Taht Oyunları, dizisiyle beraber acayip gündeme gelen bir seri. Merak eden ve bunun yanında "Nasıldır?" diye kafasında soru işaretleri olan pek çok insan var. Umarım bu konuyu biraz açıklığa kavuşturup meraklarınızı giderebilirim.
Öncelikle, "Dizi mi, kitaplar mı?" sorusuna gelirsek, KESİNLİKLE kitaplar. Bu, benim için her kitap-dizi/film konusunda böyle. Uyarlamalar ne kadar başarılı olursa olsun, işin en nihayetinde bu bir 'uyarlama'. Yani sizin hayal güçlerinizin dışında, yönetmenin hayal gücü ve imkanları ile sınırlandırılmış bir görüntü dizisi. Oysa hayal gücünün sınırlaması yok. Algılamalar kişiden kişiye göre değişecek bir şey.
Kitaplar, alışılagelmiş "tanrısal bakış açısı" ile yazılmış değil öncelikle, ki bu da alışması ve benimsemesi en zor olan şey. Fakat düşünce orijinal ve zekice. Özellikle alıştıktan sonra diğer kitaplara göre daha güzel bir seçenek olduğunu düşünüyor insan.
Kitabın ana dizilişi şu; "Bran", "Catelyn", "Eddard", "Tyrion" ... başlıklı bölümler var. Başlıkta adı geçen karakter kimse, o karakterin bakış açısından anlatılıyor olay. Dediğim gibi, başta alışması çok zor çünkü çok açılı bir görüşe sahip oluyorsunuz. Bunun yanında, alıştığınızda çok zevkli olan bir düzen bu. Bir olaya bakarken önce Robb, sonra Arya, sonra Sansa falan oluyorsunuz ve kendinizi o karakterin yerine koymanızda bu size artı bir avantaj sağlamakta.
Serinin en büyük eksisi, içinde çok karakter barındırıyor olması. Yeni başlayan biri ilk 100 sayfada adeta bir karakter keşmekeşinin içinde bulabiliyor kendini. Fakat bu sorun önceden düşünülmüş, ve her kitabın arkasına koyulan "Ekler" bölümünde ana karakterlerin dış özellikleri ve bağlı bulunduğu hanedanlar, yan karakterler ise kısaca tanımlanmış. Ayrıca her hanedanın başlığının adında o hanedanın arması, alışılagelmiş atasözü gibi ince detaylara da değinilmiş ki bu unutmaların önüne geçecek bir şey.
Başlayacak olanlara bir kaç tavsiyede bulunacak olursam, öncelikle ilk kitabın kalın olmasından -800+ sayfa- korkup, kitap hakkında ön yargılara sahip olmamalarını öneririm. Bunun dışında, kitabın gerek yazılış biçimi, gerekse çok karakter barındırması, seriye yeni başlamış birini kolaylıkla bezdirip vazgeçmesine sebebiyet verebilecek bir durum. Fakat bu da okuru etkilememeli diye düşünüyorum. En değerli madenler, en zor kazılardan sonra ulaşılan şeylerdir. Bunu da öyle düşünebilirsiniz. Ara ara sıkılmalar mutlaka olacaktır fakat genel anlamda çok güzel, sizi o zamana götürebilen bir seri.
Ayrıca son tavsiyem, gürültülü ortamlarda açılıp okunmaması yönünde olacak. Zira az evvel bahsettiğim gibi, kafa karışıklığına kolayca sebebiyet verebilen bir kitap ve böyle ortamlarda yarım yamalak okumanız, sizi onlarca hatta yüzlerce sayfa geriye götürebilir, tekrar okumak zorunda kalabilirsiniz.
Merak eden varsa, ben serinin ikinci kitabı olan Kralların Çarpışması: Kısım I'in sonlarındayım şu anda. Fakat seriye başlamadan önce benim gibi aklında bir çok soru olan arkadaşlar için böyle bir yazı yazma gereği duydum, umarım amacıma ulaşabilmişimdir.
Keyifli okumalar!