Betimleme yapmayı ya da kurgusal, gerçeklikten uzak yazılmış, yazılar yazmayı seviyorum. Böylece sınırlarımı koruyabiliyorum. Kendimi güvende hissediyorum. Kelimelerin kifayetsizliğinden kaçınabiliyorum.
seen from United States
seen from Russia
seen from France
seen from China

seen from United States
seen from Australia
seen from China

seen from United States
seen from China
seen from China
seen from Ukraine
seen from Nepal
seen from United States
seen from United States

seen from Russia
seen from South Korea
seen from Türkiye
seen from Germany

seen from Germany

seen from Malaysia
Betimleme yapmayı ya da kurgusal, gerçeklikten uzak yazılmış, yazılar yazmayı seviyorum. Böylece sınırlarımı koruyabiliyorum. Kendimi güvende hissediyorum. Kelimelerin kifayetsizliğinden kaçınabiliyorum.
Kurgusal karakterlerle başım dertte!
Yine bir kurgusal karaktere aşık oldum! Gerçek insanlardan sıkılma sürem 5 gün falansa, onlardan sıkılma sürem bile yok. Olmamış aşk acımı çekiyorum, aşık olduğum karakter hoş olmayan şeyler yaptı. Neyse ya ben onu öyle de severim...
Hiçbir zaman ona sahip olamayacağım için çok üzgünüm. Tanrım neden!?
TEK KİŞİLİK CİNAYET
Akşam geldi çattı. Her yer soğumuş gibi. Morg soğukluğu hakim çevreye. İnsanlar işten eve dönüyor. Beta’nın aklında bin tane soru var. Kapının eşiğinde dururken; ‘’ Onu ben mi öldürdüm yoksa bıçak mı? ‘’ diye düşünüp duruyor. ‘’ Öldü işte en sonunda’’. Kanı yüzüne bulaştırdı hayır hayır her yere bulaştı, oluk oluk akıyor. Kan ile arası pek iyi değildi ama olsun. Polis arabasının sirenini duyuyor. ‘’ Ne kadar da çabuk geldiler, sanırım o kötü şeytandan onları kurtardığım beni tebrik edecekler ’’ diye geçiriyor içinden. Sonunda gözleri kararmaya başladı. Akşam artık yüzünü geceye çevirdi ya da zihni onu yanıltmaya başladı. Peki nasıl cinayet işleyecek kadar aklını nasıl kaybetmişti Beta? En iyisi her şeyi başa sarıp öyle anlatmak lazım.
‘’ Varoluşu sorgulamak depresif insanların işidir. Sürekli nereden geldik nereye gidiyoruz, para bu kadar önemli mi, neden çalışmak zorundayız’’ gibi soruların cevaplarını ararlar. İyi bir işte çalışan, çok para kazanan, özel sağlık sigortası bile olan kişiler ise onları “ amaçsız” olarak nitelendirilir. Toplumumuz işte böyledir ‘’. Sıkıldığı zaman böyle şeyler yazdığı olurdu. Derin bir nefes aldı. Alfa iyi bir yazardı ve bazen böyle anlamsız paragraflar karaladığı olurdu. Yazdıklarını bir kenara koydu, bunları kimsenin okumasını istemezdi. Beyaza boyalı, tek kişilik bir yatağın olduğu bu deniz manzaralı odada zaman geçirmek en sevdiği şeydi. Tek kişilik her şeyi çok severdi. Yalnızlığı gibi. Bekar bir kadın olmanın onu özgürleştirdiğini düşünüyordu. Yerinden kalktı, aynaya bir bakış fırlattı, kısa sarı saçlarını ne kadar sevdiğini düşündü ve yatağına uzandı, yarın okurları için imza günü etkinliğine katılacaktı. Bu yüzden yorgunluğunu atmalıydı. Aslında gitmek istemese de, yayınevinin sahibi onu zorluyordu. Sonuçta ne kadar ünlü olursa olsun o da bir işçiydi, patronunun dediklerine uymak zorundaydı.
Senelerdir ev kadını olan bu sessiz, yardımsever, kocasının sözünden çıkmayan, güzel ve mağrur genç kadın farkında olmadan bazı sorular geçiriyordu aklından. Bir akşam ya ya gece vakti aklına bir soru geldi. Taksitleri daha yeni bitmiş pahalı mobilyalarla dolu salonlarında otururlarken kocasına; ‘’ İnsanlar niçin yaratıldı acaba? ‘’ diye sorduğunda ‘’ Yahu git yat kadın ne saçmalıyorsun gece gece, gereksiz, amaçsız sorular, aç değilsin açıkta değilsin, aç dizini izle işte’’ diye yerinden kaykılarak ( fakat istifini de bozmadan) karısının ağzının payını vermişti. Karakterlerimiz ne kadar zıt birbirimize hiç benzemiyoruz’’ diye düşündü Beta. Oturduğu yerden kalktı ve pembe renkli mutfağının yolunu tuttu. Kocasının gür sesi duydu sonra da o cümleyi; ‘’ Şşşş , dönerken tatlı birşeyler getirsene ağzımız tatlansın’’. ‘’ Tabii ki Omega, hemen getireceğim’’. Omega’nın ona aşık olmasını sağlayan gülüşünü üçbininci kez tekrarladı yüzünde. O kadar içten gülümsedi ki; alnındaki kırışıkları bile kendilerini saklamaya vakit bulamadı.
Bir kaç haftadır -yemek yaparken özellikle- elinde tuttuğu bıçağa uzun uzun bakıp bu sivri ve doğrayıcı metali inceliyordu. İnce ama keskin ve can acıtan. Bıçağı aklından çıkarıp güzel şeylere odaklanmalıydı, yarın dünya üzerinde en sevdiği ve kendine en yakın hissettiği kişiyi ilk defa görecekti. Ertesi gün X caddesindeki kitabevinde olan imza gününe gittiğinde her şey çok güzeldi. Alfa’ nın okurlarıyla tanışıp vakit geçirip, gülüp eğlenmişti. Ona sıra geldiğinde elleri titredi, damarlarında alyuvarları fazlasıyla çoğaldı, o kadar çoğaldılar ki birden bu yüzden yüzü bile kızardı. ‘’ Merhaba ‘’ dedi kalp atış sesini kendi sesiyle bastırmaya çalışarak. ‘’ Ben de sizin gibi bir yazar olmak istiyorum’’ dedi bir iki - üç saniye duraksamadan sonra. Cesareti kendini şaşırttı, ama gurur da duydu. Alfa masmavi gülen gözleriyle başını ona doğru çevirerek; ‘’ Tutkuyla yazın ve okuyun, hiç vazgeçmeyin ve bir gün neden olmasın? ‘’ diye cevap verdi. Teşekkür ederek yazdığı kitabına narin elleriyle bir imza atıverdi. Beta, bir sonraki imza gününe de gitti, bir sonrakine de. Alfa’ nın tavsiyesine uyarak aylar ve yıllar boyunca okudu ve yazdı ama ev işlerini de ihmal etmedi. Kitapların ve yazmanın en yakın arkadaşı olmaya başladığını ilk önce kocası fark etti ama üstünde durmadı, çünkü böyle şeyleri önemsemeye vakti yoktu. Onun için vakit nakitti ve hayatında kredi kartı geçmezdi. Söyleşilerde, imza günlerinde Alfa’ yı her gördüğünde içinde de bir garip girdap oluşmaya başlamıştı. O girdap bütün mantıklı düşüncelerini içine çekiyor geriye ise mantıksız düşünceleri kusuyordu. Günler sonra kafasının içinde korkunç düşüncelerle, korkunç sesler çınlamaya başladığında ‘’Yorgunluktandır.’’ diye düşündü, üstünde durmak istemedi. ‘’ Ev işleri beni yoruyor, ben ise imza günleri arasında gidip geliyorum, yoruluyorum, ama keşke daha çok imza günü olsa, daha çok yorulsam, gitsem gelsem, koşsam yorulsam, yorulmak güzel şey, yazı yazsam, ama daha çok yazsam benim de kitabım olsa, imzalasam kitaplarımı, herkes bana hayran olsa…‘’ diye geçirdi aklından ya da kendine kendine söyledi. Onun için pek farkı yoktu böyle şeylerin, saatlerce kendi kendine konuşmak kadar doğal başka ne olabilirdi ki?
Beta yarın sabah bir başka imza gününe gidecekti ve dinç olmalıydı. Hava çok soğuktu ama olsun, bunu asla kaçıramazdı. Son bir kaç aydır uyumadan evvel Alfa’ nın yazdığı tek bir kitabı okuyordu ve bu kitap için çok değerliydi. Çünkü onu anlatacak başka kitap yoktu. Hayatında onu anlatan başka hiç bir şey yoktu.
Sabah ise çok gergin uyandı. Yabancı tarafından kurcalanmış eski bir yay parçası gibi. Yine de kocasına kahvaltısını hazırladı, bu onun kadınlık göreviydi ve asla ihmale gelmezdi…Ellerini yıkadı, kahvaltısını özenerek hazırlamasına yardım eden bıçağını da yıkamayı unutmadı ve çantasına bir annenin çocuğunu yatağına yatırması gibi çantasına dikkatlice yerleştirdi. Ardından koltuğuna geçti ve düşünmeye başladı.Tek kişilik koltuğuna. Bu sabah kahvaltı hazırlamak onu çok yormuştu. Koltukta otururken ne giyeceğini düşünmeye başladı, çünkü bugün çok özel bir gündü. İri gözlü esmer güzel bir kadındı Beta, bu yüzden gözlerini ortaya çıkaran en sevdiği elbisesini giymeye karar verdi. Odasına geçti, beyaz odasına. Odada çok eşya vardı. Kalabalık yapan eşyalardan gözlerini kaçırdı, artık kalabalığa da tahammülü kalmamıştı. Aynanın karşına geçti ve uzun uzun kendini seyretmeye başladı, kendisini her zaman çok severdi, dayanamadı aynaya bir öpücük kondurdu. Saçları da onu huzursuz ediyordu. Gür, siyah ve uzundular. Sanki onu yavaşlatıyor gibiydiler. Aniden sinirlendi, tepesinin tası çok uzaklara atıldı, Omega’ nın tıraş makinesini alarak upuzun saçlarını kazımaya başladı. Sonuçtan çok memnun kaldı, artık hızlı olabilirdi, çevresinde de onu durduracak kimse ve hiç bir şey kalmamıştı. Evden çıkarken kırmızı lekeler kaplamış halı gözüne takıldı, kocası halının üzerinde bir bir kaç eşit parçaya ayrılmış, yatıyordu. Etrafında küçük et parçalarına benzer şeyler vardı ama görmezden gelmeyi tercih etti. Dağınıklığı da sevmezdi. ‘’Ah yattığı yerde uyuyup kalmış yine, tabii çalışırken çok yoruluyor canım kocacım’’ diye geçirdi içinden. Gülümsedi ve beresini de alıp evden çıktı.
Kalabalıkta tanıdıklarına selam verdi tek tek. Bir sürü samimiyetsiz selamlar. Beresini utangaçlıkla düzeltip duruyordu. Bir ara dikkatini sadece beresine verdi. Kırmızı ve yumuşak ama kaygan. Sıvı ve ılık bir şeyi anımsattı ona. En sonunda Alfa’yı gördü. Okurlarıyla vedalaşıyordu. Ne kadar güzel bir kadındı. Sarışın ve uzun boyluydu, güler yüzlüydü. Beta ona hayranlıkla bakmaya devam etti. Belki de dakikalarca baktı ve dışarıda beklemeye karar verdi. Saatler sonra Alfa dışarı çıktı, çağırdığı taksiye bindi. Beta da saklandığı yerden çıkıp arabasına atladı. Takip sonsuza kadar sürse bile yolundan dönmemeye kararlıydı. Yarım saat sonra bembeyaz kocaman bir evde durdu taksi. Beta da hemen indi arabasından. Neyse ki, Alfa onun farkına bile varmamıştı. Tam evden içeri girecekken sarışın güzel kadın sıcak ve huzursuz nefesi ensesinde hissetti ve ne olduğunu anlamadan Beta onun ağzını, kollarını sıkı sıkı fakat nazikçe tutup sakinleştirmeye çalıştı. ‘’ Zarar vermeyeceğim, benden sana zarar gelmez ki’’ diye fısıldıyordu. Alfa neden bu kadar çok bağırıp çağırmaya çalışıyordu? Bu Beta’ nın kalbini paramparça etti. Çantasından çıkardığı bıçağı elinde ısınmıştı ve kadının o narin boynuna bıçağıyla bir çizik atıverdi. Fakat, kesinlikle derin değil. ‘’ İyi ki saçlarımdan kurtulmuşum’’ diye düşündü ‘’Yoksa nasıl bu kadar çabuk bu minik yarayı yaratabilirdim?’’ dedi boynundan kanlar fışkaran Alfa’ ya doğru eğilerek. Gülmek istedi ve kahkaha atmaya başladı. Öyle çok güldü ki yanakları bile kızardı. Neyse ki yara derin bir yara olsa onu öldürürdü, hayır bu isteyeceği son şeydi. O kimseye zarar verecek birisi değildi.
Polisler Beta’ yı bulduklarında can çekiyordu, ama ölümle kavga etmiyordu, ölümün üstünlüğünü kabul etmiş gibi bir hali vardı. Boynundan sızan kanlar vücudundan çağlayan gibi fışkırıyordu. Bir kaç saniye sonra tamamen durdu Beta’ nın kanı. Yattığı yerde hareketsiz kaldı. Tek kişilik dünyasında sahnelediği tiyatroyu yine kendisinden başka kimse izleyememişti. Yüzünde gülümseme vardı sanki. Ya da polise öyle gelmişti.
Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsanca yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var.
Franz Kafka - "Dönüşüm" hakkında ki konuşmaları.