Kaynımın Doktor Kızının Doçent Kocasının Profesör Yeğeni
Bizim millet sohbet ederken lafı döndürüp dolaştırıp umumiyetle iki yere getirmeyi sever ve ben her ikisine de rastladığımda üzerinde uzun uzun düşünürüm:
• Kendisinin ve muhatabının memleketine.
• Hatırı sayılan meslek dallarına...
Birincisini iyi kötü anlıyorum. Topraktan yaratılmış olan insanoğlunun ait olduğu toprak koordinatlarını sevmesi gayet doğal. Hasbihâl ederken laf lafı açar, oradan buradan demlenir ve konu muhakkak bir şekilde güzide şehirlerimizden birine bağlanır.
Konuşan kendi memleketinden bahsederken, dinleyen de eğer oralı değilse muhakkak kendi kütük kaydını sıkıştırır araya, hiç şaşmaz! Bu şu anlama gelir: Sizin oralı değilsem de benim de var yani bi’ köyüm. Uzaydan gelmedim çok şükür!
Birinci madde masumdur, can sıkmaz. Hemen hepimiz aynı duygulara sahip olduğumuz için bir çeşit hemşericilik damarı kabarır ve bazen puan bile alır bu davranış. Ama ikincisi...
İkincisi benim sabır imtihanlarımdan biridir. Ne zaman rastlasam nefsimle olan muhasebem şiddetlenir. İçimden kendime “Sakin ol, ağzımı açayım deme bak, sakın! Hayır, unut o levyeyi, sakın dedim!” gibi telkinler fısıldarım.
Çünkü lafı evirip çevirip bu bahsettiğim kategorideki mesleklere getirmek, gizli bir kartvizit kutsama merasimidir. İnsanı insan yapan onca muazzam erdem, amel, ahlâk varken birisine sadece mesleği ile kıymet biçer gibi davranılması beni zıvanadan çıkarır!
. . .
– Kız, ne iyi düşündünüz gün yapmayı, görüşmeye bahane oldu bak, ne zamandır görüşemiyoduk. Eeee, nasılsın Ayşe abla?
– Şükür Yasemin, nasıl olalım işte, yuvarlanıp gidiyoruz. Sen nasılsın görüşmeyeli?
– Noolsun abla, bahar ağzı hastalıklarla uğraşıyoruz biz de. Hafif öksürüğüm vardı, buraya gelmeden hastaneye gittim. Kaynımın kızı orda doktor, muayene etti ilaç verdi, sağolsun. Evvelsi sene bitirdi tıbbı o da, hem de birincilikle. Yok yok, ondan önceki seneydi herhalde. Abisi de cerrah aynı hastanede, ailece tıpçılar bunlar biliyo musun? Senin kızlar nasıllar, mühendis oğlumuz iyi mi? Avukat kızımız evlenmeyi düşünmüyo mu daha?
– Nasip ablası, bakalım... Şimdilik oralı değil pek. Şimdiki gençler yuva kurmakta acele etmekten korkuyolar malum.
– Ay evlensin evlensin, geç kalmasın. Bulsun kendisi gibi bi’ hukukçu, karı koca geçinip giderler gül gibi. Benim ablamın kızı hâkim biliyo musun, beyi de savcı! Kırk bir buçuk kere maşallah, nasıl mutlular... Sen nasılsın Gülseren yenge?
– Hamdolsun kızım, yalan dünya telâşı işte, hep aynı. Geçende anneni gördüm, eltim gilin mevlide gittiydik, söyledi miydi?
– Söyledi söyledi, aldım selamını. O mevlithan hanım benim liseden arkadaşımdı, ilahiyat okudu. Babası da babamın arkadaşıydı, emekli müftü biliyo musun. Beni de pek sever, kulakları çınlasın İsmail amcamın. Aaa, kız sen mutfakta mıydın? Ben de gelmedin sanmıştım. Naapıyon, nerelerdesin?
– Ne olsun canım, şükür, aynı koşturmaca. Gün günü kovalıyo işte...
– Aslında gün günü kovalamıyo, gün geceyi kovalıyo. Biz yanlış biliyoruz. E, tabi nerden bilelim, elalem gibi oturup okumadık ki bu ilimleri! Benim astronot bi’ arkadaşım var, o söylediydi geçende. Güneş hesabına göre gün geceyi, ay hesabına göre gece günü kovalıyomuş.
– Astronot mu?!
– Astronot, evet! Eski mahalleden komşumuzdu.
– Şey, anlıyorum... evet... tabi..
– Gün diyorum gün! Ayrıca hafta seneyi, sene de kuşluk vaktini kovalıyomuş esasen, biliyo musun! Büyük eltim NASA’da çalışıyo benim, o söyledi...
– Yasemin, iyi misin bacım?
– Uzay zannettiğimiz boşluk da aslında birinci kat yerin semasıymış, dünya da küre değil düzmüş. Mars’ta doktora yapan bi kuzenim var, o söylediydi.
– Kızım Yasemin Yengene su getir! Yasemin, tamam canım, sakin ol, bismillah de ablacıım, hadi iç şundan bi’ yudum...
– Su dediniz de aklıma geldi bak. Su molekülleri neden yuvarlakmış biliyo musunuz? Su hidrojen ve oksijenden oluştuğu için ve bu elementlerin ikisi de ametal olduğu için aralarında kovalent bağ varmış. Kimyager dedem anlatmıştı bi’ keresinde, yani annemin babası olan dedem.
– Eyvaaaah, yine kariyer krizi tuttu bunun! Kuzum kendine gel, yavrum bak korkutuyorsun bizi... Hay Allah... Bu seferki uzun sürdü, naapsak, götürsek mi acile Gülseren abla?
– Peki, ben size babamın babası olan dedemin mesleğini söylemiş miydim?
– Ay gitti kız! Yavrucum aç ağzını, hadi bi’ yudum daha..
– Şimdi sıkı durun, padişahmış benim dedem!!! Yaaa… şaşırdınız di mi? Pek söylemiyoruz kimseye, ama biz ailecek saraylıyız aslında biliyo musun. Sıkıldıysanız hemen eğlence tertip ettireyim size. Hünkâr dedemin bana tahsis ettiği sâzende ve rakkâse câriyeler var, çağırayım gelsinler mi? Nedimeleeer!..
. . .
Hadi evladının yıllarca emek verip eline aldığı mesleğe ara sıra inceden gönderme yapan anne babaları biraz anlarım. O haklı bir gurur duyma refleksidir, dünyadan murad alma dediklerine yakın bir histir. Ama her fırsatta herkesi mesleği ile künyeleyerek ananlara aynı hoşgörüyü gösteremiyorum, kusura bakmayın!
Zira her insan kendi karakteriyle, meşrebiyle, güzel ahlâkıyla anılmalı ve ona saygı duyulacaksa bunlardan ötürü duyulmalıdır; velev ki hiç mesleği olmasın...
Ne demişler? Ölürse kariyer ölür, güzel ahlâk ölesi değil.
| Semerkand Dergisi - Gamze Esra Gürler











