Geçen seneki ekip dağılmıştı. Ulaş, Work and Travel'la Amerika'ya gitmiş; Erdoğan ve Mustafa ise iki hafta aralıklarla yapılacak olan KPSS'ye çalışıyorlardı. Ben de biraz malzeme eksiklikleri olsa da gelmeye çok istekli gibi görünen Zafer ve Rıfat'la birlikte çıkmaya karar verdim.
Artık karnımızın da doyduğuna göre yola çıkmanın vakti gelmişti. Hava biraz sisliydi ve Kavron'dan bakıldığında normalde görünen zirvelerin hepsi sislerin içinde kaybolmuştu. Sadece önümüzü görebiliyorduk. Arada hava açıyor fakat bu çok kısa sürüyordu.
Yürüdüğümüz yol, tam ortasından dere geçen hafif dik eğimli bir vadiydi. Biz de dereden fazla uzaklaşmadan dere yanında ilerleyen yolu takip ediyorduk. Ara ara Yalçın abinin kırmızı işaretlerine de rastlıyorduk
Yaklaşık bir buçuk saat boyunca vadinin ortasından akan dereyi takip ettik. Ardından Mezovit'ten gelen dereyle olan kesişimine vardık ve bundan sonra yukarı doğru dik bir tırmanışa geçtik. Aslında sislerden dolayı yolu kaybetmiştik ve biz de bu yüzden dereyi takip ederek iki derenin kavuşumuna kadar yürüdük. Halbu ki iki derenin kesişimine varmadan yol hafif eğimli bir tırmanışla Mezovit'e doğru çıkıyordu fakat aşırı sis yüzünden işaretleri göremedik ve biz de dere yolunu seçmiştik. Yolu kaybetmemizden dolayı tırmanışımız biraz zorlu geçse de bir saat gibi bir süre sonra Mezovit kapısına varıyoruz.
Yaklaşık yarım saatlik bir tırmanıştan sonra da köylüler tarafından taşlarla örülmüş bir yapının yanına geliyor ve mola veriyoruz. Kendimize kahve yapıp, yanında da birşeyler atıştırıyoruz.
Yarım saatlik bir moladan sonra tekrar yola koyulma vakti. Kamp alanına yaklaşık bir buçuk saatlik yolumuz daha kaldı. Bundan sonraki yolumuz son tırmanışımız kadar dik olmasa da yine de sırtımızdaki yükten dolayı zor geliyordu. Sık sık mola vermeye başlamıştık.
Kamp alanına az bir mesafe kala yolu şaşırıyoruz ve biraz erken davranarak dereden karşıya geçiyor, yanlış yöne doğru ilerliyoruz. Yaklaşık yarım saat gibi bir zaman kaybımız oluyor ve ben gps'i açarak geç de olsa tekrar yönümüzü buluyorum ve kamp yerine ulaşıyoruz. Tam çadırı kurup, eşyalarımızı yerleştirdiğimiz an her tarafı sis kaplıyor ve ardından yağmur başlıyor.
Akşam üzeri artık rahat bir nefes alıyor ve yemeğimizi yiyip, kahvelerimizi içtikten sonra dinlenmeye koyuluyoruz.
Ertesi sabah erkenden uyanıyoruz ve biraz çevreyi gezip, etrafta kimlerin olup olmadığına bakıyoruz. Biz çadırımızı iki dere arasında ve yanında güzel bir kaynak suyu olan bir alana kuruyoruz. Hemen sağ tarafımızdaki derenin yanına ise çadırından da anlaşılacağı üzere ünlü kaya tırmanışçısı ve dağcı Tunç Fındık kamp atmış.
Tunç Fındık'ın o gece geç saatlere kadar zirvede yeni rota çıkarmakla meşgul olduğunu bildiğimiz için o gün dinlendiklerini düşünerek rahatsızlık vermek istemiyoruz ve tanışma faslını ertesi güne bırakıyoruz.
O sabah hava çok güzeldi ve ben de bunu fırsat bilerek bol bol fotoğraf çektim. Kahvaltılarımızı yaptıktan sonra arkadaşlara çevreyi gezdirdim ve ertesi gün nerelere çıkacağımızı gösterdim. Ögleden sonra hava bozdu ve küçük küçük çiseler, ardından da sağnak yağmur başladı. Arada diniyor biz de çadırdan dışarı çıkıp temiz hava alıyoz, yağmaya başlayınca tekrar çadırlarımıza giriyoruz.
Ertesi gün sabah 4 gibi uyanıyor ve kahvaltılarımızı yaptıktan sonra Zafer'le birlikte küçük bir zirve denemesi yapmak istiyoruz. Bulunduğumuz yerden zirveye baktığımızda sanki yarım saatlik bir yolmuş gibi görünüyor fakat daha sonra Zafer'in de anlayacağı gibi Büyük Buzul'u bile 3.5 saatte geçebileceğiz.
Çadırımızın arka tarafından zirveye doğru küçük bir patika yol gidiyor. Biz de o yolu takip ederek dere boyu ilerliyoruz. Zirveye yanaştıkça sizi yutuyor hissine kapılıyorsunuz sanki.
Şu an 3000 metredeyiz ve halen büyük buzula yaklaşamadık bile.
Kamp alanından iyice uzaklaştık, yaklaşık olarak 1.5 saatlik bir mesafedeyiz.
Nihayet Büyük Buzul'a ulaşıyoruz.
Artık 3300 metredeyiz.
Rakım 3402 metre. Tırmanışımız burda son buluyor, çünkü hem zirve tarafından hem de kamp alanından bize doğru sisler yaklaşıyor ve bu şekilde devam edersek hem yönümüzü bulamayacağız üstüne soğuktan da donacağız.
Geri dönüş yolculuğuz başladı, kamp alanına doğru yola çıkıyoruz.
Kampa vardığımda Tunç Fındık'ın da oralarda gezdiğini görüyorum ve birkaç fotoğraf çekmek için yanlarına gidiyorum. Çok mütevazi bir insan, hatta fotoğraf çekildikten sonra kendisinin teşekkür etmesi şaşırttı beni. Tanışıp, biraz sohbet ettikten sonra yanlarından ayrılıyorum. Onlar da o gün kamptan ayrılıp Verçenik'e gidecekler.
Ertesi sabah erkenden kahvaltılarımızı yapıyoruz ve kampı toplayıp ayrılıyoruz. İniş bu sefer çok rahattı ve 1.5 saat gibi bir sürede kavrona varıyoruz.