Dil dile değdikçe akar dilimiz özgürce

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malta
seen from United States
seen from T1
seen from United Kingdom
seen from Iraq

seen from United Kingdom
seen from China
seen from China

seen from United Kingdom

seen from Maldives

seen from Malta
seen from Oman
seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Germany
seen from United Kingdom
Dil dile değdikçe akar dilimiz özgürce
https://www.tumblr.com/chat/9IBPWCZHe4Mbb5U9hSfhnA/naber-lubunya
This is a Group Chat on Tumblr that chats about: #photography, #gay, #Aesthetic, #friend, #lgbt, #queer, #turkey, #türkiye, #lgbtq, #instagr
“Lubunya” by Turkish darkwave band Jakuzi off of their 2017 album Fantezi Müzik
#3
henüz kapıya varmamıştım aslında
bir gün ilk mesajlarımızı ve ilk bakışlarımızı özleyeceğimi bildiğimden onları tekrar okuyorum ve sanırım bu yazıya not ediyorum: selam güzel popo ne zaman uygunsun ok cuma sikişiyoruz o zaman (end of message) eğer belli olmuyorsa diye: sikişmedik, sonra da konuşmadık 4 ay. ta ki o toplantıda kapıyı bana sen açana kadar. kapıyı ben çalmamıştım, önümde bir kaç kişi daha vardı bu yüzden henüz kapıya varmamıştım aslında, hala merdivenlerde bir kaç basamak aşağıdaydım kapıyı açtığında ve göz göze geldiğimizde
ELA
Aynada uzun uzun gözlerine baktı. Orada bir şey arıyor gibiydi Vedat. Banyonun kapısını Selo açtı. Kapıya yaslanıp elini beline koydu.
-N’apıyosun lan ibne?
-Napıyım çıkcam şimdi. Kaşlarımın arasında bir iki tel bir şey çıkmış onları alıyorum.
-Sikişe mi?
-İnşallah. Oğuz vardı ya, bahsetmiştim hani. O mesaj attı. Limanda içecekmiş bir arkadaşıyla. Bakalım, belki de düşer.
-Ben de konsere gitcem bi saat sonra Melis’le.
Selo, altındaki eşofmanı sıyırarak banyonun içine doğru yürümeye başladı.
-Az kenara kaysana işiycem.
-Sen de sikişe gidiyomuşun demek… Ela nasıl bir renk?
-Ne biliyim amına koyiyim. Böyle yeşil gibi mi?
-Osurma be.
Aynada uzun uzun gözlerine baktı. Evden çıktı. Yürürken kısa saçları ne kadar elveriyorsa savuruyordu. Yat limanına vardı. Oğuz ve Oğuz’un hiç tanımadığı arkadaşı orada pet bardakta rakı içip oturuyorlardı. Geçip yanlarına oturdu. Otururken bardağı devirdi. Aşağı basamakta uyuyan tekir sıçrayıp gitti. Tekir az ilerde bir başka tekire pati atıp kaçmaya başladı.
Vedat, pek de hoşlanmadığı Oğuz’un ve tanıştırılırken adını bile dinlemediği Oğuz’un arkadaşının sohbetinden çok sıkılmış görünüyordu. Sadece “evet, aynen, e yani, tabii canım” gibi parazit laflar dışında pek konuşmamıştı. Burnuna bir koku takıldı. Kokunun kaynağını aradı gözleriyle. Karşı tarafta on-on iki kişilik, her biri başka sesten aynı şarkıyı söylemeye çalışan bir sıra insandan geliyordu koku. Vedat atıldı.
Hangi gönül uslanır aaahhh!
Karşıda grubun başatı olduğu oturuşundan, herkese/her şeye hakim oluşundan belli olan bir adam el etti.
-Gelsene böyle ya. Ne ses varmış sende.
Vedat, şarkıya davet edilmek için atıldığından, daha adamın cümlesi bitmeden ayaklanıp gitti. Adamın adının Kemal olduğunu öğrendi. Kemal, şişme montu, beyaz spor ayakkabıları, subay traşı, sakalsız ve bıyıksız suratı, çenesindeki dikiş izi ve ucuz parfümüyle tam bir mahalle abisiydi. Vedat için Kemal’in nasıl biri olduğunu çözmek oldukça kolaydı. Birkaç şarkı arasında, Vedat yeteri kadar poz kesip şovunu yaptıktan sonra Kemal’in elindeki cigaraya uzandı teklifsiz. Kemal, cigarayı Vedat’a uzatırken, Vedat cigarayı çekerken, uzun uzun bakıştılar. Vedat ciğerindeki son dumanı da üfleyince, Kemal buyurgan bir tavırla yanındaki taş zemini pışpışladı eliyle. Vedat birkaç basamak çıkıp, Kemal’in yanına oturdu. Kemal, Vedat bu kadar yakınına oturduğu için biraz huzursuzlanıp şöyle bir etrafına baktı. Kimse onlarla ilgilenmiyordu.
-Adın ne senin?
-Vedat.
-N’apıyosun nasıl gidiyo?
-Sadece ağzıma alırım.
Kemal ayağa kalktı. Yürümeye başladı. Vedat da emir almış gibi peşi sıra gitti. Yat limanına inen tarihi merdivenlere kadar hiç konuşmadan yürüdüler. Oraya varınca merdivenlerin altındaki kemerlerden birinin içine girdiler. Yoğun bir sidik kokusunun içinde Vedat, Kemal’in dudaklarına saldırdı. Kemal başını ve dudaklarını kaçırdı, Vedat’ı kafasının tepesinden tutup aşağı doğru indirdi. Vedat ne yapması gerektiğini iyi biliyordu. Halinden memnun görünüyordu. Kemal’in kemerini ve beş pantolon düğmesini açıp küçük sikini ağzına alıp büyük bir iştahla yalamaya başladı. Bacak arasından gelen kokuyu duymamaya çalışıyordu. Kemal başını geriye atıp hırıldar gibi sesler çıkarıyordu. Vedat birden ayağa kalkıp pantolonunu yarıya kadar indirdi. Arkasını dönüp yağlı duvara elleriyle dayandı. Kemal sırıtmaya başladı.
-Dayanamadın mı orospu.
Kemal, Vedat’ın içine girer girmez boşaldı. Pantolonunu giydi. Kemerden dışarı çıktı. Vedat da bir iki soluk aldıktan sonra. Kemal’in yanına geldi. Tan ağarmıştı. Kemal yürürken bir an dönüp Vedat’a baktı.
-Gözlerin de elaymış. Nerede oturuyorsun sen?
Vedat cevap vermedi. Oğuzlara, Kemallere veda etmeden eve koyuldu. Yol boyu götündeki dölleri tutmaya çabaladı. Eve girer girmez tuvalete koştu. İçindekileri çıkarırken çıkan kokudan midesi kalktı. Bu koku Kemal’in bacak arasından gelen kokunun aynısıydı. Tuvalete dönüp kustu. Yüzünü yıkadı. Aynada kusmaktan kızarmış gözlerine baktı.
Ne elası amına koyiyim… yeşil benim gözlerim.
(değerime ve özsaygıma)
ZENNE’yi izledim az önce.
post bu kadar.
Diyanet'in eşcinsel çıkışı: “Zor günler daha da zorlaşıyor lubunyalar için”
Bu fotoğraf yeni ama #throwbackthursday e ait olmasının sebebi, lubunya ile arkadaşlığımızın benim daha sakalım çıkmamışken başlaması ama onun o zaman da sakalı vardı. 😂😂😂😂 - #lubunya #lgbti #photooftheday #photographer #photography #joy #force #peace #beard #gay #gayboy #gaylove #gaykiss #gayistanbul #gayturkey #gaytürkiye #kadıköy #blue #mehmet #ekin #friends #friendship #oldfriends #colours #sunglasses (Moda, Istanbul, Turkey)