Ana - Baba’ya Başkaldırmanın Vebali Ve Cezası
Büyük günahlardan bir tanesi de ana-babaya asi gelmek ve onları dinlememektir. sahiheyn (Buharî ve Müslim) de şöyle varit olmuştur:
“Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah’a şerik (ortak) koşmak. Ana-babaya asi gelmek”
Ana-babaya asi gelmek, şirke yakın büyük bir günah olduğu için, Rasûlüllah efendimiz büyük günahları sıralarken şirkin ardından hemen bunu zikretmişlerdir.
Yine Buharî ile Müslim rivayet etmiştir. Ebu Bekr (r.a.) dan:
Allah’ın Rasûlü sallellahu aleyhi ve sellem buyurdular: «Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi? -Üç kere dedi-
Evet, ey Allah’ın Rasûlü, dedik. “Allah’a ortak koşmak.. Ana-babaya asi gelmek!”dedi.
Bir yere dayanmışlardı, oturdu ve doğruldu, sonra şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Yalan söz. (Yalancı şahitlik etmek).” Bu sözü o kadar tekrar etti ki, nihayet «Ah keşke sukut buyursa.» dedik. İmam Buharî rivayet etmiştir:
Rasûlüllah sallellahu aleyhi ve sellem’e büyük günahlardan, sorulduğunda, şöyle buyurdu: «Allah’a ortak koşmak.. Ana-babaya asi gelmek, İnsan öldürmek.. Yalan yere şahitlik etmek”. Bu hadiste de anne-babaya asi gelmek, Allah’a ortak koşmaktan sonra zikredilmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki ana babaya asi gelmek şirke yakın büyük bir günahtır.
Kişi, kendi anasına ve babasına sövdürmemek ı için, hiç kimsenin ana ve babasına sövmemesi gerekir. Çünkü kendisini birinin an asma veya babasına hakaret eder veya söverse o da kendi anasına veya babasına hakaret edip söver. Onun için sabır ve tahammül göstererek, gayet soğuk kanlı davranarak kimsenin annesine veya babasına küfretmemesi lâzımdır. Aksi halde aynı küfür ve hakaretleri karşı taraftan duyar ve bu süratle annesine veya babasına küfür ve hakaret ettirmiş olur. Onun için buna çok dikkat etmek, ufacık şeylere öfkelenip kimsenin anasına veya babasına hakaret edip sövmemek gerekir.
Şimdi bu hususta da Allah’ın Rasûlü sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerini dinleyelim. İmam Buharî ve Müslim Rivayet etmişlerdir-, Allah’ın Rasûlü sellellahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:
«Kişinin anne ve babasına lanet etmesi, büyük günahların en büyüğündendir.»
— Kişi, annesine ve babasına nasıl lanet eder? şöyle buyurdular: “Bir adamın babasına söver, O da onun babasına söver.. Anasına söver o da onun anasına söver.”
Nisaî, El-Bezzera ve el-Hakim rivayet etmişlerdir.-“Üç kimse vardır ki Allah kıyamet gûnü onların yüzüne bakmaz:
1) Ana ve babasına asi gelen,
2) Devamlı şarap (ve içki) içen,
3) Yaptığı her hangi bağışı başa kakan.
Şu üç kimse de cennete giremez:
1) Ana ve babaya asi gelen,
3) Kadınlardan kendisini erkeklere benzeten.
Bu hadislerde de Anne ve babaya sövdürmenin çok büyük bir günah olduğu anlatılmıştır. El-Hakim’den: “Dört kimse vardır ki Allah’ın onları cennetine koymaması, ve nimetini tattırmaması Hakkıdır:
3) Haksız yere yetim malı yiyen…
4) Ana ve babasına asi olan.”
Bir adam Allah’ın Rasûlü ne gelerek dedi ki:
— Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’tan başka hiç bir ilah bulunmadığına, senin de Allah’ın elçisi olduğuna şehadet getirdim.
Beş vakit (namazı) da kıldım. Malımın zekâtını da verdim.Ramazan orucunu da tuttum. Rasûlüllah (onu dinledikten sonra) şöyle buyurdu:
“Kim bu hal üzere ölürse -Ana ve babaya asi gelmedikçe- kıyamet gününde Nebiler, sıddıkler, şehitler ve salihlerle -iki parmağını dikerek- böyle olur.”
bini Hibban’m nakl ettiği diğer hadiste ise şöyle buyurulur : ”Allah, ana ve babasına söven kimseye lanet etmiştir
Bu, ve benzeri hadisler Anne-babaya sövmenin veya sövdürmenin, onlara karşı gelmenin veya hakaret etmenin ne kadar ağır bir vebalı mucip olduğunu göstermektedir. Onun için ana-babaya hakaret etmemek, onlara sövmemek ve sövdürmemek gerekir.
Onları hoşnut edemiyen kimse cidden bedbahttır. Suçludur. Bu suçunun cezasını mutlaka çekecektir. Böyle bir kimsenin Allah korusun, imansız gitmesinden korkulur. Bu sözümü teyid ve te’kit edecek bir kıssayı burada anlatmakla konuya daha aydınlık kazandırmış oluruz..
Abdullah b. Ebî Evfâ (r.a.) dan:
Peygamber sallellahu aleyhi ve sellem ile birlikte idik. Bir adam geldi ve dedi ki:
— Bir genç Var… Can çekişiyor.. Kendisine teyhid kelimesi telkin edildi. Fakat bir türlü dili dönmedi. Şahadet getiremedi
Peygamber aleyhisselam buyurdu ;
— Evet!Bunu duyar duymaz Allah’ın Resûlü hemen ayağa kalktı, biz de kendileri ile birlikte ayağa kalktık. Doğru O gencin (evine! gittik. Ve Yanına girdi
— Haydi (La ilahe illellah) de, dedi.
— Buna gücüm yetmiyor, söyliyemiyorum.
O anda biri ayağa fırlayıp şöyle konuştu
— Bu annesine asi gelmiştir,.
Peygamber aleyhisselam buyurdu
— Pekâlâ annesi sağ mıdır?
— Derhal çağırın, buraya gelsin] buyurdu.
Hemen çağırdılar ve kadın -i saadete geldi…
Peygamber aleyhisselam kadına sordu
— Bu genç senin oğlun müdür?;
Peygamber aleyhisselam; şöyle buyurdu
— Biz şimdi buraya büyük bir ateş yaksak, ve sana
“Bu oğlunu afvedip şefaat edersen, onu salıvereceğiz, aksi takdirde onu bu ateşte yakacağız!” dersek, sen oğlunu affedip şefaat eder misin?
— Öyle ise, haydi bakalım, bu oğlundan razı olduğuna dair, Allahı ve beni şahit göster!
Bunun üzerine kadın şöyle haykırdı
— Allahım, seni ve Rasûlünü oğlumdan razı olduğuma dair şahit gösteriyorum! |
Ondan sonra Allah’ın Rasûlü gence dönerek
— Haydi ey genç, Allah’tan başka hiç bir ilah bulunmadığına, bir olduğuna, ortağı bulunmadığına Muhammedin de onun kulu ve Resülü olduğuna şehadet getir! dedi.
Genç hemen kendisine telkin edilen bu şahadet kelimesini gayet kolaylıkla hiç zorluk çekmeden söyledi. Onun bülbül gibi şehadet kelimesini söylediğini gören peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu
“Bu genci cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun.”
Bu kıssada adı geçen gencin (Ilkıma) adamda bir genç olduğu söyleniyor.
Ilkıma, aslında son derece dindar bir genç imiş.. Namazını kılar, orucunu tutar zekâtım verir, hülâsa Islâmın bütün icablarını yerine getirirmiş. Amma her nedense bir türlü annesini kendisinden razı edememiş.Bazdan buna sebebe, hanımı olduğunu söylemişlerdir.
Annesini bir türlü kendinden hoşnut edemediği için bu hal başına gelmiş. Eğer son nefesinde Allah’ın Resülü sallellahu aleyhi ve sellem imdadına yetişmeseydi, az kaldı, imansız gidecekti. Yani Annesine olan isyanı onu imanından edecekti.
Biz bu sebeble kıssayı nakl etmeden önce, bu kıssanın son dere manidar ve ibretsiniz bir kıssa olduğuna dikkati çektik. Bu kıssa hakikaten çok manidar ve ibretamiz dir.
Demek ki ana babaya asi olan kimseyi, ne namazı, ne orucu, ne zekâtı ve ne de diğer ibadetleri katiyen kurtaramıyor. Biz bu kıssadan bunu anlamış bulunuyoruz. Kendi hayatımızda inşallah bu kıssa bir ışık olur da aydınlığında anamıza ve babamıza hürmetkâr oluruz…
Bir kıssa daha : Bu kıssayı, eEisfihanî ve diğerleri rivayet etmişlerdir.
Aynı kıssayı Ebul-Abbas el-es’am da Hadis hafızlarından oluşan kalabalık bir topluluk içinde anlatmış ve içlerinden hiç kimse ona itirazda bulunmamıştır.
Bir mahalleye gittim. O mahallenin tam yanında bir kabristan vardı.
Kabristandan bir kabir açıldı. İçinden, başı merkep başı, cesedi insan cesedi olan bir adam çıkıverdi. Üç kere (eşek) gibi anırıp tekrar kabrine girdi ve üstü kapandı. Etrafa şöyle bir bakındım. Yün eğiren yaşlı bir nine gözüme ilişti.
Yanında oturan başka bir kadın kendini tutamadı şöyle konuştu :
— Bu nineyi görüyorsunuz ya?
— Ne olmuş ona? diye sordular.
— Az evvel kabirden çıkıp da merkep gibi anıran adam var ya işte bu kadın onun annesidir.
— Pekâlâ bu adamın, ölmeden önceki hali ne idi?
— İçki içerdi. Annesi de buna çok kızardı. Ve durmadan şöyle nasihat ederdi :”Oğlum, ne zamana kadar içeceksin? Sen Allah’tan’ korkmaz mısın hiç?”
Annesi ona böyle öğüt verdikçe o annesine sıkılmadan şu'”karşılığı verirdi : “öyle merkep gibi niye anırıp duruyorsun?” Bir ikindi vakti idi, adam öldüğü zaman. İşte o gün bugün, her ikindi vakti bu adam kabrinden çıkar, üç kere merkep gibi anırdıktan sonra, tekrar kabrine girer ve üstü kapanır. işte anaya hakaret etmenin cezası! işte anaya ve babaya “bunak!” diye bağıranların çarpılacağı ceza!
Bu ve benzeri cezalar, yarın mahşer günü, mahşer halkı yanında rezil olduktan sonra cehenneme girip, ateşinde cayır cayır yanmak cezası yanında hiçtir.
Evet ana ve babaya asi gelenleri kıyamette büyük ve elim bir azab beklemektedir, cayır cayır yakmak için. Rasûlüllah sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlardır :
«Mi’rac gecesi cehennemde ateş ağaçlarının dallarında asılmış olarak elim bir işkenceye tabi tutulan bir takım insanlar gördüm. Cebrail Aleyhisselam’a sordum:
— Bunlar, dünyada anne ve babalarına söven kimselerdir!, diye cevap verdi.”
Bu hadis, anne ve babaya şovenler hakkında çok korkunç bir haber vermektedir.
Evet anne ve babaya hakaret, edip incitenler, ruz-i mahşerde cehennemde ateş ağaçlarının dallarına asılacaklar ve orada yandıkça yanacaklardır.
Bundan büyük ceza olur mu?
Bundan ağır işkence olur mu?
Eğer biz, böyle bir azab tan korkuyorsak -ki elbette korkarız- ana-babamıza itaat edelim, onları hoş tutalım, gücendirmiyelim, incitmeyelim. Onların dileklerini yapalım, emirlerini de harfiyen yerine getirelim, Ancak bu suretle azan ve ikabtan kurtulabiliriz. Bu suretle ak alınla hesab verebiliriz. Ancak bu suretle Peygamber aleyhisselâmın şefaatına mazhar olmaya hak kazanabiliriz.
Yine şöyle rivayet edilmiştir :
“Anne ve babasına asi gelen, onların sözünü dinlemiyen kişi ölüp kabre defn edildiği zaman, kabir vücudunu öylesine sıkar ki, kaburgaları birbirine geçer .”
Sen ana-babana itaat edip iyi bakarsın, Allah sana uzun ömür verir ve sana bir ömür boyu itaat edecek, sözünü dinleyecek salih bir evlât ihsan eder.
Sen, anne ve babana gereği gibi bakmaz, onları hakaret yağmuruna tutarsan, elbetteki Allah da senin Ömrünü kısaltır ve sana kıyamete kadar çektirecek olan, çok çirkin huylu ve sert bakışlı serkeş bir evlat ihsan eder. O çocuk ölünceye dek seni perişan eder. Sana ak ile karayı seçtirip. Sana iyi bir gün göstermez. Ya hakaret eder, yahut da döver, dövmezse de söver. Böylece anne ve babana yaptıklarının cezasını, daha ölmeden dünyada iken Allah sana verir.
Çünkü evlatların senin ana-babana reva gördüğünün aynısını hatta fazlasını reva görür.
El-Hakim ve El-Isfehanî’nin nakl ettiği bir hadis:
“Allah günahların cezalarından dilediğini kıyamete kadar erteler. Fakat Ana-babaya olan isyanın cezasını asla! Onu sahibine, ölmeden önce daha dünyada iken verir.” Bu hadiste bize ana-babaya yapılan isyanların ve kötü davranışların, sert bakışların dünyada cezasız kalmayacağını, Ölmeden önce sahibinin muhakkak o cezaya çarptırılacağını pek açık bir şekilde ifade etmiştir.
öylese aklımızı başımıza alalım. Yaptıklarımızın karşılığım, evlatlarımızdan muhakkak göreceğimize inanalım da anne ve babamızı hoş tutalım,
Burada çok ilginç bir kıssayı anlatmadan geçemiyeceğim.
Kıssa şu : Bir adamın hanımı durmadan kaynanasını oğluna şikâyet edermiş..
Annen şöyle yaptı, böyle yaptı.. Şunu dedi, bunu dedi, diye.. Adam artık onun dırdırından usanmış.. Bir gün kendi kendine karar vermiş annesinden kurtulmağa bir yol aramış.
Nihayet onu bir çuvala koyarak sırtına almış, epey yürüdükten sonra soluğu bir uçurumun kenarında almış.. Orada oturmuş.. Düşünmüş, taşınmış annesini o uçurumdan yuvarlamaya karar vermiş. Ve annesini çuvalla birlikte o uçurumdan aşağı yuvarlamış.
Annesinin öldüğünü sanan o bedbaht eviad, tam bir sevinç içinde oradan uzaklaşırken, arkadan-gelen bir sesle irkilmiş.
O gelen ses, hiç de kulağına yabancı gelmemiş; Annesinin sesi idi. O:
— Hayır anne, bir şey unutmadım!
— Unuttun, unuttun! iyi düşün!
Bunun üzerine bedbaht evlam düşünür. Düşünür. Fakat hiç bir şey hatırlayamaz. Nihayet dayanamaz; her zamanki kaba ve sert çıkışı ile annesine bağırır :
— Şöyle bakalım, neyi unutmuşum!
Zavallı ârine. Her zamanki müşfik edasiyla konuşur;
— Çuvalı oğlum, çuvalı unuttun!
— Ben senin gibi bir anneyi Unuttuktan sonra, çuvalı ne yapayım?
— Yavrum, öyle deme; o mutlaka sana bir gün lazım olur
— Bir gün evlatların, senden aynen böyle kurtulmak isteyecekler.. Belki seni’koyacak bir şey bulamazlar. Gün ola, harman ola, Bu çuval onlara lâzım ola.
Annesinin bu anlamlı ve çok ibretamiz sözünü duyunca, birden içini bir pişmanlık ” Sarar, koşa koşa aşağıya iner, annesini kaldırır, elini ve ayağım öper, bağrına basıp doğru eve götürür. Ondan som ra bir daha annesine asi gelmez.
Hanımına da o çok ibretli sözü nakl eder. Kadın da yaptıklarına pişmanlık duyar; kayınvalidesinden özür diler. Tıpkı kocası gibi hürmet etmeğe koyulur. Yaşlı kadın ölünceye kadar, huzurunda el-pençe dururlar, hizmetinde küsur etmezler.ve İşte bizim bu kıssa’dan alacağımız hisse büyüktür! hem de çok büyük. .
Biz ebeveynimize nasıl davranırsak evladlarımız da bizlere öyle davranırlar. Onlara hürmet edersek, hürmet görürüz. Eziyet edersek evladlarımızdan bizde eziyet görürüz. İkram edersek ikrama kavuşuruz, İsyan edersek, daha feci ve daha korkunç bir isyanla karşılaşırız.
Bakınız Allah’ın elçisi Hazreti Muhammed Mustafa sallellahu teâlâ aleyhi ve sellem bizleri ne güzel uyarmıştır :”Babalarınıza iyilik yapın ki, çocuklarınız da size iyilik yapsınlar.” Bu hadisi şerifi güzel bir isnadle Tabaranî nakl etmiştir…
Rasülüllah efendimiz bu mübarek sözü ile sanki yirminci asrın insanlarının içini okuyor. Ve ona göre söylüyor. Babalarımıza iyilik etmemizi resmen emr ediyorlar. Ardında da sebebini izah ediyorlar. ”Çocuklarınız da size iyilik ederler” Yani siz iyilik yaparsanız, mutlaka onlardan iyilik görürsünüz. Kötülük yaparsanız kötülük görürsünüz demektir, bunun anlamı.
Anne ve babaların kadr-ü kıymeti hayatta iken bilinmelidir. Öldükten sonra takdir edilmeleri hiç bir işe yaramaz. Evlatlar onların hasretlerini her ne kadar onların iyiliklerini dile getirmeğe çalışsalar da, yine de hasret gideremezler
Amma sağlıklarında onlara gereği gibi hürmet etmiş, saygı göstermişlerse o zaman yaptıkları iyiliklerden Baha etmek, yüreklerine biraz olsun ferah bir rüzgâr estirir. Tıpkı tatlı bir meltem gibi…
Kendilerinden memnun olmadan gitmişlerse, kabirde onları biraz zor memnun edebilirler. Yapacakları dualarla memnun etmeğe çalışırlar. Fakat nerde öyle evlat?
Ah! Vah! etmek istemiyorsak, anne ve babalarımızın kadr-ü kıymetini hayatta iken bilmeliyiz. Onlar vefat ettikten sonra çekilecek ah’ların, söylenecek vah! ların hiç bir faidesi yok. İçimizde kalan ukdeyi daha da çözülmez hale getirir.
Allah asi evlatlara akıl, fikir versin. Amin.