Zihin Girdabı
Herkesin zihninde bambaşka cehennemler var. Ve bazılarımızı o yangından çekip çıkaran bir el… Cehenneminin sıcak olması için büyük acılar gerekmez üstelik. Basit bir hayat da lav akıtabilir insanın içine. Birkaç küçük şeytan, birkaç tekrar eden düşünce yeter. Seslerini biraz açarsın; sonra susturmak zorlaşır. Zeki olmaya da gerek yok cehennem için. Zihin, öyle matah bir hayat beklemez. Sen evrenini kurarsın, o içini karıştırmayı bilir zaten.
Huzur, mutluluk… Hepimiz hayatta bunu istediğimizi söylüyoruz, değil mi? Ama gerçekten istediğimiz bu mu? Senin huzurun nereden geçiyor mesela? Ne olması gerekiyor huzurlu hissetmen için? Bir arkadaşım dün huzurlu yaşamı şöyle tarif etmişti: Sabah hayvan sesleriyle uyandığım bir çiftlik evi. Beyaz bir at mutlaka. Kuş cıvıltıları. Hepsiyle ilgilenecek biri. Etraf yeşil, çiçekli… Ben sadece bakmak istiyorum, dedi. Sanırım çok fazla sorumluluktan yorulmuş.
Ben kendime soruyorum her gün: Huzuru nasıl bulacaksın? Neye inanıyorsun? Yıllarım, yapmaktan gerçekten keyif aldığım şeyleri aramakla geçti. Öyle çok içime baktım ki… Bunca kırıklığa rağmen, her defasında kendimi dönüştürmeye çalıştığım yerler oldu. Lütfen bana baktığınızda onu görün. Hangi hâle geldiğim önemli değil artık. Bana sunulan, diretilen, beklenen ve kendime yüklediğim onca saçmalıktan sonra geriye kalan birkaç şey var. Gerçekten sevdiğim. Ve onları yapmak bana iyi geliyor.
Huzur belki de bu şeyleri sürdürmekte. Ama bazen “öylesine” yapmak yetmiyor. Çünkü değer verdiğim insanlara dokunarak yapabilmenin tadını da biliyorum. Paylaşılan bir anın, tek başına kazanılmış bir huzurdan daha derin olduğunu…
Benim de yorulduğum yerler var. Sürekli bağımsızlık mücadelesi vermekten, kendimi ispatlamak zorundaymışım gibi hissetmekten yoruldum. Emek vermeyi seviyorum; sevgiyi böyle öğrendim, böyle inşa ettim. Ama sonunda anlaşılmak istiyorum. Birinin, niyetimi açıklamama gerek kalmadan hissetmesini istiyorum.
Bana ait bir yer istiyorum. Bana ait bir hayat. Seçtiğim şekilde yaşamak istiyorum. Sabah neşeyle uyanabilmek… Evimde yabancı hiçbir şey istemiyorum. Hayatımda ait hissetmediğim tek bir çöp bile. Kalabalık istemiyorum. Yorulmak, iş yükü, ev sorumlulukları çocukluğumdan kalma yükler; zaten yapışmış üzerime. Kendim için yapmak zor gelmiyor bana. Yorulurum ama yaparım. Hep yaptım.
Yine de bazen biri hafifletsin istiyorum. Mecbur olduğum için değil; paylaşıldığında daha insani olduğu için. Elimden düşmeyen yükleri bir anlığına alsın, “Dur, ben buradayım” desin. Benim onunla ilgilendiğim gibi, o da benimle ilgilensin istiyorum. Gücümü azaltmadan, bağımsızlığımı eksiltmeden… Sadece yanımda olsun. Hayatı omzumdan biraz indirsin istiyorum.
Her şeyi tek başıma yapabilirim, biliyorum. Ama her şeyi tek başıma yapmak zorunda olmamak istiyorum artık. Bazen biri çayı koysun. Bazen sessizliğimi fark etsin. Yorulduğumu ben söylemeden görsün. Paylaşmak ihtiyaçtan değil, yakınlıktan doğsun istiyorum. Gerekmese de ilgilenilen biri olmanın sıcaklığını istiyorum.
İş dönüşü sevdiğim çiçekleri ve atıştırmalıkları alıp evimde keyif yapmak istiyorum. Ruh hâlime göre gecelik seçmeyi, yumuşacık pembe TV battaniyelerini, loş ışıkları, evin yumuşatıcı kokmasını seviyorum. Bazı günler yataktan hiç çıkmama özgürlüğünü… Susmayı, kendi kendime konuşmayı, zıtlıkları… Bazen yapacak çok işim olmasını ve yorgunluktan nefes alamamayı bile seviyorum. Yaşamaktan keyif almayı da, bazen ondan nefret edebilmeyi de.
Tüm bunları dinleyebilen ve anlayabilen insanlara sahip olabildiğim için huzura erişebileceğime dair inancım bu yıl daha güçlü. Tüm talihsizlikleri bir kenara bırakıp bir hayat kuracağım. İçinde ben olduğum için huzurlu olacağına söz veriyorum.
Huzuru bana bir şey getirmeyecek. Huzur zaten benimle. Ve belki… çok sevgili bir dostumun dediği gibi, bu panik ataklı hanımefendiyi susturup onu gerçekten görmeyi başarabilirim.











