seen from United States

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Russia

seen from United States

seen from Germany
seen from China

seen from Italy

seen from Belgium

seen from Germany
seen from Brazil
seen from China
seen from Brazil

seen from United States

seen from Germany
seen from China

seen from Singapore
seen from Bulgaria

seen from Germany
Sonra bir uzak bulurdu herkes.
Giden gidemezdi gelen gelemezdi.
Hayal olurdu hatıra olurdu..
Şükrü Erbaş
Cemal Süreya Anısına... Lokman şair senin hayatın Yedi kırlangıcın hayatı kadar Altısını ardı ardına yaşadın Bir kırlangıcın daha var. * * * ““Kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” Cemal Süreya... En az bizler kadar yalnız bir insan, yalnız bir şair. Aramızdaki fark ise onun eline kalemi, bizim ise onun şiirlerini alıyor oluşumuz. Yalnızlık paylaşılır mı bilmiyorum ama kelimeleriyle ruhunu aktarmış bize Cemal Süreya. Yalnızlığı bizim yalnızlığımız olmuş, hüznü bizim hüznümüz, aşkı bizim sevdamız. “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası” Etrafını yalnızlık sarmışken bile söze aşkla başlamış Cemal Süreya. Zaten gece aydınlanıp elimizdeki kelimeler tükendiğinde geriye sevda kalıyor zihinlerde. “Bu adam gerçekten çok sevmiş!” diyorsunuz. Ellerini sevmiş kadınların, boyunlarını, bembeyaz tenlerini, bakışlarını bile sevmiş. Hepsini ayrı sevmiş ama birini bile diğerinden az sevmemiş. Yalnızlığıyla arasına giren de yine o kadınlar olmuş. “Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların Sonra her şey çıkıp geldi” Ve sonrasında şairin hasreti, yalnızlığı kabullenişiyle giden, arkasında koca bir yalnızlık bırakan bir kadın var. “Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin” Oysa Cemal Süreya’nın ne kadar cesur bir adam olduğunu hatırlatıyor başka bir şiiri. Öyle ki o, kaybettiği bir iddia sonucu soyadından bir harf eksilten bir adam, cesur bir şair. “Adımın bir harfini atıyorum”
Bu cesareti şiirlerinde çokça gördüğümüz erotizmden de anlaşılıyor. Aslında biraz da “çıplak romantizm” onunki. Cinselliği hayatın bir parçası olarak görüyor ve hayatın parçası olan her şey onun için şiirin de bir parçası hâline geliyor. Erotizmi ve aşkı aynı potada eritiyor şiirlerinde ve bunu o kadar olağan şekilde yapıyor ki okurken hiç de rahatsızlık duymuyor insan. “Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor” Cemal Süreya’nın şiirlerinde beynimizi kurcalayan bir diğer konu ise ölüm ve ölüm kavramını ele alışı. Oldukça genç yaşlarda sırasıyla kardeşinin, annesinin ve babasının vefatına tanıklık eden Cemal Süreya, ölümle tüm gerçekliğiyle yüzleşiyor. Bu nedenledir ki şiirlerinde ölüm kavramının ele alınışı oldukça somut. “Sen ki gözlerinle görmüştün 57’de Babanın parçalanmış beynini Kâğıt bir paketle koydular mezara İstesen belki elleyebilirdin de Ama ağlamak haramdı sana” Yaşı ilerledikçe ve gitgide arkadaşlarının ölümüne tanık olmaya başladıkça ölüm temasını şiirlerinde daha yoğun işlemeye başlamıştır Cemal Süreya. Ondan korkup kaçmak yerine, ölümü görsel veya işitsel nesneler yardımıyla somutlaştırmış ve hayatın tam anlamıyla bir parçası hâline getirmiştir. Ölümden sonrası için de büyük endişeler taşımamış ve bir şiirinde tanrının da bizim ölümümüzle birlikte öldüğünü ileri sürmüştür. Cemal Süreya’nın ölüme karşı takındığı dingin tavrı iki minik dizede çok güzel özetlenmiştir. Hayat kısa, Kuşlar uçuyor. Son şiirinde bile ölüm teması yine her zamanki gibi gerçekliği yadsınmadan işlenmiştir. Ama bu son şiirinde okuyucusuna değil, tanrıya seslenir Cemal Süreya. Ölmek için doğru bir zaman yoktur belki, ama yaşanmış güzel bir hayat vardır. Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir.. Üstü kalsın.. “Şairin hayatı da şiire dâhil” diyen, seven, âşık olan, hasret çeken, acılara katlanmaya çalışan, çoğu kez ağlayan, kıskanan, yalnız kalan ve eşsiz şiiri de bunlarla doğan ve şiirleri hâlâ bu kadar canlı ve şiirleri hâlâ bu kadar içimize işleyen Cemal Süreya’yı ölü saymanın doğru olduğuna inanılabilir mi? Cemal Süreya, şiirleriyle ve içlerinde barındırdıkları o hoş, eskimeyen imgelerle birlikte yaşamaya ve ruhumuza güzellikler katmaya devam ediyor. Anısına, bıraktıklarına, yaşadıklarına sevgi, saygı ve özlemle... * * * Cemal Süreya (Kendi seçimiyle “10 Ağustos” 1931 - 9 Ocak 1990) * * * - Görsel: Cemal Süreya (Ekin Başak Akgül)
In My Gif Era - Speak Now World Tour
↪ You Belong With Me
say you're fine, i know you better than that
hey, what you doing with a girl like that?
Her şeyi anlıyorum. Ama kendimi o zaman içinde bulunduğum ruh durumuna sokacak olursam, insanların bakışları karşısında, kendimi korkunç bir baskı altında duyumsuyor, bütün bu gözlerin bana bir imge verdiklerini, bu imgenin kesinlikle benim bildiğim imge değil, benim ne bilebildiğim ne de engelleyebildiğim başka bir imge olduğunu düşünüyordum; yalnızca delice şeyler söylemek değil, delice şeyler yapmak da geliyor içimden, sokaklarda yuvarlanmak ya da dans eder gibi yürümek, dilimi çıkarmak suratımı buruşturmak... Oysa, öyle ciddi, öyle ciddi yürüyordum ki yolda. Şimdi siz de ah ne güzel, tümünüz de öylesine ciddi yürüyorsunuz ki...
-Biri Hiçbiri Binlercesi
eski imgelerin anısından bir türlü kurtulamaz insan, bu nedenle de bu anıyı anlamsız bir yük gibi taşır durur.
carl jung - dört arketip
he just like.me Fr