!"
Vahşi bir zaman sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selâm verdi. Resulullah Efendimiz selâmını aldı. Peygamberimize sav dedi ki; "Ya Resulullah! Bir kimse Allah'a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir? Resulullah Efendimiz buyurdu ki; "İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur."
Peygamberimiz sav Vahşi'yi görünce çok sevdiği amcası aklına geliyor, dayanamıyordu, elinde olmadan üzülüyordu. Hz. Vahşî, Resulullah’ı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. Aynı mızrak ve okla peygamberlik iddiasında bulunan Yalancı Müseyleme’yi öldürdü ve büyük hizmet etti. Hz. Vahşi, Hz. Osman zamanında vefat etti.
Hz. Hamza Peygamber (s.a.s)'den şu hadisi rivâyet etmiştir; "Şu duayı hiç bırakmayın; 'Allahümme inni es'eluke bismike'l-a'zam ve rıdvânıke'lekber." (Allah’ım! Senin İsm-i Azamını/en büyük ismini ve en büyük rızanı şefaatçi yaparak senden istiyorum.)
“Sayıları bizden fazla; ama yine de âdil bir savaş olacak. Biz onları görüyoruz, onlar bizi. Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam!” Hz. Hamza
"Beni düşmanımın kötülüğü değil, dostumun sinsiliği korkutur!" Hz. Hamza
Ey Hamza! Heybetini gizli tut, yürüyüşün ölümü korkutuyor!
ALLAH ONDAN RAZI OLSUN.
Sahabeler->
Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)'ye sorun. Görmeden sevmekten başka bir şey bu…Görmek fakat yaklaşamamak, Bakmak ama konuşamamak… Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak, Zor olan budur. Görmek ama dokunamamak...
Vahşi'nin Hz.Vahşi Oluşu..
Vahşî, Hz. Hamza’nın Bedir savaşında öldürdüğü Tuayme’nin kardeşinin oğlu olan Cübeyr bin Mutim’in kölesi idi. Habeşli olduğu için, el ile ok ve mızrak atmakta usta idi. Uhud savaşında, Cübeyr buna demişti ki:
Hamza’yı öldürürsen seni azat ederim! Daha o zamanlar müslüman olmakla şereflenmemiş olan Ebu Süfyan’ın hanımı Hind de, babasının ve amcasının intikamı için, Vahşî’ye mükâfat vâd etmişti.
Vahşî, Uhud’da taş arkasına pusuya girip, yalnız Hz. Hamza’yı gözetirdi. Hz. Hamza sekiz kâfiri öldürüp, saldırırken, Vahşî mızrağını atarak, onu şehit etti. Sonra, gidip durumu Hind’e haber verdi. Hind sevinip üzerindeki zinetlerin hepsini Vahşî’ye verdi. Daha da vereceğini söyledi.
Uhud savaşında Peygamberimiz birkaç kâfire bedduâ etmişti. “Vahşî’ye niçin lanet etmiyorsun” dediklerinde, buyurdu ki:
Miraç’ta, Hamza ile Vahşî’yi kol kola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm.
Hicretin sekizinci yılında, Mekke fethedildiği gün, Vahşî, Mekke’den kaçtı. Bir zaman uzak yerlerde kaldı. Sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selam verdi. Resulullah efendimiz selamını aldı. Vahşî dedi ki:
- Ya Resulallah! Bir kimse Allaha ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir?
Resulullah efendimiz buyurdu ki:
- İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur.
- Ya Resulallah! Ben iman ettim. Pişman oldum. Allahü teâlâyı ve Onun Resulünü herşeyden çok seviyorum. Ben Vahşî’yim.
Resulullah efendimiz, Vahşî adını işitince, Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâli gözünün önüne geldi. Ağlamaya başladı.
Vahşî, öldürüleceğini anlayarak kapıya yürüdü. Eshab-ı kiram kılıçlarına sarılmış, işaret bekliyordu. Vahşî,
“Son nefesimi alıyorum” derken,
Herkes, "Öldürün!" emrini beklerken, Resulullah efendimiz buyurdu ki:
- Kardeşinizi çağırınız!
Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Peygamber efendimiz Vahşî’ye, “affolunduğunu” müjdeleyerek buyurdu ki:
- Fakat, seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum.
Hz.Vahşi müslüman olmuştu ama peygamber efendimizle yüz yüze gelemiyordu… Amcasını şehit etmişti. Nasıl bakardı yüzüne! Mahcup, başı önünde yaşadı. Öyle bir amel işlemem lazım ki beni affetsin, yüzüne bakabilsem derdi...
Ve bir gün peygamber olduğunu iddia eden Müseyleme adında birine karşı savaşa çıkılıyordu... Vahşi(r.a.) ''Onu ben öldürmeliyim böylece Resulullah’ a karşı mahçupluğum kalmaz ''diye düşünüyordu... Bu savaş çıktığında Peygamberimiz(s.a.v.)vefat etmişti...
Nihayet sefere çıkılmıştı. Hiç kimsenin yaklaşamadığı Müseyleme’ye Vahşi çok yaklaşmıştı...
Sahabeler 'Vahşi biraz geri gel' diyorlardı... Ama Vahşi Onu öldürmeye kararlıydı... Müseyleme’ye bir hayli yaklaştı ve mızrağını fırlattı... Müseyleme bir anda yere düştü... Hz.Vahşi sevinmeye başladı; Vurdum Onu...Vurdum onu...artık peygamberimi görebilecem...o gül yüzü görebilecem diye seviniyordu... Bir anda ; ‘gördüm onu ’ diye haykırıp yere düştü...
Sahabeler başına toplandılar ‘kimi gördün, Vahşi’ diyorlardı… Vahşi de ses yok... Bir zaman sonra vahşi kendine geldi ve koşmaya başladı... Bir yandan da 'gördüm onu o gül yüzü gördüm' diye haykırıyordu... Sahabelerde arkasından koşuyor ‘nereye ya Vahşi’ diyorlardı...
Bir an durdu...
'Peygamberimizi gördüm ...O gül yüzü gördüm...yanında da...yanında da amcası Hamza vardı...bana tebessüm ettiler..beni affetmiş 'dedi...
Koşup Medine'ye gitmek istiyordu... Bir an önce kabrine gitmek istiyordu...Hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve Medine’ye koşuyordu...
Evet gelmişti artık kabrin önüne... içeri girdi ve ‘artık o gül yüze bakabileceğim dedi.. Ağlıyordu... hemde ne ağlama...arkadaşları onu yalnız bırakmışlardı...
Vahşi kabrine bile giremezdi... ‘O gül yüze layık olmadan giremem’ derdi...
Artık layıktı... Bakabilecekti yüzüne...
PEYGAMBERİMİZİN İLK SÜT ANNESİ = SÜVEYBE HATUN
Muhammed’i (a.s.v) yedi gün annesi Hz. Amine emzirdi. Fakat sütü yetersiz kalınca orada bulunan amcalarından Abdüluzza (Ebu Leheb):
-Cariyem Süveybe yeni doğum yapmıştır. O sütü bol bir kadındır. Ona göndereyim de Muhammed’i emzirsin dedi.
Süveybe hatun daha önce Abdulmuttalib’in oğullarından Hz. Hamza’yı (r.a.) da emzirmişti. Oğlu Mesruh ile Hz. Muhammed’i (a.s.v) ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ha- lasının oğlu Ebu Seleme b. Abdülesed’i de (r.a) emzirmişti. Bu durumda Hz. Hamza (r.a), Hz. Muhammed (a.s.v) Mesruh ve Ebu seleme b. Abdülesed (r.a) sütkardeşiydiler.
Ebu Leheb nübüvvetten sonra azılı bir İslam düşmanı oldu. Cariyesini göndererek Hz. Muhammed’e (a.s.v) süt emzirtmesi, içine düştüğü Cehennem azabını azaltıcı bir etkisi olmuştur.
Muhammed (a.s.v) kendisini emziren Süveybe hatunu hiç unutmadı. Mekke’de iken sık, sık yanına gider; hal ve hatırını sorar, harçlık verirdi. Evlenince Hz. Hatice’de (r.anha) ona ikramlarda bulunmaya başladı. Bir ara onu azat etmek için Ebu Leheb’den satın almak istedi ise de Ebu Leheb buna yanaşmadı. Peygamberimiz Medine’ye hicret edince Ebu Leheb onu kendiliğinden azat etti.
Süveybe hatun hicretin yedinci yılında vefat etti. Onun bu halini peygamberimize Hayber’den dönerken haber verdiler. Gözleri doldu, onu hayırla andı. Daha sonra:
-Süt kardeşim Mesruh nerededir? O ne yapıyor? Diye sordu.
-O annesinden önce vefat etmiştir dediler.
Peygamberimiz bu kere:
-Arkalarından sağ kalan başka kişiler var mıdır? Diye sordu.
-Hayır! Hiç kimse kalmamıştır dediler.