tasavvuf ve taoizm’deki anahtar kavramlar felsefi kavramların karşılaştırmalı bir incelemesi / ibn arabi ve lao-tsu, çuang-tsu
ibn arabi hakk’a sembolik olarak amâ yani dipsiz karanlık adını vermektedir. dipsiz karanlık (yani lataayyün) ilahi tecelli bakımından da ahadiyyet (teklik) mertebesinde olduğu söylenir.
ibn arabi’nin ‘varlık bilgisi’ (ontoloji) açısından, temel yapısı:
‘‘hakk’ın batini ve zahiri olmak üzere birbirine zıt (gibi görünen) iki vechesi vardır.’‘
‘‘batini veshesiyle hakk, sırrı en yüce mertebeden keşif ehline dahi perdeli kalan ezeli ve ebedi bir gayb ve karanlık’dır.
‘‘hakk, beşerin bilgi alanına, ancak zahiri vechesiyle o da allah ve rabb suretlerinde girmektedir.’‘
‘’bu iki veche arasında, haklarında ‘haklı olarak, hem var oldukları ve hem de var olmadıkları söylenebilecel’ olan nesnelerin mevcut olduğ özel bir bölge, yani a’yan-ı sabiteler alemi bulunmaktadır.’’
‘‘hak her mahlukata (yaratılmışta) bu mahlukun istidasına uygun olarak görülür. bu kapsamda o, ferdi aklın istidadı uyarınca idraki mümkün olan her şeyde kendini gösteren zahir’dir. ve bu da (yani her aklın özel istidadı da) o’nun sırrıdır.
‘‘ancak tenzih ile teşbih’i birleştirebilene arif-i nillah ( yani hakk’ı tam doğru olarak bilen) denebilir.’‘
‘‘(hakk’dan başka, kelimenin gerçek anlamıyla mevcud hiçbir şey olmadığından, gerçek bir arif-i billah) kesret’te allah’ın vechinden gayrı hiçbir şey gömez, çünkü bilir ki bütün bu suretlerde kendini zahir kılan o’dur. buna göre (neye taparsa tapsın) o daima yalnızca allah’a tapmış olur.’’
‘‘ibn arabi’ye göre tenzih ve teşbih’in en güzel birleşimi ancak islam’da gerçekleşmiştir.’‘
‘‘alem, hakk’ın gölgesidir.’‘
‘‘zat’ın sıfatlardan arınmış vechesiyle herhangi bir kimseye ya da şeye tecelli etmemesi hasebiyle, sıfatlardan arınmış olan saf zat’ın tecelli etmesi mümkün değildir.’‘
‘‘..o, daha çok, aklın hükümran olduğu bölgenin ötesine geçerek kendi manevi sezgisinin verdiği hükümleri izler. böyle bir kimseye ‘arif’ ve ‘rabb’in kulu’ (abd-i rabb) denir.
‘‘ibn arabi’ye göre: arif hakk’ı hakk’dan, hakk’da ve hakk’ın gözü ile görendir. arif olmayan ise hakk’ı hakk’dan, hakk’da ve kendi nefsiyle görendir. cahile gelince bu da hakk’ı ne hakk’dan ne de hakk’da gören ama o’nu ahiret’de nefsinin gözüyle görebileceğini uman kimsedir.’‘
..













