SASANİ İMPARATORU KİSRAYA AİT SARAYIN YIKILMASI
On bir Rebiülevveli on ikiyi bağlayan gece Mekke’den binlerce kilometre uzakta bazı garip olaylar olmaktaydı.
İran Sasani imparatoru kisranın yirmi iki şerefeli sarayında on dört şerefe aniden oluşan bir deprem sonucu yıkılıverdi. Kisra bundan çok korktu. Hemen tacını giydi, tahtına oturdu ve Mecusi ulularını huzuruna çağırdı.
Bu sıralarda İran Sasani imparatorluğunun baş kadısı olan Mubezan rüyasında bir takım serkeş develerin bir sürü yüğrük atları önüne katarak Dicle ırmağını fütursuzca geçtikten sonra İran topraklarına yayıldıklarını, çiğnediklerini görüyordu.
Deprem ve rüya onu kan ter içinde uyandırdı. Olanları yorumlamaya çalışırken kisranın onu acele çağırdığı haberini getirdiler. Bu haber baş kadıyı daha da korkuttu. Hemen giyinip kisranın yanına koştu. Kisranın huzuruna Mecusi uluları gelip, toplanmış, başları yere eğik, sessizce bekleşiyorlardı.
Kisra onlara:
-Ben size gecenin şu vaktinde ne için haber saldığımı, burada niçin toplattığımı biliyor musunuz? Diye sordu.
Huzurdakiler:
-Biz hükümdarın bu hususta bize vereceği bilgiden başka bir şey bilmiyoruz dediler.
Kisra sarayında on dört şerefenin bir deprem sonucu nasıl yıkıldığına anlatırken huzura bir haberci girdi. Hemen kisranın önünde secdeye kapanarak:
-Ey yüce kisra! Size bir haber getirdim dedi.
Kisra haberciye:
-Söyle diye emretti.
Haberci korkudan tir, tir titreyerek, güçlükle:
-Ey yüce kisra! Bin seneden beri yanan, atalarımızdan kalma kutsal ateşgedemiz birden sönmüştür dedi.
Kisra önce gelen haberi inanamadı. Haberciye:
-Ne dedin? Ne dedin? Bir daha söyle diye bağırdı.
Haberci getirdiği haberi bir daha tekrarlayınca kisranın beti benzi soldu. Etrafındakilere:
-Sarayımda on dört şerefenin yıkılması, kutsal ateşgedemizin sönmesi muhakkak ki çok büyük bir olayı, üzerimize gelmekte olan bir musibeti işaret etmektedir dedi.
Mubezan konuşmak için Kisradan izin aldıktan sonra:
-Ey kisra! Kutsal ateşgedemizin sana iyilikler vermesini dilerim.
Bende bu gece bir rüya görmüş bulunuyorum. Rüyamda sürü, sürü develerin, yüğrük atları önlerine katarak korkusuzca Dicle’den geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını, oraları çiğnediklerini görmüş bulunuyorum dedi.
Kisra ona:
-Ey Mubezan! Acaba rüyan ve şu olanlar neye işaret olabilir? Diye sordu.
Mübezan mecliste bulunanların en bilgisi idi. Kisra her zaman onun düşünce ve görüşlerine önem verirdi.
Mubezan:
-Ey kisra! Bütün bunların Araplar arasında mühim bir olayın vuku bulduğuna işaret olduğunu sanıyorum dedi.
O sıralarda ne kisra, ne de Mubezan kisranın sarayına doğru birbirlerinden habersiz iki atlının dörtnala gelmekte olduklarını, onlardan birinin susuz Semâve vadisinin sular altında kaldığı, diğerinin de Sâve gölünün suyunun birden çekildiği haberini getirdiklerini bilmiyorlardı.
Semâve; Kufe ile Şam arasında Kelp kabilesine ait taşlı bir çöl, Sâve ise Hemdan ile Kum şehirleri arasında eni ve boyu altı fersah civarlarında olan bir göldü. Göl kuruyunca buraya Sâve şehri kurulmuştur.
Haberciler artarda saraya gelip getirdikleri haberleri bildirdiklerinde kisranın korkusu bir kat daha arttı.
O dönemlerde Arap yarımadasının güney tarafları İran Sasani imparatorluğuna bağlı bir eyalet hükmündeydi. Başında vali olarak Numan b. Münzir bulunmaktaydı.
Kisra Numan b. Münzir için bir emirname yazdırdı. Bu emirnamesinde şöyle diyordu.
“Krallar kralı kisradan Numan b. Münzir’e;
Şimdi bana hemen bir ilim adamı gönder ki kendisine bazı şeyler sormak istiyorum. Bunu yaparken de acele et. Beni bekletme.”
Numan b. Münzir mahiyetinde en bilgili kişi olan Abdülmesih b. Amr’ı kisraya gönderdi.
Abdülmesih gelip, huzura girince kisra:
-Sende sormak istediğim şey konusunda bir bilgi var mıdır? Diye sordu.
Abdülmesih:
-Hükümdâr soracaklarını bana bildirsin. Sordukları konusunda bilgim varsa söylerim. Eğer bende sordukları konusunda bilgi yoksa cevap verebilecek bir bilene haber verebilirim dedi.
Kisra gördüklerini ve Mubeza’nın rüyasını Abdülmesih’e anlattı.
Abdülmesih bir müddet düşündükten sonra:
-Ey kisra! Bu husustaki bilgi Şam’da oturan dayım Satîh’te var, bende yoktur dedi.
Kisra Abdülmesihe:
-O zaman sen hiç durma, Şama git. Sorduklarımı ona sor, cevaplarını bana getir diye emretti.
Abdülmesih hemen hayvanına atlayıp Şama doğru yola çıktı. Vardığında Satîh’i ölüm halinde ağır hasta buldu. Hemen yanına girip selam verdi, hal ve hatırını sordu fakat Satîh bir cevap vermedi.
Bunun üzerine Abdülmesih:
-Yemen diyarının ulu kişisi yoksa sağır mıdır? Yoksa işitiyor da yanına geleni aldırış mı etmiyor? Yoksa ölüp gitti de bizleri büsbütün yas içinde mi bıraktı? Diye sordu. Fakat Satîh yine cevap vermedi.
Abdülmesih Satîh’a doğru biraz daha yaklaşarak:
-Ey mühim ve zor işlerin çözümleyicisi ulu şeyh! Bir büyük ve sayılır cemaatin şeyhi olan kız kardeşinin oğlu Acem şahı tarafından sana gönderildi. Dağ ve düz, gece ve gündüz demeden ve yollardaki tehlikeleri aldırış etmeden son süratle yanına geldi de bütün bilgiçlerin aciz kaldıkları büyük işleri senden sorup öğrenmek ister mealinde yedi beyitlik bir kaside söyledi.
Satîh Abdülmesih’in şiirini işitince başını kaldırdı, gözlerini açtı ve:
-Abdülmesih devesini binip acele olarak Satîh’in yanına geldi. Ama o ölmek ve kabre girmek üzeredir. Fakat ben senin ne için geldiğini biliyorum. Seni bana Sasanoğulları hükümdarı göndermiştir. Sarayının sarsılıp on dört şerefesinin neden yıkıldığını, bin yıldan beri yanıp duran ateşgedenin niçin söndüğünü sormaktadır. Birde Mubeza’nın gördüğü rüyayı yorumlamamı istiyor.
O Mubezan ki rüyasında bazı serkeş develerin yüğrük atları kovalayarak Dicle nehrini geçtiklerini İran topraklarını yayıldıklarını görmüştü.
Ey Abdülmesih, iyi dinle!
Ne zamanki ilahi vahyin okunması çoğalır ve Asa Sahibi gönderilir. O zaman Farslıların ateşgedeleri söner, şerefeleri yıkılır.
Susuz Semâve vadisinden sular taşarda, Sâve gölünün suyu çekilir.
Ey Abdülmesih! Yıkılan şerefe sayısınca onlardan kral ve kraliçe gelir ve artık olacak olan ondan sonra olur. Olacak olanın önüne kimse geçemez.
Artık Şam Satîh’in Şam’ı değildir dedi ve böyle dedikten sonra öldü.
Abdülmesih gelip kisranın huzuruna çıktı. Satîh’in sözlerini ona haber verdi. Gelen haber bir bakıma kisranın yüreğine su serpmişti.
Abdülmesih’e:
-Demek bizden on dört hükümdar çıkıncaya kadar hakimiyetimiz sürüp gidecek. Bu oldukça uzun bir zaman olmalı dedi.
Fakat kisranın tahmini doğru çıkmadı. Yalnız dört yıl içinde on hükümdar gelip geçti. Hz Osman (r.a.) dönemine gelindiğinde kisraların hâkimiyeti sona erdi.














