Varlığının beni ayakta tuttuğundan haberi olmayan son insan da, bıraktı beni o işlek caddeye çıkmadan. Söylenmemiş bir istek parça gibi kaldım sokağın köşesinde.
Yürüdüm bende, yürüdüm durmadan. Bir hedef belirlemediğimden olsa gerek, birçok kez aynı yerlerden geçtim. Farklı kaldırımlarda yürüdüm elbet, dikkat çekmek istemedim. ''O kadar da aptal değildim çünkü! O kadar da değil!'' demek istedim. Diyemedim. Boş yürüyüş eylemimde yaptığım tüm tahliller aptal olduğumu gösterdi. Sıcacık evime gitmek varken, soğuk sokaklarda yürüdüm. Aptallığı seçtim. Aptallığı sevdim. Zira dört duvar manzaralı inim, genelde sıkıldığım noktalara değiniyordu. Kendine. Sürekli kendine. Bir çok kez anlatmaya çalıştım halbuki, her duvarını aldım karşıma konuştum. En çok ta tavanına. Ama müthiş bir reaksiyon fakirliği içerisinde olan bu arkadaşlar, her zaman beklenen performansı sergilediler. Bu yüzden şimdi şu caminin bahçesindeki bankta kitap okumayı düşünüyorum. Sizce de daha cazip değil mi ?
Bence de değil. Ama normal şartlarda. Ve pek kadim dostlarım, güneş battığından bu yana normal şartlar dahilinde değiliz. Öyle olsaydık ben caminin dekor amaçlı ışıklarında kitap okurken, bir yandan da etrafımda dolaşan kediyi sevmek için fırsat kollamazdım. Ve cami bahçesini zihinlerine kestirme olarak oturtmuş insanlar, bana fil yutmuş bir yılana bakar gibi bakmazlardı. Rahatsız oldum Rahatsız edildim. Aptal ve rahatsızım. İnsansızım.
Hala yürüyorum. Yürüyor ve yürüyorum. Sigaradan sıkılmış dilime, damağıma inat,bir sigara daha yakıyorum. Yanıyorum. Bir bira almaya yetecek paramla, elbette bir bira alıyorum. Bir birayla çakır oluyorum ya, ben de bunu seviyorum.
Küçük bir İsa Mesih olarak, okuduğum ve benimsediğim bir kitabı düşünüyorum, yine küçük olan kıyametimin başladığı sokak köşesinde. Tabi ki yeraltı edebiyatına ait olan bu kitabın, kahramanlarının memleketini düşünüyorum. Lillevik. Küçük, pislik dolu ve çirkin. Bağdaştırıyorum bulunduğum yerle, benzetiyorum. Burası benim Lillevik' im diyorum. Ve sevilebilecek bir uzuv ekliyorum memleketim olan hilkat garibesine.
Serseriliklerini içlerinde tutmakta benim kadar başarılı olamamış, veya içlerinde tutmayı asla bir seçim edinmemiş olan gençler görüyorum. Onları tanıyor ve bu saatte dışarıda olma sebeplerini biliyorum. Biraz boş muhabbetten sonra, bu sebepten bir tırnak koparıyorum. Amına koyayım, böyle şeyleri hiç kaçırmıyorum.
Aklıma ilk terk edilmiş hastahanenin bahçesi geliyor. Bir kuytusunda buluyorum kendimi. Bir tırnak kopardığımı yakıp ciğerlerime doldurunca, bir tırnak uçuyorum. Kararlı adımlar atmaya çalıştığım evimin yolunda, birkaç denemeden sonra ilk kez duyacak olduğum saçma salak şarkıyı oturtuyor ve söylemeye başlıyorum.
I'm on the road, I'm walk away. x2
I need a one cigaratte, already I have. x2
I'm in Lillevik, I wonna some drink.
I'm in Lillevik, I wonna something.
And I will find, I will find, I will fly. x2
Ve böylece sindirmeden beni kaçıyorum karanlıktan. Günü böyle bitiriyorum. Bir gün daha bitiyorum...