İnsan bazen kendinden eksilir…
Ama bunu ilk anda fark etmez.
Bir sözle başlamaz bu eksiliş,
İçten içe, fark ettirmeden,
Kendinden geriye ne kaldığını sorgulatacak kadar derinden olur.
Bu kez bilerek başlayacağım hayata.
Uçmak istiyorum ama gücüm yetmiyor.
Yürümek istiyorum ama yollar içime batıyor.
Kalbim artık eskisi gibi atmıyor.
Sanki yorulmuş, sanki vazgeçmiş,
Sanki çoktan bir yere bırakılmış gibi.
Yüzüm hâlâ doğruya dönük.
Belki de bu yüzden hâlâ buradayım.
Birlikte dinlenmiş ya da yalnız dinlenmiş şarkılara…
Her biri bir iz bırakmış içimde.
Beni bana yaklaştırmak yerine
İnsan bazen en çok sevdiklerinde kaybolurmuş.
Hissedilen onca duyguya bakıyorum,
Verilen değere, gösterilen vefaya…
Ve sonra dönüp bugüne bakıyorum.
Teşekkür edilerek anılan,
Ama geri dönmeyen hatıralar…
İşte en çok orada kırılıyorum.
Kaç bahar içimde açmadan soldu?
Kaç kış, içimde fırtına olup geçti?
Kaç gece kendimden kaçtım?
Bazı geceler sayılmaz zaten.
Kaç vedayı sığdırdım bir ömre,
Kaç “elveda”yı içimde susturdum…
Ben o vedaların hiçbirinde
Ne kadar insan oldum, ne kadar olmadım…
Bunu da bilmiyorum artık.
Çünkü insan bazen kendini yaşarken değil,
Ben kendimi kaybettim ...
Bir vefasız uğruna değil sadece…
Belki de sadece sevebilme ihtimali uğruna…
İşte bu yüzden diyorum ki;
Geçen zaman geri gelmez, biliyorum.
Harcanan emek geri ödenmez, onu da biliyorum.
Ama insan bazen zamanı değil,
Geride kalan bir hayat değil,
İçinde hâlâ benim olduğum bir ben görmek istiyorum.
Başkasının gölgesinde kalmış değil…
Sadece kendisi olan bir ben…
Eğer bir gün yeniden başlayacaksam Azize,
Kendime vararak başlayacağım.
Kimseye bir şey söylemeyeceğim.
Sadece içimden fısıldayacağım:
“Artık… Beni bana verdim.”